İran: Çıkmazın sonuna doğru

10.05.2015 04:35

Yaser ez Zeatira

Yemen, Irak ve Suriye'deki gelişmeler İran'ın içinde bulunduğu krizin derinleştiğini gösteriyor. Bu dönemde, Suriye sahasında Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar arasındaki koordinasyonun artması önemli.

Yemen’de Halk Direnişi gelişiyor, Husiler ve müttefiki devrik lider Ali Abdullah Salih’e kan kaybettiriyor. Irak’taki trajedi savaşa yaklaşımla ilgili yeni bir süreç dayatıyor. Suriye’de büyük saha gelişmeleri yaşanıyor. Hatta Lübnan’da Hizbullah’a siyaset ve medya üzerinden nitelikli bir yüklenme söz konusu ve örgütün dokunulmazlığı kalktı. Tüm bu gelişmeleri şu başlık altında okumak mümkün: ‘Bütün hesapları ve tahminleri aşan İran müdahalesiyle mücadele noktasında Arap-Türk uyanışı.

Suriye

Bu gelişmelerin 'tesadüfen' eş zamanlı gerçekleştiğini söylemek zor. Zira Suriye’de yaşananlar, İdlib kentinin kurtarılmasından Cisruş Şugur zaferi ve güneyde Kasım Süleymani’nin operasyonlarının başarısız olmasına kadar dikkat çeken ilerlemenin bir işaret olmaması mümkün değil. Üstelik bu ilerlemenin büyük parçasını devrimcilerin çabaları ve cihatları oluşturmaktadır. Hiç kuşkusuz devrimcilerin bu başarılara imza atmaları için iyi destek aldıkları şüphesiz. İdlib ve Cisruş Şugur’u kurtaran ‘Fetih Ordusu’nun oluşturulması yönündeki destek de cabası. Beşşar Esed’in İdlib’in düşmesinden Türkiye’yi sorumlu tuttuğu (aynı suçlamayı Cisruş Şugur için de söyleyecektir) son söyleşisini dinleyenler, tartıştığımız bu boyutu daha iyi anlayacaktır.

Birçok siyasi ve medya kaynağının ortaya koyduğu üzere Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar arasında Suriye sahasında koordinasyonun artması, basit bir boyut değildir. Çünkü bu üç ülke arasında zıtlaşmanın yaşanması, Suriye’de sadece çatışmaların seyri üzerinde değil, aynı zamanda Suriye dosyasının genelindeki siyasi hareketlenme üzerinde de olumsuz etkiler bırakırdı.

Bu tespitler son birkaç hafta içindeki başarıları sunduğunuz bir askerî rapor değil; ancak haberleri takip edenler bu başarılarda kuşku duyamaz. Hatta İran ittifakının kendi medyası dahi bu başarıları gizleyemiyorlar. Haberlerin satır arasında rejim güçlerinin ilerlemesinden bahsederken hayal kırıklıklarını gizlemeye çalışıyorlar. Suriye rejimi askerleri, rejime bağlı ve dışarıdan getirilen milisler öldüğünde ve bu askerlerin bazılarının cesetleri video kayıtlarında gösterildiğinde hiçbir şey olmamış gibi görmezden gelmek zorlaşıyor. Doğal olarak görmezden gelmek siyasi skandallar da içermektedir.

Yeryüzünün dört bir yanından getirilen savaşçıların, devrimcilerin iradesiyle mücadelede ederken pek bir şey yapmayacakları açıktı. Hizbullah’ın oynadığı önemli rol de bu kaideye dahildir. Örgütün genel sekreteri yaklaşık bir yıl önce Kalamun’da tehditler savurmuştu. Şu ana kadar bu tehditlerle ilgili hiçbir şey gerçekleşmedi; hatta devrimciler ilerleme dahi kaydettiler.

Yemen ve Irak

Yemen ile ilgili fazla bir açıklama yapmaya gerek duymuyoruz. Zira orada Halk Direnişi tedrici olarak gelişiyor ve hava operasyonlarının sonuçları bir yana önceki kaos hâlinden organize bir yapıya geçiliyor. Tüm bunlar Husilerin kaybının özellikle güneyde gün geçtikçe arttığına işaret ediyor.

Devrik lider Salih’in yeni tutumu (BM Güvenlik Konseyi'nin kararını kabul etmesi ve Husilerden bu kararı kabul etmelerini istemesi) zafer kazanma olasılığına dair taşıdığı ümitsizliğin göstergesi. Özellikle de partisinin birçok yöneticisinin kendisini terk etmesi ve bağlılıklarını sunmak için Suudi Arabistan’a gitmesi sonrası… Tabii bu durum Salih’in Körfez ülkeleriyle, "Husilerin satılmasını" içeren bir anlaşmaya varmaktan umutsuz olduğu anlamına gelmez.

Irak da bu gelişmelerden uzak değil; ancak orada düşman, tüm tarafları kendisine karşı birleştiren IŞİD örgütü. Bununla birlikte Haşdi Şabi (Halk Topluluğu) milislerinin açık ara başarısızlığı ortada; IŞİD, Tikrit’i kaybetmesine rağmen büyük başarılar elde etti. Burada İran ittifakının gerilemesinin ardında Irak Başbakanı Haydar İbadi’nin Amerikan desteğini milislere yeğleme girişimi yatıyor. Özellikle Washington’ın, bu milislerin katılması hâlinde Anbar savaşına müdahale etmeyeceğini açıklamasının ardından İbadi böyle bir karar aldı. Irak Başbakanı, Tikrit’te milislere karşı Amerikan desteğini seçti. Gerçi milisler bir şekilde sahada varlar; ancak başarısız olmaları, İbadi’yi böyle bir tercihe zorladı. Ve bu tercih Tikrit’in alınmasında belirleyici oldu.

İbadi Irak’ta milislerin olmadığını dile getirirken aslında adeta güneşi balçıkla sıvamaktadır. Zira İbadi içine düştüğü trajediden kendisini kurtaracak bir destek kapısı arıyor. Aynı zamanda İbadi çevresindeki Arap ülkelerinden destek bulmak umuduyla korkunç İran nüfuzu ile kendi iktidarı arasında bir denge kurmaya çalışıyor ve doğal olarak Nuri Maliki deneyimini tekrarlamamak için fırsat kolluyor.

İran medyasında İbadi’ye yönelik öfkenin işaretleri (sınırlı da olsa) mevcut. Bu öfke, İranlı yöneticilerin İbadi’nin Tahran’ın gücünü sınırlamaya çalıştığı ve başına doğrultulmuş bir kılıç olmasını istedikleri milislerin bir şekilde zayıflatılacağı yönündeki düşüncelerini yansıtıyor. Bununla birlikte bizler İbadi’den fazla umutlu değiliz. Zira o mezhepçi yapısının ve manevraya pek alan bırakmayan İran tecavüzlerinin esiridir. Ancak Irak’ta İran’ın gücünün gerilediğine, Suriye ve Yemen’de olduğu gibi orada da trajedinin artması ihtimaline işaret edebiliriz.

Aylardır Hz. Hüseyin derecesinde bir ikona dönüşecek kadar gündeme oturan Kasım Süleymani’nin sesinin (ki Hz. Hüseyin’in zorba yöneticileri destekleyen savaşlarla hiçbir ilgisi yoktur) kesilmesi, İran çıkmazının geldiği noktayı yansıtıyor. Özellikle de muhafazakârlar, rakipleri reformcular lehinde büyük bir ivme içermesine rağmen nükleer anlaşmayı onaylamaları gerektiğini düşünmüşken…

Tüm bu yaşananlar İran'ın çıkmazın sonuna doğru ilerlediği anlamına geliyor. İran’ın ve Nasrallah’ın söylemlerine kulak kesilenler içine düştükleri krizin yapısını daha iyi anlarlar. Ancak zehirli kaseden içecek noktaya geldiklerini söyleyemiyoruz. Bu noktaya gelene kadarki süreç ise maalesef kısa olmayacaktır.

Zehirli kaseden kasıt, İran’ın Araplar ve Türkiye ile anlaşmaya varmasıdır. Bu anlaşmanın tek amacı işlerin doğal akışına getirilmesidir. Zira hiç kimse ötekini ortadan kaldıramaz. Bölgenin kaderi, ülkeler ve keza ırklar ve mezhepler bazında birlikte yaşamaktan geçmektedir. 

Kaynak: Al Jazeera

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim