1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. IRAK

  4. Irak’taki Buhran Mezhebî İse Asıl Sorumlu Kim?
Irak’taki Buhran Mezhebî İse Asıl Sorumlu Kim?

Irak’taki Buhran Mezhebî İse Asıl Sorumlu Kim?

Irak’taki sorunu şiî-sünnî gibi bir mezhebî yaklaşım açısından ele almak elbette ki son derece yakışıksız, ama, yazık ki, Mâlikî bu yanlıştan bir fayda umuyor gibi bir görüntü vermekten kaçınmıyor..

A+A-

Selahaddin E. ÇAKIRGİL

Irak’daki mevcud buhran mezhebî ise, asıl sorumlu kim?

Irak’da sosyo-politik bünye son haftalarda daha bir buhranlı.. Hemen her büyük Irak şehrinde yaygın protesto gösterileri yatışmak bir yana, bir de giderek tırmanacağa benziyor.. Başbakan Nûrî Mâlikî,  daha çok da mezhebî ayırımcılık yapıldığı iddiasına protesto olarak gösterilen bu gösterilerin devam ve yaygınlaşması halinde, güvenlik güçlerini devreye sokmakta tereddüd etmiyeceğini bir gözdağı olarak açıkça dile getirmiş bulunuyor.. Bu tehdid işe yarar mı, bilinmez ama, bazı protesto odaklarından, güvenlik güçlerinin devreye sokulması halinde, kendilerinin de silahlı karşılık vermekte tereddüd etmiyeceklerine dair bildiriler yayınlanmakta olduğu gibi, buhranın giderek daha bir kontrol dışı kalabileceğinin işaretleri de peyderpey geliyor..

Bu gelişmeler de tabiî karşılanmalıdır.

Çünkü, bu ülke, 35 yıl süren bir kanlı Baas rejiminin ve Saddam gibi bir ismin acımasız diktatörlüğünün dişlileri arasında ezilmekle ve, o rejimin başlattığı korkunç kanlı bir 8 yıllık İran-Irak Savaşının virân edici musibetlerinden de nasibini almakla kalmayıp;  bu savaşın ağır faturasını gizlemek adına Saddam tarafından çılgınca gerçekleştirilen Kuveyt’in işgal ve ilhakı da, Ortadoğu’daki  Osmanlı Devleti’nin parçalanmasından sonra oluşturulan emperyalist dengeleri alt-üst ettiğinden, Saddam’ı cezalandırmak adına Amerikan emperyalizminin öncülüğünde tezgahlanıp, 1991 ile 2003 Baharında sahnelenen korkunç savaşlar, bu ülkeyi daha bir yerle bir etti.. Sonunda Saddam da idâm olundu, ama, bu ülkenin sosyal bünyesinin bu büyük ameliyatlardan sonra sağlığına kavuştuğunun ileri sürülmesi mantıklı olamazdı..

*

Önce bir durum muhakemesi yapalım..

İslam İnqılabı’nı yeni gerçekleştirdiği için Şah döneminden kalma ordusu büyük çapta dağılmış, sosyal düzenini yeni baştan kurmaya çalışan İran’a karşı Saddam Irakı’nın Amerikan emperyalizminin teşvik ve tahrikiyle yürüttüğü savaşta, 8 yıl boyunca bütün emperyalist ve şeytanî güçler Saddam’ın yanında yer alıp desteklemişken..

O savaşta kendisine verilen rolü tamamiyle yerine getirememiş olmanın ezikliğini yaşayan Saddam’ın durumunu kendi halkına karşı kurtarmak için, Ağustos-1990 başında bir gecede Kuveyti işgal ve ilhak ederek gerçekleştirdiği saldırı sonrasında, 1991 Baharı’nda B. Amerika ve bazı müttefikleri ile, Irak rejimi arasında meydana gelen Birinci Körfez Savaşında  Saddam Irakı’nın çok ağır bir mağlubiyet alışı hatırlanmalıdır.

Birinci Körfez Savaşı’nın Amerikalı komutanı General Schwarzkoph, en büyük idealinin gerçekleştirememiş olmanın hayal kırıklığını yaşadığını belirtmişti.. En büyük idealinin ise, Bağdad’a gidip, Saddam’ın dev heykelini yıkmak olduğunu açıkça söylemişti..

Evet, Saddam değil, heykeli bile yıkılmamıştı, o zaman..  Çünkü, Amerikan emperyalizmi, Saddam’ın ve Baas rejiminin devrilmesi halinde, hadiselerin inisiyatifini yitirebileceğini ve ortaya bir otorite boşluğu çıkacağını, Saddam’ı iktidarda tutmanın asıl güç gösterisi olacağını düşünerek, onu kıskıvrak bağlayıp, 12 sene daha iktidarda tutmuştu..

(Ki, Çöl Fırtınası diye isimlendirilen ve Saddam Irakı’nın sadece asker olarak bile en az 250 bin kadar asker kaybetmesiyle sonuçlanan ve B. Amerika ve müttefiklerinin 750 binlik büyük bir gücünün komutanı olan ve ’Çöl Ayısı’  lâkabıyla da şöhret bulan Gen. Norman Schwarzkopf geçen hafta, 78 yaşında ölmüş bulunuyor.. Dönemin Amerikan Başkanı (Baba) Bush’un, bu ölüm ardından, ’gerçek bir Amerikan vatanseveri ve neslinin en büyük askerî liderlerinden birinin yasını tutuyorum..’  demesi boşuna değildi..

Bilindiği üzere, 1945 Ağustosu’nda Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombasını atıp, 300 binden fazla sivil insanı bir anda kavuran iki pilottan birisi, ’Ben vatanıma karşı vazifemi yaptım’ derken; diğeri, o korkunç modern barbarlığa âlet edildiği için çektiği vicdan azabının altında ezilmiş ve ömrünün sonuna kadar bir tımarhanede kalmıştı.. General Schwarskoph da, yüzbinlerce insanın tamamiyle emperyalist emeller uğruna öldürülmesinde kukla olarak kullanıldığını anlayıp öyle bir vicdan azabı çekseydi, herhalde medyaya yansırdı..)

*

’Birinci Körfez Savaşı’ üzerinden 12 yıl geçtikten sonra ise..

2003 Martı’nda.. Saddam ve Baas rejimi, Amerika’da gerçekleşen 11 Eylûl 2001 Saldırıları’nın tertibçisi olarak gösterilip suçlanan El’Qaide teşkilatıyla irtibatlı diye suçlanarak ve de nükleer ve kimyasal kitle imha silahlarına sahib olduğu iddiasıyla cezalandırılmak için, üç hafta süren bir korkunç savaş sonunda, Irak bir kez daha ve daha bir virâneye döndürüldü..

Amerikan emperyalizminin o dönemdeki başkanı (Oğul) Bush’un bağlı olduğu ve hrıstiyanlık tarikatının da bu saldırıda özel bir etkisi biliniyor. Çünkü, o tarikata göre, Hz.İsâ’nın ’Beklenen Mesih’ olarak dönmesi için, önce Kudüs’de büyük yahudi krallığının kurulması gerekiyordu.. Bu da, Evanjelik tarikatıyla, siyonist yahudiler arasında var olan hedef birliğinin hatırlanması gerekir. Bu cümleden olmak üzere, Ahd-i Atiqdeki bir âyetin dayanak olarak kullanıldığı da hatırlanmalıdır:

’İşte, Babil'e (Bağdat'a) karşı ve Leb-Kamay'da oturanlara karşı helâk edici bir yel uyandıracağım. Ve Babil'e harman savuranlar göndereceğim ve onu savuracaklar; ve onun diyarını boş bırakacaklar; çünkü kötü günde her taraftan onun üzerine gelecekler. Yay kurana ve zırhı ile övünene karşı, okçu yayını kursun ve onun gençlerini esirgemeyin; onun ordusunu bütün bütün yok edin..’ (Eski Ahid, Yeremya, 51; 1-4)

Irak’a karşı emperyalist dünya tarafından girişilen İkinci Körfez Savaşı da böyle psikolojik ve inanca dayalı argumanlarla başlatılmış ve üç hafta kadar süren korkunç saldırı sonrasında Irak rejimi çökertilmiş; Saddam da ortadan kaybolmuş, ordusu da dağılmış ve adetâ buharlaşmıştı. Birkaç ay sonra ise, yakalanan Saddam da yargılanmasını müteakib, idâm olunmuştu..

Irak’ın bu son savaşta direkt ve dolaylı olarak uğradığı insan kaybının, 2 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir..

*

Yaklaşık 20 milyonluk bir nüfusa sahib olduğu kabul edilen Irak halkının yüzde 90-95 kadarı müslüman, gerisi ise, hristiyan ve yahudi..

Müslüman halkın yüzde 60 kadarının şiî müslüman, yüzde 40 kadarı da sünnî müslüman..

Bu yüzde 40 kadarlık sünnî kesimin yüzde 70 kadarının (5-6 milyonunun) da kürdlerden (yarım milyon kadarının da türkmenlerden) oluştuğuna bakılırsa, arab etnisitesine mensub sünnî kesimin 2,5 milyon kadar olduğu tahmin edilmektedir.

Yazının Devamı… 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum