Irak Britanyalı katilinden kurtuldu ama acınacak halde

11.05.2009 19:19

Robert Fisk

Britanya Basra'dan çekilirken, arkasında kaç ölü Iraklı bıraktığıyla zerre kadar ilgilenmiyor. Irak bir katilinden kurtuldu, fakat petrol zenginliği tükenmekte olduğundan Avrupa'ya yalvaran acınası bir figür haline geldi

Yüz yetmiş dokuz ölü asker. Ne için? 179 bin ölü Iraklı için mi? Ya da gerçek rakam bir milyona yakın mı? Bilmiyoruz. Ve umrumuzda da değil. Iraklılar hiçbir zaman umrumuzda olmadı. İşte bu yüzden rakamı bilmiyoruz. Basra’yı da bu yüzden terk ettik. Meşhur Basra hava üssüne gidip yoksul bir Iraklı çocuğun, Bahr Musa’nın nasıl öldüğünü sorduğum günü hatırlıyorum. Britanya ordusunca gözaltına alınmış ve dövülerek öldürülmüştü. Babası Iraklı bir polisti. Genç bir Müslüman kadın aracılığıyla babayla konuşmuştum. Havaalanındaki Britanyalı halkla ilişkiler elemanı gülüyordu. Müslüman refakatçim, “Buna inanamıyorum” demişti. “Adamın umrunda bile değil.” Onun umrundaydı. Benim de. Daha önce Kuzey İrlanda’da muhabirlik yapmıştım. Bu gülüşü daha önce de duymuştum. Bu yüzden çekilmeye, Bahr Musa’nın Günü demek lazım. Dün onun ülkesi, katilinden kurtuldu. Nihayet.

Tarih sert bir patrondur. Kitaplığımda General Angus Maude’un Bağdatlılara hitaben yaptığı bir açıklamanın orijinal kopyası var - 2003’te Irak’ı işgal etmemizden birkaç gün önce telefonla katıldığım bir müzayededen aldım, bana 2 bin dolara mal oldu, fakat her kuruşuna değer. Maude şunları söylüyor: “Operasyonlarımızın hedefi düşmanı alt etmek... ordularımız kentlerinize fatihler veya düşmanlar olarak değil, kurtarıcılar olarak geliyor.” Ve böyle devam ediyor. Maude’nin bu açıklamadan kısa süre sonra, Bağdat’ta içtiği sütü kaynatmadığı için koleradan ahrete havale olduğunu da eklemeliyim.

Hikâyenin devamı tanıdıktı. Britanya işgal gücü Irak direnişiyle (elbette ‘teröristler’le) karşılaştı ve Britanyalılar Felluce adlı bir kasabayı yerle bir edip bir Şii din adamının teslim olmasını talep ettiler; bu arada Bağdat’taki Britanya istihbaratı ‘teröristlerin’ Suriye sınırından sızdığını iddia ediyordu; ve derken Lloyd George (o zamanın Blair-Brown’ı) Avam Kamarası’nda ayağa fırlayıp Britanya birliklerinin Irak’tan çekilmesi halinde ‘anarşi’ olacağını söyledi. Aman Tanrım!

Bu kelimeleri tekrarlamak bile son derece utanç verici. Mesela Nicris ibn Kuud 1920’de bir Britanya ajanına yazdığı mektupta şunları söylüyor: “Bize koyunlar gibi davranamazsınız... biz Iraklılar Arap ulusunun beyinleriyiz... Size Mezopotamya’ya terk etmek için kısa bir süre veriyoruz. Gitmezseniz biz sizi kovarız.”

Arabistanlı Lawrence’a kulak verelim...

Ve son olarak T E Lawrence’a bir bakalım. Evet, bildiniz, Arabistanlı Lawrence. 22 Ağustos 1920’de Sunday Times’ta Irak hakkında şu satırları yazıyordu: “İngiliz halkı Mezopotamya’da şerefli ve onurluca kaçması zor olan bir tuzağa sürüklendi. Bu tuzağa sürekli bilgi gizlenmesiyle düşürüldüler... İşler bize söylenenden çok daha kötüydü, yönetimimiz kamuoyunun bildiğinden daha kanlı ve acizdi.” Daha da öngörülü bir biçimde Lawrence Iraklıların savaşta hayatlarını, Britanya tebası haline gelmek için tehlikeye atmadıklarını yazıyordu. “Bağımsızlığa uygun olup olmadıkları denemeden bilinemez. Fazilet özgürlüğü haklı çıkarmaz.”

Evet ne yazık ki öyle. Irak, petrol zenginliği tükenmekte olduğundan Avrupa’ya yalvaran acınası bir figür. Fakat daha önce olduğundan biraz daha özgür. Efendisini ve dostumuzu (Saddam elbette) yok ettik ve şimdi, ökçelerimizin etrafında kendi ölülerimizin tıkırdayan kemikleriyle bir kez daha çekip gidiyoruz. Bir sonraki sefere dek... (1 Mayıs 2009)

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim