İran İslam Devrimi ve Muhalefet

13.02.2010 11:10

Zeki Savaş

11 Şubat 2010, İran İslam devriminin 31. yıldönümüydü. Şia tarihi, iktidardan çok muhalefet tarihi olduğu için Şia, muhalefeti çok iyi yürütmesini bilir; münasebetlerden maksimum düzeyde istifade etme becerisini gösterir. Ahmed-i Nejad’ın ikinci kez cumhurbaşkanı seçilmesini müteakiben şekillenen muhalefet de Şia tarihine mütenasip olarak her münasebetten yararlanma taktiğini izler durumdaydı.

 

11 Şubat’a aylar kala devrimin 31. yıldönümü münasebetiyle muhalefetin görkemli bir gösteri yapacağı ve muhtemelen çok büyük olayların olacağı ağızdan ağza dolaşıyor ve birçoğunu tedirgin bir bekleyişe itiyordu. Devrim muhalifi Batılı güçler ve İsrail de medya gücüyle bu söylentilerin gerçeğe dönüşeceğini telkin ediyordu.

 

Sonunda beklenen gün geldi ama yine Batılı güçleri, işgalci İsrail’i ve devrimin tüm muhaliflerini yanıltacak bir mahiyette cereyan etti. Dış güçlerin iç muhalefet üzerinden oynaması, her zaman olduğu gibi İran halkı üzerinde ters etki yaptı ve bu yılki gösterilere çok yüksek bir katılım oldu. 880 il, ilçe ve nahiyede kutlamalar yapıldı. Devrim kutlamaları bununla da kalmadı yaklaşık dört bin köyde de kutlamalar gerçekleştirildi. Devrimin 31. yıldönümünde İran çapında otuz milyon insanın devrim yıldönümü etkinliklerine katıldığı rahatlıkla söylenebilir.

 

Tahran’daki katılım, İmam’ın 15 yıllık sürgünden döndüğü gün gibiydi. Gösteri ve yürüyüşler, resmi olarak saat 9:30’da başlıyordu ama halk saat sekizden itibaren caddelere döküldü ve muazzam bir gösteri yapıldı.

 

İran’daki devrim kutlamaları birçok ülkenin kuruluş yıldönümü etkinliklerinden çok farklıdır. Kutlamalar ordunun, polisin ve öğrencilerin resmi geçidi şeklindeki devlet törenleri mahiyetinde değildir. Program baştan aşağı tamamen sivildir. Bütün il ve ilçelerde yürüyüş güzergâhı belirlenir ve halk o güzergâhlarda gösteri yapar. Devletin tek katkısı, belediye otobüslerini tahsis etmektir. Kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı, inkılapçı, milliyetçi gibi tüm sınıflardan ve yapılardan milyonlar kendi iradesiyle sokağa çıkar. Herkesin birey olarak geldiği, grupların olmamasından ve katılımcılar arasındaki düzenden bellidir. Grup halinde katılan çok az var ki onlar da belli gösterileri yapmak için grup kurmuşlardır. Ayrıca metropollerde sabah saat sekizden saat on bire kadar katılım devam eder. Katılımın zamanlaması, iştirakin doğallığını ve devlet tarafından organize edilmediğini gösterir. Aile boyu katılımlar çok fazladır. Anne babalar kucaklarında bebekleriyle birlikte yürürler. Bunun yanında yürümekte zorluk çeken yaşlılar var. Kim onları zorla getirir veya getirmek ister? Anne baba kucağındaki çocuklardan yetmişlik insanlara kadar her yaştan ve her sınıftan ve her düşünceden insanın katılması, gerçek anlamda bir halk gösterisine dönüştürür devrim yıldönümü törenlerini.

 

Tam tesettürlü bayanların yanında “bedhicap” diye tanımlanan yarım örtülü bayanların, modern giyimli insanların yanında “Hizbullahî” diye tanımlananların, kültürlü insanların yanında sokak kabadayılarının, ideolojik sloganlar atanların yanında karnaval havasında katılıp yürüyenlerin bulunduğu bir gösteridir, bir şölendir 22 Behmen törenleri.

 

Bu tür merasimler, dış tehdidin artıp azalmasına paralel bir ideolojik mahiyet kazanır. Dış tehdidin artması durumunda ideolojik katılım ve sloganlarda artış gözlenir. Bu yılki kutlamalar, böyle bir tehdit algısı içinde yapıldı. 

 

22 Behmen (11 Şubat) gösterilerine herkes İslami kaygılarla katılmaz. Milli duygu ve düşünceler de önemli ölçüde belirleyici olmaktadır. Devletin kendisi de milli söylemleri yüksek sesle dile getirmektedir. “İran” ve “İranlılık” çok işlenen bir unsurdur. Katılımcılarla yapılan röportajlarda bu husus dikkati çekmektedir. Neden katıldınız sorusuna ideolojik temelde cevap verenlerin yanında “çünkü İranlıyım, İran’ın gücü ve saygınlığı için buradayım” diyenler de az değildir. Hatta tamamen dış bir mesele olan Kudüs günü yürüyüşüne katılanlarla yapılan röportajlarda bile neden katıldınız sorusuna “çünkü İranlıyım” diyenleri görmüştüm.

 

Devrim yıldönümü gibi milli mahiyet kazanmış ve dış tehditle ilişkilendirilmiş merasimlere katılım belirli bir kesime has değildir. 22 Behmen gösterilerine Musevi’ye oy verenlerin önemli bir çoğunluğu da katıldı. Musevici olmak, devrim karşıtı olmak değildir kahir ekseriyet için. Musevi ve Ahmed-i Nejad konusu, hükümetle ve iç politikayla ilgili bir konudur; devletle ilgili değil. Dış basın, hükümetle ilgili olan bu sorunu bilerek veya bilmeyerek rejim sorunu gibi sunuyor. Rejim sorunu olanların, iç ihtilafı rejimin aleyhine kullanmaya çalışması bu gerçeği değiştirmez. Her ülkede rejim aleyhtarı bir kesim olur ve bu tabiidir.

 

İran içinde ve dışında beklenenin aksine muhalifler boy gösterisi yapmadı. Alternatif gösterinin en az diğeri kadar veya daha çok olacağı bekleniyordu. Koca İran’da sadece Tahran’da muhalif bir ses yükseldi ki, o da 15 milyonluk kentin sadece bir bölgesinde çok küçük bir azınlık tarafından yapıldı. Bu kadarlık bir aykırılık da çok doğal olsa gerek.

 

İç ve dış muhalefetin beklentisini boşa çıkaran iki temel unsurdan söz edilebilir:

 

Birincisi, İran halkı dış tehdit algısının arttığı ve milli çıkarların söz konusu olduğu zamanlarda iç ihtilaflarını hasımlarının kullanacağı bir zemine taşımaz. Anında tavır değiştirir. Amerika’yı yıllardır yanıltan konulardan biri budur. Değişik kanallardan edindiği bilgiler sonucu toplumsal rahatsızlığın arttığını sandığı dönemlerde dış bir hamlenin bu iç rahatsızlığı rejimin aleyhine çevirebileceğini düşünerek harekete geçer ve her defasında da aksi sonuçla karşılaşır. Rejimden veya hükümetten rahatsız olduğunu varsaydığı insanların kendi yanında yer almasını beklerken karşısında bulur onları.

 

İkincisi, İran toplumu şartlara ve duruma göre çok çabuk yön ve tavır değiştiren bir toplumdur. Bu durum, onların kültürlerinin bir parçasıdır. Ayrı kültüre sahip insanların İran toplumunun yönünü saptaması oldukça güçtür. İran kültürüne ait aydın, düşünür, âlim ve siyasetçilerin birçoğu bile kendi toplumlarıyla ilgili doğru öngörüde bulunamazken yabancıların bu toplumla ilgili doğru analizlerde bulunması kolay değildir. Cengiz Çandar gibi İran ile ilgili iddialı yorum yapanlar, gidip bu yılki devrim yıldönümü merasimlerini yerinde izleseydiler, İran ile ilgili her konuyu yeniden düşünme ihtiyacını hissedeceklerdi.

 

Gösterileri izleyen yabancı muhabirlerin birçoğu da gördükleri karşısında şaşkınlığını gizlemiyordu. Ne var ki, 22 Behmen’de yaşanan bu gerçekler kasıtlı olarak muhalif medya tarafından gizlenmeye çalışıldı, on milyonların katılımı görmezlikten gelindi. Dünyanın her yerinde yaşanan sıradan itirazlar hükmündeki bir olayı “İran sallanıyor” diye veren ajanslar, neredeyse toplumun yarısının katıldığı gösterileri sessizlikle izlemeyi tercih etti.

 

22 Behmen’den önce halkı gösterilere katılmaya davet edenler arasına, uzun süredir suskun kalan ve Tahran Cuma namazlarını kıldırmaya ara veren Rafsancani de katıldı. Sadece davet etmekle kalmadı Musevi, Kerrubi ve Hatemi’nin aksine halkın arasına karışarak bizzat yürüyüşe katıldı. Rafsancani’nin bu tutumu, muhalefetten desteğini çekmeye yorumlandı bazıları tarafından ama Rafsancani’yi iyi tanıyanlar, onun kritik zamanlarda yanlış adım atmayacağını bilir.

 

Katılımın bu denli güçlü olması, İran’daki iç ihtilafın ve görüş farklılıklarının bittiği anlamına gelmiyor. İran’ın siyasi tarihine vakıf olanlar, bu ülkede her otuz yılda bir bazı önemli siyasal gelişmelerin olduğunu, ciddi değişimlerin yaşandığını savunuyor ve bir değişimin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Ancak bu değişimlerin çoğunun, rejim değişikliği şeklinde değil de ıslah ve reform mahiyetinde olduğunu ve şimdi de bir reforma ihtiyaç olduğunu savunuyorlar. Ne var ki, dış müdahaleler iç değişim talebinin kendi tabii seyrinde gitmesine engel oluşturuyor. Dış müdahaleler, iç değişim talebinin ya dondurulmasına veya yön değiştirmesine neden oluyor. Her iki durum da İran toplumunun lehine değildir. Bu değişimin niteliğine ve niceliğine dış müdahalelerden uzak bir şekilde İran toplumunun kendisi karar vermelidir. Hem İran’ın hem de dünyanın lehine olacak olan budur.

 

Bu yılki 22 Behmen etkinliklerine damgasını vuran konulardan biri de Ahmed-i Nejad’ın konuşmasıydı. Bu konuşmada %20 zenginleştirilmiş uranyumu ürettiklerini ve ilk partinin tıp alanında çalışan bilim adamlarına teslim edildiğini resmen bütün dünyaya duyurdu. Sağlık alanında bu orana ihtiyaçlarının olduğunu, eğer dışarıdan verilmezse kendilerinin üreteceğini 5+1 ülkelerine ilettiğini; ancak onların bunu ciddiye almadıklarını söyledi. Batılı ülkelerin hastalara acımadığını ve kendilerinin buna seyirci kalamayacağını, kalmadıklarını dile getirdi.

 

Ahmed-i Nejad, Netenz Nükleer Tesisleri’nde %80 oranında uranyum zenginleştirebilecek imkân ve kapasiteye sahip olduklarını ama bu oranda zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaçlarının olmadığı için üretmediklerini ve üretmeyeceklerini belirtti.

 

Nükleer silah iddialarıyla ilgili de böyle bir planlarının ve ihtiyaçlarının olmadığını ama eğer bir gün lazım olursa bunu da yapabileceklerini ve dünyaya da resmen açıklayabilecek cesarete sahip olduklarını söyleyerek meydan okudu.

 

Ahmed-i Nejad, Batılı ülkelerin kendilerine nükleer teknolojiyle ilgili ilaç ve cihazların İran’da üretilmemesini, bunun yerine kendilerinden satın alınmasını önerdiklerini hatırlatarak basit bir soru sordu: Biz bunları üretelim, siz bizden satın alın. Bunun ne zararı var?

 

Sahi ne zararı var? İslam ülkelerinin ileri teknolojiye sahip olmaması gerekir diye bir kural mı var? Varsa, bu kuralı kim koymuş ve neden böyle bir kural konulmuş?

 

İran üzerinden yürütülen psikolojik savaşın arkasında bu sorunun cevabı yatmaktadır. Süper güçler, özellikle İslam ülkelerinin Ortadoğu ve dünya dengelerine etki edecek düzeyde bir teknolojiye ve gelişim düzeyine erişmesini istemiyor. Meselenin özü budur. Gerisinin tümü bahanedir. İran halkı da bu gerçeği gördüğü için, İran’ın dünyanın ilkleri arasına girmesini istemeyen Batılılara karşı devrimin yanında olduğunu gösterdi. 

FITRAT

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim