Irak’ı terk etmek: Ehven-i şer

01.03.2008 11:16

Immanuel Wallerstein

Sıkı neo-con iyimserlerin ve Bush yönetiminin resmi savunucularının haricinde neredeyse herkes, Birleşik Devletler’in uzun süredir üstesinden gelemediği gerillayla savaş halinde olduğu Irak’ta, kendine zarar, kötü bir karmaşanın içinde bulunduğunu kabullendi. Aynı zamanda, hem Birleşik Devletler’de hem de Avrupa’da ABD’nin Irak’ı işgali üzerine yapılan eleştirilerin büyük bir kısmı Birleşik Devletler’in her şeye rağmen Irak’ı basitçe “terk edemeyeceğini” de defalarca tekrarladı. Terk edememesinin ne anlama geleceği henüz çok net değil, fakat ABD kendi vasiliğindeki Irak hükümetinin toprağı üzerinde makul düzeyde kontrol sağlaması ve vatandaşlarına barışı bir parça olsun iade etmesinin mümkün olması için çabalarken, askerlerini ve üslerini hatırı sayılır bir zaman daha Irak’ta tutacak gibi.

Birleşik Devletler neden basitçe “çekip gidemez”, inceleyelim. Bunun, dışarıdan tamamen akla yatkın görünen bir dizi tahmini sonucu var. Bu sonuçlardan biri, Irak’ta engellenemez bir iç savaş olabileceği. Birçok Iraklı, ABD askerleri sahnedeyken bile zaten tamamıyla böyle bir iç savaş içinde olunduğunu düşünse de bu görüşün doğruluk payı var.

İkinci sebep, Irak’ta El Kaide benzeri mücahitlerin kontrolü ele geçirmesi ihtimali. Çok akla yatkın görünmese de bu da küçük bir olasılık. Yine de Iraklıları böyle örgütlere katılmaya iten Birleşik Devletler askerlerinin Irak’taki varlığıdır. Saddam Hüseyin zamanında bu örgütler Irak’ta değildi. Irak’ta bunların yükselişine neden olan ABD işgalidir. Afganistan’a bakıldığında, aslında Taliban ABD askeri girmeden önce de buradaydı. İşgal sonucunda merkezi hükümetteki gücünü kaybetti. Ne var ki bugün, ABD ve NATO askerlerinin buradaki varlığına rağmen bu gücü yeniden kazanma yolundadır. Dahası, NATO askerlerinin daha ne kadar burada kalacağı da kesin değildir.

Üçüncü bir sebepse, ABD’nin çekilmesinin İran’ın Irak’ta ve genel olarak Ortadoğu’da gücünü arttırması demek olacağıdır. Bu da doğru olabilir fakat ABD işgalinden en çok faydalananın da İran olduğu ciddi analizlerde belirtiliyor. Keza, işgalin ortadan kaldırdığı şey, İran’a ciddi biçimde karşı olan Saddam Hüseyin’dir. İşgal, Irak’ta Şii ve Kürt gruplara hatırı sayılır güç kazandırdı ki, bu grupların İran ile muhtemelen daha sonra da koruyup geliştirecekleri sıkı bağları vardı. ABD varlığının İran’ı zayıflatacağına dair hiçbir gösterge yoktur. Göstergeler tamamen tersinedir.

Dördüncü sebep çekilmenin ABD’nin Ortadoğu’daki petrol arzına erişimini zora sokacağıdır. Ne var ki ABD varlığı, savaş devam ettikçe eskisi gibi olmayacak Irak petrol üretimini yükseltmekten çok düşürüyor. Dahası, ABD gücünde başarısız işgalden kaynaklanan düşüş Suudi Arabistan, İran ve diğer petrol üreticilerinin Çin, Hindistan ve diğer ülkelere olan arzının ve uzun vadede ABD’nin petrole erişim maliyetinin artmasında neden olur.

Beşinci sebep, ABD askerleri ve üslerinin geri çekilmesinin, yenilgisinin ve gücünün kaybının bir ispatı olarak Birleşik Devletler’i bozguna uğratacak olmasıdır. Dahası bu, Irak’ta savaşan ve hayatını kaybeden tüm askerlere “ihanet” olarak görülecektir. Aslında sorun bunun zaten çoktan gerçekleşmiş olup olmadığıdır. Daha da büyük bir sorun ise savaşarak can vermişlerin, kazanılamayacak savaşta savaşıp can vereceklere “cesaret verip vermeyeceği”dir.

Birleşik Devletler’in önünde duran alternatiflere bakalım. İki gerçekçi alternatif, Irak hükümeti tarafından tahliye edilmesi veya Irak’ı “terk etmesidir”. Irak’ta uzlaştırılamayan etnik rekabet üzerine onca söylenenden sonra hem Sünniler hem de Şiiler arasındaki Irak milliyetçiliğinin gücünü ihmal etmememiz gerekir. 2009’dan sonra, Birleşik Devletler’in muhtemel Demokrat hükümetinin çekilmekteki kararsızlığı sürdürdüğünü gören Şii ve Sünnilerin birleşik bir cephe oluşturma yolundaki baskıları çok büyük olacak. Bu da ancak ABD’nin süregelen varlığından kurtulma ihtiyacı temelinde inşa edilebilir. Bu görüşte devam eden sessiz müzakerelere çoktan şahit olmaya başladık. Kürtlere gelince, makul miktarda otonomiyi ellerinden bırakmamak şartıyla, bu otonominin şimdiki durumda en iyi seçenek olduğunu düşünerek bununla yetinecekler. Bunu varolan durumun en muhtemel çıktısı olarak kabul ediyorum.

Öyleyse, Irak’ı “terk etmenin” artısı ne olur? Önce, bunun ne anlama geldiğini aydınlatalım. Bu, ABD’nin yapacağı duyurunun ardından altı ay içinde diyelim, Irak’taki istisnasız tüm askerleri geri çekmesi ve üsleri kapatması demektir. Bu, Irak’taki yeni bir milletçi ittifaktan doğan yeni hükümet tarafından tahliye edilmekten (resmi olarak terkinin istenmesinden) daha mı iyi olur? Tabii ki, evet. Çekilmesi, ABD’nin emperyal bağımlılıklarından doğan hastalıklarını iyileştirmesinin zorlu ve uzun yolunda atacağı ilk adım olur. Dünya toplumunda adını yeniden temize çıkartması için girişeceği sancılı çabanın ilk adımı.

Irak’ı terk etmek gerçekten zor ve sancılı olacak fakat tıpkı bir alkoliğin bağımlılık ilişkisini tamamıyla kesmesi yolundaki ilk adımı gibi, bu oldukça gerekli.

15 Şubat 2008

[Binghamton.edu’daki İngilizce orijinalinden Açalya Temel tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim