1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Irak ve Suriye’deki Çatışmanın Temelinde Ne Var?
Irak ve Suriye’deki Çatışmanın Temelinde Ne Var?

Irak ve Suriye’deki Çatışmanın Temelinde Ne Var?

Müstemleke Valisi konumundaki bulunan en yetkili Amerikalı olan Paul Bremer o anayasa’yı ‘Evet, bir Şeriat anayasası ki, ancak benim imzamla yürürlüğe girebiliyor!’ diye nanik yaparak yürürlüğe koymuştu.

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil
Gündemi Yorumluyor:

Özellikle Ortadoğu bölgesindeki müslüman coğrafyalarında yaşananlar hemen bütün dünyada konuşulup tartışıldığından, her kafadan bir ses çıkması, değişik yorumların ve de ilginç komplo teorilerinin üretilip haber-yorum piyasasına yoğun şekilde sunulması tabiî ve de kaçınılmazdır.

Üç sene öncelerde, Arab Baharı olarak isimlendirilen ve herhalde bir halk patlaması olarak değerlendirilmesi en doğru olan sosyal karışıklıklar sonunda, kimisi (Libya’daki) Muammer Gaddafî gibi 42  yıllık; kimisi (Yemen’deki) Ali Abdullah Salih gibi 34 yıllık; kimisi (Mısır’daki) Husnî Mubarek gibi 30 yıllık; kimisi, (Tûnus’daki) Zeynelabidin bin Ali gibi 25 yıllık diktatörlükler devrildi. Irak Baas Partisi’nin ve onun başındaki 35 yıllık korkunç kanlı diktatör Saddam Huseyn’in iktidarı ise, 2003 Baharı’nda, Amerikan emperyalizmi eliyle devrilmiş ve Saddam idâm olunmuş ve Amerikalılar Irak’da kendi hazırlattıkları bir ‘Şeriat Anayasası’(!?)nı ve başına da bir yönetim mekanizmasını getirmişlerdi.

Hatırlayalım, Amerikan işgalinden sonra, Irak’ın başında bir Genel Vali, bir Müstemleke Valisi konumundaki bulunan en yetkili Amerikalı olan Paul Bremer o anayasa’yı ‘Evet, bir Şeriat anayasası ki, ancak benim imzamla yürürlüğe girebiliyor!’ diye nanik yaparak yürürlüğe koymuştu. Bu sözler, müslümanlara hakaretten başka bir şey değildi herhalde.. Ve o anayasa ile, (Osmanlı’nın tarih sahnesinden silinmesinden sonra) ingiliz emperyalizmi tarafından, bir krallık olarak kurulan ve 1958’deki bir kanlı ihtilalle lafzen cumhuriyet adında bir diğer diktatörlüğe dönüşen Irak ülkesi, şimdi de Amerikan emperyalizminin eliyle, parça parça ediliyor, şiîler, sünnîler, arablar, kürdler, türkmenler, keldanîler vs. diye ayrı ayrı haklara sahib gruplar haline getiriliyorlar ve asırlarca bir arada yaşayan sünnî ve şiî müslüman  halkların mahalleleri arasına, asırlardır görülmemiş bir şekilde yüksek beton duvarlar çekiliyordu, düşmanlığın zihinlere daha bir yerleşmesi için..

Âdetâ, Neml Sûresi’nde, 34. âyette (Sâbâ Melikesi Belqıs’ın ağzından ifade olunan) 'Gerçek şu ki, krallar bir ülkeye girdiklerinde orayı târ u mâr ederler; oranın soylu ve şerefli insanlarını zelil duruma düşürürler, aşağılarlar.. Onlar  (hep) böyle yaparlar..’ meâlindeki mânâya uygun bir durum tekrarlanıyordu.

Ve Amerikan emperyalizmi, Irak’daki sosyal gruplar arasında bir denge sağlayamayınca, ilk anda bulunan isim olan İbrahîm Caferî’ye bir Hükûmet kurdurdular, ama, ona ancak bir buçuk yıl kadar tahammül ettikten sonra, onu değiştirip, yerine onun geçmişteki 30 yıllık mücadele hayatında önde gelen yardımcılarından olan Nurî Mâlikî’yi getirdiler.

Bu isimler Saddam rejimine karşı on yıllar boyu İslamî emeller ve hedefler uğrunda mücadele vermiş isimlerdi ve halkın yüzde 60 kadarını oluşturan şiî müslüman kesimden gelmekteydiler. Ancak, yaşamış oldukları acı tecrübelerden ders çıkarmış olmaları bekleniyordu. Ama, Nurî Mâlikî’nin, İran ile Amerika arasında bir tahtırevallide hareket eder gibi sergilediği yönetim, çok tuhaf bir tablo çıkardı.

O konuya burada bir virgül koyup, biraz sonra tekrar değinelim. Çünkü, bu arada Mâlikî’nin de ayrı bir rol oynadığı Suriye’de yaşanan duruma değinmek gerekiyor.

Evet, Suriye’de de, tıpkı Irak’daki Baas rejimi ve Saddam diktatörlüğü gibi bir kanlı diktatörlük vardı.  Suriye Baas Partisi gerçi 1963’de iktidara gelmişti, ama, bir türlü otorite kurulamıyor, düzen sağlanamıyor ve ülkede arka arkaya ihtilaller oluyordu.. Sonunda, 1969 yılında, General Hâfız Esed de bir darbe yapmış ve (Türkiye’deki, 1923-50 arası, M. Kemal ve İsmet Paşa’ların yönetimini hatırlatan şekilde) tek parti diktatörlüğüne dayalı olan bu rejimde, Baas Partisi’nin merkez kadrolarını mensubu olduğu  yüzde 12-15’lik bir azlık inanç grubunun elemanlarıyla doldurmuştu. Böyle olunca da, her karşı çıkışı, en acımasız şekilde ezip geçen ve Irak rejiminin başındaki Saddam’dan hiç de geri kalmayan bir kanlı Baas diktatörlüğü daha tesis olunuyordu. Hâfiz Esed’in Hama, Humus, Haleb ve diğer şehirlerde terör estiren yönetimi o kadar şiddetliydi ki, ülkenin en büyük sosyal muhalefetini temsil eden İkhwan-ul’Muslimîyn Hareketi’nin milyonları bulan mensubları ya da yeraltına inmişler, onbinlercesi de ülke dışına çıkmışlardı.

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT

1 Yorum