Irak'ta yeni dönem: Aktörler, gruplar ve dış politika

23.12.2011 00:44

Gökhan Bacık

Amerikan askerlerinin yaklaşık dokuz yıllık bir süreden sonra Irak'tan çekilmesi, Ortadoğu siyaseti açısından önemli bir gelişmedir.

Bundan sonra Irak siyasetinin nasıl yol alacağı, bunun bölgedeki diğer ülkelere tesiri ise en önemli soru işaretleridir. Ancak hemen ifade etmek gerekir ki Amerikan askerlerinin tamamen çekilmesi Irak üzerindeki Washington etkisinin hemen ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Bağdat'ta büyükelçilik yapan Zalmay Halilzad, bir televizyon konuşmasında "Bundan sonra Amerika siyaseti, başka imkânları ile Irak ile olan ilişkisini devam ettirecektir." demiştir. Hemen hatırlatmak gerekir ki sadece Bağdat'taki ABD sefaretinde yaklaşık 15 bin kişi çalışıyor. Hatta Iraklı siyaset adamı Osman Al Nucayfi, bu duruma işaret ederek Amerika'nın askerlerini çektikten sonra bu kadar sivili Irak'ta istihdam etmesini eleştirmiştir.

Genel olarak bundan sonra Irak siyasetinin nasıl şekil alacağı merakla beklenilen dört temel konusu vardır: Irak'ın yönetimi, farklı etnik ve dinsel grupların entegrasyonu, dış politikanın alacağı şekil ve nihayet İran ile olan ilişkiler.

Irak'ın yönetimi çok çetrefilli bir konu olarak bir süre karşımıza çıkacak. Yirmi yılı aşkın süredir milli bir bayrak, marş, parlamento gibi kurum ve değerlerden fiilen mahrum olarak sosyalleşen Iraklı yeni jenerasyonu kim bir arada tutacak? Bu sorun Irak'ı cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce bir tür Lübnan'a benzer hale getirebilir. Belli ki bundan sonra Irak'ın tepe yöneticileri önce elitler arası bir uzlaşma ile belirlenecek, daha sonra halka sorulacak. Şiiler, Sünniler, Kürtler ve diğerleri bir araya gelip "cumhurbaşkanı şu olsun" dedikten sonra ancak çatışmasız bir süreç yaşanabilir. Burada halihazırdaki Başbakan Nuri el-Maliki hakkında birkaç şey yazmak gerekiyor. Maliki, ABD askerleri sonrası dönemin en kritik ismidir. Maliki'nin izleyeceği siyaset daha sonra pek çok grubun alacağı pozisyonu etkileyecek. Bağdat'ta dinî usul üzerine eğitim alan ve daha sonra İslami Dava Partisi'nde erken politik sosyalleşmesini yapan Maliki esasen güçlü bir entelektüel geleneğin temsilcisi. Tanınmış bir dinî figür olan dedesi, İngiliz işgaline karşı mücadele eden Irak Milli Meclisi'nin önemli bir üyesiydi. Maliki, yahut kendi kullandığı mahlası ile Ebu Esra, eğer kendi bağlı olduğu etnik ve mezhepsel gruba karşı otonomisini daha güçlü kullanırsa tarihî bir misyonu yerine getirebilir. Ancak geçen hafta Maliki ve Tarık el-Haşimi arasında ortaya çıkan gerginlik bu açıdan özellikle endişe vericidir.

Diğer önemli bir konu ise bundan sonra Irak'ın nasıl içindeki etnik ve dinsel grupları harmonize edebileceğidir. Bu konu ise Irak'ın en temel meselesidir. Halihazırda Şii etki Irak siyasetini domine etmiş ve ikincil olarak Kürt ve Sünni gruplar söz konusudur. Hatta bazı açılardan Türkiye için kritik olan Türkmenlerin bu denkleme Şiiler olarak mı yoksa Türkmenler olarak mı gireceği dahi tartışılabilir. Kürt siyasî hareketin bugünkü temel kavramı otonomidir. Şii hareket hem etkisini pekiştirmek istemekte ancak aynı zamanda dinî olarak evrilmektedir. Şii hareketin dinsel tonunun artması Irak milliyetçiliği açısından olumsuz bir durumdur. Ancak uzun vadede dinin farklı etnik grupları bir araya getirmesi denenecekse bu durum farklı not edilebilir. Seküler Sünni grupların ise bundan sonra ne yapacağı konusu ayrı bir meseledir. Hatırlatmak gerekiyor ki daha önceki seçimde seküler Sünniler, seküler ve Şii olan Iyad Allavi'ye oy vermekten kaçınmamıştı.

IRAK BÖLGE SİYASETİNDE PASİF KALACAK

Dış politika konusunda bir süre Irak'ın yüksek profilli yani iddialı pozisyonlar almayacağı beklenebilir. Çünkü Bağdat yönetimi dış politik konulara aşırı angaje olmanın içerideki hassas dengeleri kıracağını çok iyi biliyor. Maliki geçenlerde "Suriye sorunu bir iç savaşa neden olabilir." demişti. (Neredeyse benzer bir cümlenin Suriye hakkında bir yaptırım oylayacak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oylamasına son anda katılmayan Lübnanlı temsilci tarafından da söylendiğini hatırlatmak gerekiyor.) Öte yandan Maliki, siyasî olarak bölgedeki Şii merkezli ilişkileri de göz ardı edebilecek konumda değil. Maliki, Suriye'de 18 yıl gibi çok uzun bir süre sürgün hayatı yaşamıştır. Bu zaman zarfında Suriye ile yakın ilişkiler geliştirmiştir. Hatta Maliki'nin Suriye'de sürgün hayatı yaşarken burada İranlı Devrim Muhafızları komutanlarından bazıları ile de görüştüğü söylenmektedir. Elimizdeki ciddi veriler, Maliki'nin İran hakkında olumlu bir tutumu olduğunu ifade ediyor. Bu eksen bize Irak'ın bundan sonra İran ile olan ilişkileri bağlamında da bilgi veriyor. Maliki, Tahran ile ciddi bir sürtüşmeye girmek istemeyecektir. Ancak bu arada şunu not etmek gerekiyor: Zaman zaman duyduğumuz İran'ın bölgesel etkinliğini artırmak gibi ifadeleri iyi anlamak gerekiyor. İran etkisi milyonlarca Şii'nin bağlı olduğu bir merce-i taklide itaatini hemen etkilemez. Buradan kasıt, İran'ın politik süreçlerdeki etkisidir. Bir dinî hareketin etkinliğini artırması illa takipçilerinin artması, başka Şii grupların ona katılması demek değildir. Burada esas maksat politik etkidir. Örneğin bir dinî hareketin Irak'ta enerji bakanlığını kontrolüne alması, politik etkisinin artması demektir.

Türkiye'nin belki de ilk yapması gereken, ciddi bir Şii stratejisi geliştirmesi. Bunun için Türkiye'de yaşayan çoğu Caferi'nin de dinî lideri sayılan Ayetullah Sistani ile daha yüksek düzeyde temasa geçmek. Zaten Başbakan Erdoğan, en son Irak ziyareti esnasında Sistani ile görüşmüştü. Mümkün olabilirse Ayetullah Sistani'nin Türkiye'ye yüksek profilli bir ziyareti çok faydalı olabilir. Bilindiği üzere Sistani, İran'daki velayet-i fakih sistemini kabul etmiyor.

Buna paralel olarak Türkiye, içerideki Şii vatandaşlara yönelik bazı düzenlemeler yapmak zorunda. Günümüzde Şiiler dinî eğitim almak için çocuklarını İran veya Irak'a gönderiyor. Türkiye gerekli yasal düzenlemeleri yaparak ülkede Şiilerin çocuklarının gerekli din eğitimlerini alacak kurumların kurulmasını sağlamak zorunda. Hatta bu konuda geniş ufuklu bir siyaset takip edilerek Caferi ilahiyatına göre eğitim veren bir fakültenin açılması, Türkiye'nin bölgesel profilini yükseltebilir.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim