1. YAZARLAR

  2. Ali Bayramoğlu

  3. İpler kimin elinde?
Ali Bayramoğlu

Ali Bayramoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

İpler kimin elinde?

A+A-

Önemli günler yaşıyoruz… Son bir haftanın gelişmelerini arka arkaya koyalım…

- Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı “AK Parti ve Gülen Cemaatini Bitirme Planı”nın karargâhta hazırlandığına dair delil bulamadığını söyleyerek belgenin altında imzası olan albayla ilgili takipsizlik kararı verdi.

- İki gün sonra Genelkurmay Başkanı, Askeri Savcılığı'ın bu kararına dayanarak belgeyi sahte ilan etti, hükümet ve sivil yargıyı da sahteciyi bulmaya davet etti. Ayrıca belgeyle ilgi yapılacak her hangi yeni soruşturmanın askeri yargıda yapılacağını gazetecilere tekrar tekrar hatırlattı.

- Aynı günün gecesi Meclis İlker Başbuğ'un söylediklerini boşa çıkarırcasına asker kişilerin kalkışma, darbe gibi suçlardan sivil yargıda soruşturma ve kovuşturmaya uğrayacaklarını hükme bağladı.

- Hemen ardından Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın hakkında takipsizlik kararı verdiği albay aynı belge nedeniyle Ergenekon Davası kapsamında sorgulandı ve tutuklandı.

Bu gelişmeleri şöyle toparlayabiliriz:

Askeri otorite “belge” tartışmasını kendi imkânlarıyla kapamaya yöneldi, idari ve adli soruşturma sonrası belgenin kendisini değil, sahteliğini vurgulayarak gündemi ve çatışma eksenini değiştirmeye çalıştı.

Siyasi yapı ise bu makas değişikliğine izin vermedi. Gerek Başbakan'ın açıklamaları gerek TBMM'de yapılan askeri yargının alanını sivil yargı aleyhine daraltan değişiklikler, gerekse bu iklimde yargının bağımsız bir değişken olarak harekete geçmesi, belgenin altında imzası bulunan asker kişiyi tutuklaması, karargâhın beklediğinin tam tersi bir sürece yol açtı.

Bugün iki pist üzerinde seyreden iki paralel gelişme var:

1. Sivil alanın genişlemesinde, askerin politik rolüne ilişkin meşruiyet zeminin daralmasında yeni ve önemli bir aşama yaşanıyor.

2. Bu aşama kaçınılmaz bir güç mücadelesi içeriyor. Bu, devlette gerginlik olarak tabir edilen, değişim-direnç hattında ortaya çıkan doğal bir çatışma…

Bu iki gelişme nasıl seyredecek?

Soru bu…

Önce şunu bir kez hatırlamakta yarar var:

Bu kez karşımızda sadece yürütme-idare, hükümet-askeri bürokrasi çatışması ve meselesi yok. Devrede olan meşruiyet açısından eksiksiz şekilde bir yargı süreci ve bir yasama süreci var.

Genelkurmay Başkanı'nın kamuoyu önünde veya kapalı kapılar ardında ya da “mehmetçik gazeteciler” üzerinden yaptığı çıkışlar, yönlendirmeler, güçler dengesini tek başına belirlemiyor, siyasi ray değişikliklerine yol açmıyor.

Başbuğ'un tüm gayretlerine rağmen, darbe belgesini kâğıt parçası ilan etmesine rağmen ilgili albay tutuklanıyor, yasama süreci devam ediyor.

Özetle askerin hareket alanı daralıyor.

Bunun en açık kanıtı Hürriyet, Milliyet gibi gazetelerin haber yapış tarzında gizli.

Aslında son iki gündür elinde başka kriz cihazı ve meşru “taş” kalmayan merkez medyanın “Başbakan tekrar düşünsün, Gül yasal değişikliği veto etsin” vari analiz-talepleri gözden kaçmayacak kadar açık.

Milliyet Gazetesi'nin Ankara temsilcisi yaptığı analizi Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın askeri zor duruma sokmaması gerektiğini rica edercesine yapıyordu önceki gün. Özkök'ün arka arkaya yazdığı yarı ağlamaklı, demokratikleşme talebine “sivil kibir” adını veren, “sivilleşme hamlesini neden yapıyorsunuz, niyetiniz ne” diye hükümete sorular soran yazıları ortada…

Bu kez demokratik ilkelere doğru daha derin, daha meşru bir hatta ilerliyoruz, asker ve askercileri gerekçe bulmakta bile zorlayan bir süreç bu…

Merkez medya ve ana muhalefet partisi düzeyinde dünya demokrasi standartlarına uygun bir adımın neden atıldığının sorulduğu bir ülke, başlı başına bir sorun oluşturur. Bu durum bir kez daha gösteriyor ki, askeri vesayet bir sonuç, otoriter bir zihniyetin sonucudur.

Ama onda dahi gedik açılıyor.

Bu önemlidir.

Askeri vesayet düzeni geriledikçe, otoriter zihniyet de gerileyecektir.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT