‘Irak ve Şam Diyarları’ndaki Cesed Bataklığı ve IŞİD

14.06.2014 01:14
‘Irak ve Şam Diyarları’ndaki Cesed Bataklığı ve IŞİD
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL, gündemi yorumluyor:

IŞİD adı son aylarda dilimize pelesenk oldu, neredeyse..

Bu ismin açılımı, (Irak- Şam İslam Devleti) oluyor. Kendisine çok iddialı bir isim almış bir örgüt.. Irak ve Şam diyarlarında İslam Devleti kurmayı hedef edinmiş.. -Bilenler ukalâlık saymasınlar-, buradaki Şam,  bazılarının zannettiği gibi, Şam (Dımeşq- Damascus) şehri değil, içinde Suriye, Filistin, Lübnan ve Ürdün’ün de bulunduğu ve geçmişte asırlarca Bilâd-ı Şâm, (Şam beldeleri/ diyarları) diye anılan geniş bir coğrafya..

IŞİD, arab ve fars dillerinde ise, Devlet-i İslamiyye-i Irak - Şâm’ kelimelerinin kısaltılmış şekli olarak DA’IŞ diye anılıyor..

Bu örgütün özellikle, En-Nusre..’ örgütü ile giriştiği lisanî ve silahlı mücadeleler yüzünden, her iki taraf da, Kur’an-ı Kerîm’den aynı âyetleri okuyarak, birbirleri aleyhine ağır ithamlarda bulunuyorlardı, son aylarda.. Ve birbirlerini ‘Şeytanın askerleri’ diye anıyorlardı.

El’Qaide teşkilatınının lideri Eymen ez’Zevahirî’nin iki tarafa yaptığı ve ‘Mücahid kardeşlerim..’ diye başlıyan çağrıları da tesir etmemişti. Ve ondan sonra suçlamalar daha da ağır şekilde dillendirilmeye başlandı. Hattâ, birisi diğerini, Beşşar Esed rejiminin işbirlikçisi olarak bile suçluyordu.

Ancak, gerçeğin ne olduğunu anlamak o kadar kolay olmasa gerek.. Çünkü, kendi mensublarının öldürülmesi karşısında herhangi bir silahlı mücadele örgütünden ılımlı, mülâyim tepkiler beklenmemesi gerekir.  Ayrıca kimse de  kendi ayranının ekşi olduğunu söylemiyor. 

Tarafların birbirlerini suçlamaları tabiî sayılabilir de, tabiî olmayan, bu suçlamaların İslamî terimlerle yapılması..

Ya, iki taraf da yanlış söylüyordu; ya, bir taraf haklı, bir taraf haksızdı.

Ama, iki tarafın da haklı olduğu bir ihtilaf ve mücadele düşünülemezdi. Çünkü böyle bir durum, Hakk mefhumunun, kavramının tabiatına aykırıdır

*

IŞİD’in 10 Haziran günü Irak’ın ikinci büyük şehri olan Musul şehrini ele geçirmesi ve arkasından Tikrit ve  son olarak Fellûce, Ramade ve Samerra’yı da ele geçirdiğine ve Irak ordusundan binlerce – onbinlerce askerin üniformalarını çıkarıp,  silahlarını da bırakarak kaçtıklarına dair haberler, dünya kamuoyunu şoke etti.. Ortaya çıkan tablo, ilginç, karmaşık ve çok bilinmeyenli bir denklem karşısında olduğumuzu gösteriyor.

Konunun iyice anlaşılması için, bu duruma nasıl gelindiğine dair bilgilerimizi etraflıca tazelemek faydalı olabilir.

*

Ama, önce Afganistan’dan, Tâlibân’ı ortaya çıkaran şartlardan sözedelim..

1995-96’lardı..

Afganistan’da, 1978-89 arası, 12 yıla yakın bir süre devam eden Sovyet Rusya işgal ve istilâsına karşı yaman bir mücadeleye girmiş olan çeşitli isimler altındaki cihadî teşkilatlar uzun ve çetin bir direnişin sonunda, Sovyet güçlerini geri çekilmeye mecbur bırakmışlardı. Afganistan’daki bataklığa saplanan Sovyet Rusya, 1989’da Sovyet lideri Mihail Gorbaçev’in zor, ama, kaçınılmaz kararıyla Afganistan’dan geri çekilmişti. Ama, bu durum, mes’eleyi ve o kanlı yarayı kapatmak yerine daha bir irinli hale getirecekti.

Çünkü, o geri çekilişle birlikte, ülkede 1978 yılından beri kanlı bir diktatörlük yöntemiyle hükmeden komünist rejim de çökmüş ve BM.’in başkent Kabil’deki temsilciliğine sığınan son kukla lider Necibullah da, o binaya yapılan bir baskında yakalanıp hemen oracıkta linç edilmişti..

Yazının Devamı...

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim