1. HABERLER

  2. HABER

  3. ANALİZ

  4. Irak’ta İstikrar Arayışı ve Tarafların Pozisyonları
Irak’ta İstikrar Arayışı ve Tarafların Pozisyonları

Irak’ta İstikrar Arayışı ve Tarafların Pozisyonları

Bilgay Duman, seçim sonrası Irak’ında oluşan konjonktür bağlamında ABD, İran, Türkiye gibi dış aktörler ile Şiiler, Kürtler ve Sünniler gibi yerel aktörlerin pozisyonunu değerlendirdiği yazısında önümüzdeki sürecin nasıl şekilleneceğini tartışıyor.

10 Temmuz 2018 Salı 14:45A+A-

ORSAM’dan Bilgay Duman’ın AA’da yer verilen konuyla alakalı analizi şöyle:

Irak'ta Seçim Sonrası Siyasi Dinamikler ve Değişen Dengeler

12 Mayıs’ta yapılan parlamento seçimlerinin ardından Irak yeni bir siyasi, idari krizin ve güvenlik krizinin içine sürüklenmiş görünüyor. Elektronik oy sisteminin kullanıldığı seçimlere ilişkin ortaya atılan hile ve usulsüzlük iddialarıyla başlayan ve ülke çapında büyük tartışmalar meydana getiren itirazlar nedeniyle, seçim sonuçlarıhalen kesinleşmiş değil. Özellikle Kerkük'te yapılan hile ve usulsüzlüklerin seçim sonuçlarını etkileyecek düzeyde olduğu görülüyor. Kerkük'te Türkmenlerin seçim sonuçlarına ilişkin başlattıkları protesto gösterileri ülke çapında yankı bulurken, Türkmen yetkililerin de yoğun çabalarıyla Irak parlamentosu tarafından seçimlere ilişkin bir dizi karar alındı. Söz konusu kararlar tartışma doğursa da, Irak Federal Yüksek Mahkemesi, Irak Meclisi'nin kararları doğrultusunda, itiraz edilen sandıkların yeniden sayılması yönünde karar aldı. Bununla birlikte Mahkeme, Irak parlamentosunun kararıyla iptal edilen yurt dışı oylar, göçmen oyları ve güvenlik güçlerinin kullandıkları oyların da yeniden sayılmasına hükmetti. Ayrıca karara göre Kerkük, Selahaddin, Süleymaniye, Erbil, Duhok, Musul ve Anbar'da bütün sandıklar yeniden sayılıyor. Bu karara göre 3 Temmuz’da Kerkük'te yeniden sayım işlemine başlandı.

Bu sırada özellikle Kerkük ve çevresinde güvenlik durumu kötüleşmeye başlarken özellikle DEAŞ’ın yeniden harekete geçtiğine dair iddialar ortaya çıkmaya başladı. Kerkük'te oyların yeniden sayılacağının açıklandığı gün, oyların tutulduğu binanın yakınında yaşanan saldırıda bir kişi hayatını kaybederken 19 kişi de yaralandı. Kerkük-Bağdat yolu çevresinde, içlerinde devlet görevlilerinin de bulunduğu kişilere yönelik kaçırma eylemleri gerçekleştirilmesi üzerine, Bağdat'tan Kerkük'e ek federal polis gücü sevk edildi. Öte yandan Basra, Meysan, Zikar, Vasit ve Divaniye'de hakkında şikayet bulunan oy sandıkları da yeniden sayılmak üzere Bağdat'a gönderildi. Buna rağmen yeniden sayım konusunda da sorunlar yaşanıyor. 7 Temmuz itibariyle Kerkük'te 400 sandık sayıldıktan sonra geri kalan sandıkların Bağdat'a götürülerek orada sayılacağının açıklanması, özellikle Türkmenlerin tepkisini çekmiş durumda. Zira Kerkük'te yapılan yeniden sayıma göre, seçimlerde KYB lehine yüzde 60'tan fazla hile yapıldığı ortaya çıkmış. Bu durum Kerkük'teki oy dengesini değiştirecek düzeyde.

Öte yandan Irak parlamentosunun ve hükümetinin görev süresi 1 Temmuz itibariyle dolmuş durumda. Irak parlamentosunun görev süresinin uzatılması konusunda girişimde bulunulmasına rağmen başarı sağlanamadı. Seçim sonuçları kesinleşmediğinden, yeni parlamentonun toplanması da mümkün olmadı. Bu nedenle Irak'ta parlamenter süreç durmuş durumda. Aynı şekilde, hükümetin de görev süresinin dolması nedeniyle hukuki ve anayasal olarak yetkisiz bir hükümet bulunuyor. Bu durum Irak'ı kaotik bir sürece doğru sürüklüyor. Irak'ta siyaset ve güvenlik dengesinin paralel seyrettiği düşünüldüğünde, ortaya çıkan güç boşluklarının terör örgütleri ya da illegal yapılanmalar tarafından doldurulması muhtemel görünüyor. Nitekim son dönemde Irak'ın pek çok vilayetinde DEAŞ’ın yeniden eylemlere başladığı, hatta Kerkük, Selahattin, Diyala ve çevresinde 70'ten fazla köyü kontrol ettiği söyleniyor.

Buna rağmen hükümet pazarlıkları da devam ediyor. İlk seçim sonuçlarının açıklanmasıyla en fazla sandalyeye sahip olduğu görünen Mukteda El-Sadr liderliğindeki Sairun koalisyonunun seçim sonrası süreçte geniş bir hükümet koalisyonu arayışı içinde olduğu görülüyor. Zira Sadr hükümet kurma konusunda Fetih koalisyonu lideri Hadi El-Amiri, El-Hikme koalisyonu lideri Ammar El-Hekim, Nasr koalisyonu lideri Haydar El-Abadi ve Vataniye koalisyonu lideri İyad Allavi ile ayrı ayrı ittifaklar yapmış durumda. Mukteda El-Sadr söz konusu isimlerin hepsini aynı koalisyon içinde toplayamayacağı için, her bir liderle ayrı ayrı koalisyon yaparak orta yolu bulmaya çalıştığı söyleniyor. Mukteda El-Sadr'ın böylece Sairun olmadan kurulacak bir hükümet senaryosunun da önüne geçtiği görülüyor. Zira siyasi olarak zor olsa da matematiksel olarak Sairun'u dışarıda bırakacak bir hükümet kurmak mümkün. Bu nedenle Mukteda El-Sadr'ın kendi kontrolü dışında biri durumun gelişmesini istemediği söylenebilir.

Öte yandan Hadi El-Amiri ve Nuri El-Maliki'de bir ittifak anlaşması yapmış durumda. Bunun dışında, seçimlere dağınık olarak giren Sünnilerin büyük bölümü de hükümet kurma sürecinde ortak hareket kararı almış durumda. Bu vesileyle Sünni gruplar “Ulusal Eksen Koalisyonu” adı altında bir koalisyon oluşturdu. Diğer taraftan KDP ve KYB de Bağdat'ta ortak hareket etmek için bir komisyon kurdu ve söz konusu heyet hükümetle ilgili görüşmeler yapmak amacıyla Bağdat'a gitti. Bu arada Hadi Amiri ve Nuri El-Maliki'nin de ayrı ayrı Erbil'e heyet gönderdiği ve birlikte hükümeti kurma yetkisini alabilmek için parlamentodaki en büyük grubu oluşturmayı teklif ettikleri biliniyor.

Ancak hem iç politika hem de Irak cumhurbaşkanlığı için gösterilecek aday konusunda KDP ile KYB arasında yaşanan uzlaşmazlık, bu iki partiyi birlikte hareket etme konusunda zorluyor. KDP ve KYB'nin Bağdat'a yönelik stratejide ortak hareket edebilmesi için önce kendi iç uzlaşılarını sağlamaları gerekiyor. Bu noktada, 30 Eylül’de yapılacağı açıklanan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) parlamento seçimleri üzerinden yaşanan tartışmalar da KDP ve KYB'nin önünde bir engel teşkil ediyor. Ancak hem KDP hem de KYB 2013'te IKBY'de yapılan son parlamento seçimlerini izleyen süreçte birbirlerine karşı pozisyon almaları nedeniyle gördükleri zararın farkında. Nitekim son 5 yıllık süreçte, özellikle KYB'nin hakim olduğu bölgede farklı siyasi fraksiyonlar ortaya çıkmış durumda. Bu siyasi yapıların KDP'nin hakim olduğu Erbil ve Duhok'ta da etkinlik göstermesi ve KDP'nin referandum sonrası süreçte azalan popülaritesi, bu iki partiyi yeniden 2013 öncesine döndürmüş durumda. Zira KDP ve KYB 2013 seçimlerine kadar stratejik ortaklık çerçevesinde hareket ediyordu. Bu nedenle KDP ve KYB iç politikadaki etkinliği tekrar sağlamak için Bağdat'ta da işbirliğine girmiş durumda. Ayrıca Sünnilerin ortaklık sağlamış olması da KDP ve KYB'yi birlikte hareket etmeye zorluyor.

Siyasi olarak zor olsa da Kürtleri dışarıda bırakacak bir çoğunluk hükümeti kurulması olasılığı göz ardı edilmemeli. Bu noktada Kürtler ve Sünniler arasında, hükümetin kilit unsuru olma konusunda bir yarış da var. Zira ön plana çıkan iki hükümet senaryosu var: Birincisi, daha önceki dönemlerde olduğu gibi parlamentoda yer alan bütün siyasi grupların içinde yer aldığı bir “ulusal birlik hükümeti”, diğeri ise bir çoğunluk hükümeti. Mukteda El-Sadr seçim sonrası yaptığı açıklamalarda, zaman zaman çoğunluk hükümetine yönelik işaretler verse de, diğer gruplarla oluşturduğu ittifaklar, sürecin ulusal birlik hükümetine evrilmesine yol açmış durumda. Ancak Irak'taki siyasi eksende bir kayma olduğunu söylemek mümkün. Zira özellikle hükümet kurma sürecini önemli ölçüde etkileyen ve Irak'taki temel oyuncular olan ABD ve İran'ın farklı hamleler yaptığı ve birbirlerinin kartları üzerinden oynadıkları görülüyor.

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin seçimlerin hemen ardından Irak'ta görünmeye başlaması ve yoğun bir görüşme trafiği içinde olması dikkat çekiyor. İran özellikle Şii grupları bir araya getirerek, herhangi bir Şii siyasi yapının kendi çizdiği eksenin dışında hareket etmesini engellemek istiyor. Hatta bunun için her türlü baskı aracını da kullanıyor. Nitekim Irak'ın güneyindeki Kut, Babil, Basra gibi vilayetlerde kamu hizmetlerindeki aksaklıklara yönelik protesto eylemlerinin yapıldığı dönemde İran'ın, Irak'ın borçlarını bahane ederek Basra, Meysan ve Zikar vilayetlerine verdiği elektriği kesmiş olması oldukça manidar. Zira bu kesintilerin ardından, özellikle Şiilerin yoğun olarak yaşadığı Irak'ın güneyindeki vilayetlerin büyük bölümünde protesto gösterileri artmış durumda. Hatta Basra'da güvenlik güçlerinin protesto gösterilerine müdahalesi nedeniyle ölüm ve yaralanma olayları yaşandı. Söz konusu protesto gösterileriyle tansiyonun yükselmesi, Şii grupları daha da zorlayacak gibi görünüyor. Bu anlamda İran'ın Şii gruplara bir mesaj verdiğini söylemek mümkün.

ABD'nin baskılarından sonra İran, hem ekonomik hem siyasi hem de jeopolitik açılım alanı olarak gördüğü Irak'taki kontrolünü kaybetmek istemiyor. Ancak İran'ın geçmiş dönemlerde olduğu gibi bütün Şii gruplar üzerinde mutlak bir etki sağlayabildiğini söylemek güç. Özellikle Mukteda El-Sadr'ın açıklamaları ve pozisyonu, dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu nedenle İran'ın birden fazla stratejiyle hareket ettiği görülüyor. Nitekim İran'ın Şii grupları bir araya getirememesi durumunda kullanacağı farklı seçenekler üzerinde durduğunu söylenebilir. Hadi Amiri ve Nuri El-Maliki'nin Erbil ziyaretlerini de bu anlamda değerlendirmek mümkün.

Diğer taraftan ABD de İran üzerinde kurduğu baskıyı Irak'ta kuracağı baskıyla pekiştireceğini düşünüyor. Bu nedenle Irak'ta da İran'a fırsat vermemeye çalışıyor. ABD özellikle İran'ın elinin güçlü olduğu Şii gruplar üzerinden bir hareket tarzı benimsemiş durumda. Sadr, El-Hekim ve Abadi işbirliğinin arkasındaki temel saikin ABD'nin desteği olduğu biliniyor. Bu noktada ABD,etkili olabileceği Allavi gibi isimleri de bu işbirliğine dahil etmeye çalışıyor. Ancak Irak'ta doğal bir müttefiklik ilişkisi geliştiren ABD ile Kürtler arasında soğuk rüzgarlar esiyor. Bu nedenle Kürt grupların İran'a göz kırptıkları görülüyor. Ancak Kürtler 2003'ten sonra sağladıkları kazanımları da kaybetmekten korkuyor. Nitekim 2003 sonrası IKBY'nin gelişiminin esas tetikleyicisi ABD oldu. Fakat ABD'nin Suriye'de PYD ile kurduğu ilişki, Ortadoğu'da Kürt hareketinin liderliği ve başat gücü olma konusunda, başta KDP olmak üzere Iraklı Kürtleri rahatsız ediyor. Referandum sürecinde ABD'nin pozisyonu nedeniyle kızgınlık içinde olan Kürtler, ABD'den tam olarak vazgeçemeyecek olsalar bile, bir denge arayışı içinde.

Bu noktada Türkiye, Irak'taki tüm siyasi gruplar açısından bir denge noktası konumunda. Türkiye Irak'taki seçimlerde net bir duruş sergileyerek bir taraf lehine pozisyon almadı. Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız seçimden sonra hemen hemen bütün önde gelen grupların liderleriyle görüştü ve Türkiye'nin Irak'a desteğini vurguladı. Bu anlamıyla Türkiye'nin Irak'ta devlet düzeyinde siyaset yürüttüğü ve alt siyasi hesapların dışında kaldığı görülüyor. Irak'ta dengelerin ve ittifakların değişmeye başladığı bu süreçte, Türkiye'nin dengeleyici rolü bir avantaj sağlayabilir. Ancak Irak'ta yaşanan tecrübeler, ABD-İran dengesi bulunmadan Irak'ta istikrarın yakalanmasının ve siyasi uzlaşının sağlanmasının mümkün olmadığını gösteriyor. Bu noktada ABD ve İran arasındaki çekişme ve Irak'taki siyasi süreç bir arada değerlendirildiğinde, Irak'ı uzun ve çetrefilli bir sürecin beklediğini söylemek mümkün.

 

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT