İran, ama sadece İran değil

18.06.2009 18:14

Nuray Mert

İran yazmaya devam edeceğim, ama İran mevzusu sadece İran’la ilgili değil. Dahası, Türkiye’de yine gündem, bir ‘darbe teşebbüsü’ iddiası ile çalkalanırken, İran konusuna ‘kapanmak’, ‘kaçamak’ olarak değerlendirilebilir. Hiç değil.

Darbeciliğin ipi bunca (ve iyi ki) pazara çıkmışken, bu tür işlere aklı en çok yatanların bile darbe ve benzeri girişimlere mesafe koymak ihtiyacı duyduğu bir ülkede artık darbe falan olmaz, kimse canını sıkmasın. Dahası, tabii, uluslararası ortamın darbeye izin vermemesi gibi bir ‘güvence’ de var. Yine de ‘uyanık’ olmayalım mı? Olalım. Yine de teşebbüsler varsa, ortaya çıkmasın mı? Çıksın. Ama ne daha eksik, ne daha fazla. Müsadenizle, ‘darbe’ söylemi, politik tartışmanın tek ve yegâne konusu olarak, her şeyi örten, gölgeleyen bir şal halini de almasın.

Bugün demokrasilerin karşılaştığı veya karşılaşabileceği yegâne tehdit askeri müdahaleler değil, bunu görüp yol haritamızı ona göre çizelim. Bakın, çok yakın geçmişte, laiklik konusunda sivil tepkilerin de ‘darbecilik’ suçlamasıyla önemsizleştirilmeye çalışıldığını gördük, yaşadık. Yetmedi, yakın tarihin en karanlık işleri, adamakıllı sorgulanmak yerine, ‘Ergenekon’ efsanesi etrafında temize çekilmeye çalışıldı, hâlâ bu gayrette olanlar var.

Tabii, bu işlerin bir de uluslararası eksende neye karşılık geldiği meselesi var. Türkiye’de muhalefette kalan ‘laikçi’lerin, hiçbir şiddete bulaşmayan mitinglerine ‘seçkinlerin’ oyunbozanlığı diye bakan Batı demokrasileri, İran’da seçim sonuçlarına itiraz edeceğiz diye ortalığı savaş meydanına çeviren gösterilere ‘demokrasi’ mücadelesi muamalesi yapıyor. Batı’nın işine geleni ‘demokrasi mücadelesi’ diye taltif ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu kadar ikiyüzlü, çifte standartlı bir dünyada, hiçbir ülkede dört başı mamur bir demokrasi mücadelesi yapmak mümkün değil.

Kötü bir hatıra

İran konusunu bu minvalde tartışmaya devam etmek niyetindeyim, ama önce çifte standart deyince ve dün HaberTürk gazetesinde, Nihal B. Karaca’da değinmişken söz etmeden geçemeyeceğim bir husus daha var. Karaca, ‘Güzel bacak reformuna cevap’ başlıklı yazısında Oral Çalışlar’ın 12 Haziran tarihli, ‘İran’ın en güzel bacaklı kadını’ yazısını neden yadırgadığını anlatmış. Söylediklerine tamamen katılıyorum. Kadın hakları konusunda son derece duyarlı olan Çalışlar’ın iş İran’a gelince, siyasi kimliğiyle önem arzeden bir kadının, ne türden bir metafor kaygısıyla olursa olsun, ‘bacakları’nı ilgimize sunması anlaşılır şey değil.

Dahası var. Muhalefet lideri Musavi’nin eşi ‘Zahra Rahnavard’ın bacakları’ hikâyesi birlikte olduğumuz bir İran gezisinden ‘hatıra’. Ve son derece kötü bir hatıra. Zira, o gezi, Doğu Konferansı adına bir grup gezisiydi. Rahnavard’ın o zaman rektörü olduğu üniversiteye davetli olarak gitmiştik. Çalışlar’ın dönüşte, sekiz günlük İran gezisinden derlediği kitapta, Rahnavard’ın bacaklarına ilişkin bir söylentiye yer vermesi, tepkiyle karşılaştı, bu geziyi düzenleyen arkadaşlarımızı çok zor duruma düşürdü. Bu olay kendisine iletildi. Ben, o zaman, Çalışlar’ın boş bulunmuş olduğunu düşünmüştüm. Yıllar sonra, konuyu üstelik başlık atarak gündeme getirmesini anlayışla karşılamak mümkün değil. Meğer olay, sıradan bir boş bulunma değilmiş, her şey gazetecilik mesleğine kurban edilebilirmiş!

Ne diyeyim, demokrasi, özgürlükler, kadın hakları, hatta meslek, nezaket, her şeyin kısa devre yaptığı bir zamanda yaşıyoruz.

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim