1. YAZARLAR

  2. Abdulbari Atwan

  3. Irak halkı Saddam'ı mumla arıyor
Abdulbari Atwan

Abdulbari Atwan

Yazarın Tüm Yazıları >

Irak halkı Saddam'ı mumla arıyor

A+A-

ABD sayesinde Saddam'dan 'kurtuluş'unun beşinci yıldönümünde, Irak'ta kimse kutlama yapmıyordu. Bugün sokaklarda cenaze konvoyları, cesetler, oğullarını arayan anneler var. Halkın yarısının arıtılmış su bulamadığı ülkede, 2003'ten beri 1.5 milyondan fazla Iraklı öldü

Bugün aslında milyonlarca Iraklı'nın, ülkelerinin Amerikan ve Britanya güçleri tarafından 'kurtarılması'nın, yeni Irak cumhuriyetinin demokrasi, ekonomik rahatlık, insan haklarına saygı ve birlikte yaşam modeli olarak eşitlik ve katılım temelleri üzerine kurulmasının beşinci yıldönümünü kutlamak için, en güzel kıyafetlerini giyerek, bayraklar ve renkli balonlar sallayarak Bağdat, Musul, Basra ve Anbar sokaklarına döküleceği öngörülüyordu. Fakat kutlamalardan eser yok. Aksine 'taziye meclisleri', cenaze konvoyları, sokaklar veya nehirlerin yüzeyinde cesetler, yaralılarla dolu hastaneler, kaybolan evlatlarını morglarda arayan aileler var.

Batılı liderler niye gelmedi?

Bizler Bağdat'ta Saddam heykelinin düşürülmesi kutlamalarına sahne olan Firdevs Meydanı'nın, ABD Başkanı Bush ve dostu Blair'ın yanı sıra bir grup Arap ve Batılı liderin, yani bu kurtuluş savaşına bir şekilde katkısı olan bütün ülke temsilcilerinin başını çektiği, dev gösteriler, ulusal dans grupları, renkli kıyafetleriyle on binlerce okul öğrencisi, farklı renk ve şekillerde ateş oyunları ortasında daha büyük kutlamaların alanına dönüşeceğini düşünmüştük. Hem Bush'un ve müttefiklerinin Irak halkına vaat ettiği gibi Irak tarihinin bu en parlak günü, ülkelerinin zenginlik ve güven noktasında küçük Körfez ülkeleriyle rekabet eden bir devlete dönüştüğü gün değil mi?

Bizler birçok kurtuluş kahramanını Irak halkının alın terinden çaldıkları milyarlarca dolarla, yetimlerin, dulların ve şehitlerin paralarıyla hiçbir sorgulamaya tabi tutulmaksızın Londra ve Avrupa kentlerindeki sürgünlerine dönerken görüyoruz.

Bremer'in atadığı siyah ve beyaz sarıkları, bazısı kabarık kravatlı ve yapmacık gülümsemeli yönetim konseyi üyeleriyle işin nerede son bulacağını bilemiyoruz. Bu kimseler bu güne her yıl kutlanmayı hak eden ulusal bir bayram günü olarak bel bağlamışlardı.

Beş yıl önce ve yine böyle bir günde televizyon kanalları bizlere, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in, Azamiye Meydanı'nda küçük bir kamyonetin üzerinden oğlu Kusay'ın eşliğinde ve yeşil askeri kıyafetlerle düşmanlarına meydan okuyup, yandaşlarını selamlayan görüntülerini aktarmıştı. Saddam, halkının arasında olduğunu ve korkup kaçmadığını doğruladı; Irak tarihinin, ABD ve projesini yenilgiye uğratmakta başarılı olan, onu maddi-manevi tarihinin en maliyetli savaşına boğan şerefli direnişini başlattığını ilan etti. Bu direniş tarihin en büyük imparatorluğunun çöküşünün başlangıcı olabilir.

Oysa Saddam, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Zaid'in savaştan birkaç gün önce uzattığı meşhur kurtuluş ipiyle güvenli bir sürgüne kaçabilirdi. Fakat o kendi hayatını ve vatandaşlarının hayatını bütünlüğü ve saygınlığı için kurban verdiği Irak topraklarını terk etmek yerine darağacına gitmeyi yeğledi.

Yaklaşık bir yıl önce Britanya'nın ITV kanalında bir programın konuğuydum. Programdan önce haber bültenini okumaya hazırlanan genç spiker, heykelin düşüş anını hayatı boyunca unutmayacağını belirtti. Canlı yayında ona söylediğim şu cümleyi de asla unutmayacak: 'ABD bu suçun bedelini ağır ödeyecek ve Irak halkı gelecek günlerde büyük pişmanlık duyacak.'

O cümleyi çok iyi hatırlıyorum ancak genç spikeri hatırlamıyorum. Zira ben yüz milyonlarca Arap ve Müslüman gibi şok ve hayal kırıklığı yaşadım. Bağdat'ın düşüşü kolaylıkla geçiştirilecek basit bir olay değil. İnsanlık tarihindeki bütün eşsizliklerle dolu, 8 bin yıldan uzun geçmişi bulunan uygarlık mirasının şahidi tek bir Bağdat var çünkü. ABD askerlerinin bu kentin dokunulmazlığını çiğnediği sahneyi aklıma getirdiğim zaman hâlâ acı duyuyorum.

ABD ağır bir bedel ödeyecek. Zira uzmanların zararının 5 trilyon dolardan fazla olduğunu söylediği bu savaş nedeniyle iflasın eşiğinde. Ne kadar asker gönderse de kazanması mümkün değil. Asker sayısı ne kadar artarsa, ölü ve yaralı sayısı da o kadar artıyor.

Savaşın sonuçlarının karşısında belirmesi sonrası Irak halkının şoku atlatması gerekiyor. Bu halkın çoğunluğu aşırı derecede pişmanlık duyar oldu. Şu ana kadar Irak'ın servetinden 90 milyar dolar çalan ve dışarıya kaçan bir grup hırsız haricindekiler 'despotluk günlerine' ağıt yakar oldu. 1,5 milyondan fazla Iraklı 'yeni Irak'ın mezarlarında gömülü. Beş milyonu evinden oldu. Güvenlik yok ve halkın yarısı arıtılmış su bulamıyor. Ne elektrik var, ne iş...

Sünni Sünni'yi öldürüyor, Şii Şii'yi. ABD'yse hepsini öldürüyor. Mezhepçi temizlik, aynı dinin ve aynı milletin mensupları arasında, mezhepçilik nedir bilmeyen bir ülkede beton duvarlar oluşturarak meyvesini verdi.

İran'la savaşa hazırlanıyor

Bush yönetimi Irak'ı ve bütün bölgeyi gümüşten tabakta İran'a teslim ettikten, Tahran'ın güçlenmesini kolaylaştırdıktan, İslami aşırılığı artırdıktan, siyasi ve ahlaki konumunu ayaklar altına aldığı ülkesini en nefret edilen ülke haline getirdikten sonra, Irak'taki savaşının zararlarını düzeltmek için İran'a karşı yeni ve daha tehlikeli bir savaşa hazırlanıyor.

ABD Irak'ta kazanamadı ve Afganistan'da da bir başka yenilgiyle yüz yüze. ABD'nin, İran, Suriye ve bu ikisinin Lübnan ve Filistin'deki müttefiklerine karşı gireceği yeni savaşının sonuçları daha iyi olmayacak kesinlikle. 'Irak'ı özgürleştirmek'le övünen bazı Kuveytlilerin şu an, uzatılmasına destek verdikleri ambargo sırasındaki şartlara göre daha güvende olup olmadıklarına dair görüşlerini dinlemek istiyoruz. Özellikle de biri iç, diğeri dış iki tehlikeyle mücadele eder hale gelmeleri sonrası... Mevcut bölgesel kutuplaşmalar ve İran lehinde seyreden stratejik dengelerdeki çatlakların gölgesinde, mezhepçi bölünmeler Kuveytlilerin hayatını cehenneme çevirebilir.

Suçlular yargılanmalı

Önceki rejimin devrilmesini teşvik etmekte başı çeken, kasalarını ve medya organlarını mezhep ayrımcılarına açan, Irak'ın etnik, mezhepsel ve coğrafik anlamda parçalanmasına kılıf bulan Körfez ülkeleri liderleri ve medya uzmanlarının da görüşlerini almak isteriz. Özellikle de, mezhep ayrımcılığını anlamaları, İran'ın vurulması için en fazla teşvikte bulunmaları, Şii tehlikesi uyarısı yapıp bu tehlikeyle mücadele için İsrail'le koalisyon yapmakta tereddüt etmemeleri sonrası...

Herkes sorumlu; bütün dosyalar açılmalı, herkes adil mahkemelerde sorguya çekilmeli. Bu, Iraklı bütün şehitlere adil davranılması, ailelerine tazminat ödenmesi, ellerini yoksul Iraklılarının kanına bulamış veya onların alın terini çalmış herkesin cezalandırılması için gerekiyor. (Londra'da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, genel yayın yönetmeni, 9 Nisan 2008)

Radikal gazetesi

YAZIYA YORUM KAT