İpekçi’nin gerçek kaatili kim?

20.01.2010 08:35

D. Mehmet Doğan

Katil zanlısının tahliyesi, Abdi İpekçi cinayetini tekrar gündeme taşıdı. Maktul İpekçi’nin gazetesi “Abdi İpekçi bir kez daha öldürüldü” manşetini attı…

Her ne kadar, gazetenin adı değişmemişse de patronu dahil birçok şeyi değişmişti. Fakat değişmeyen bir tarafı vardı, o da körlüğü!

Hedef olarak, “katil zanlısı” tanımlamasını kullanmak zorunda kaldığımız M. Ali Ağca seçilmişti. Onun Milliyet yayın yönetmeni Abdi İpekçi’ye suikast ve 3 gasp eyleminden suçlu bulunduğu, Türk adaleti tarafından 10 yıl ceza verilmekle yetinildiği, 19 yıl Papa suikasti dolayısıyla İtalya’da yattığı, Türkiye’de ise aflar ve mevzuat boşlukları yüzünden uzun süre yatmaktan kurtulduğu belirtiliyor ve Ağca’nın tekrar cezaevine konulmasıyla adaletin temin edileceği intibaı uyandırılıyordu…

Aynı gün, İpekçi’yi Ağca’nın değil, başka bir tetikçinin öldürdüğü iddiası güçlü şekilde dile getirildiği halde böyle bir çözüm ortaya konulması şaşırtıcı değil mi?

Abdi İpekçi’yi kimin öldürdüğü değil, kimin öldürttüğü önemli.

Milliyet, cinayetin ertesi günü bunu araştırmadan ahkam kestiği gibi, otuz küsur yıl sonra da, her türlü değişikliğe rağmen değişmezliğini ortaya koymaktadır.

Türkiye’yi siyasî cinayet üssü haline getiren aslında bu körlük...

Yıl 1923. Milli Mücadele askeri zafere ulaşmış. Şimdi ülkenin siyasi geleceği ile ilgili kararlar verilecek. Uluslararası siyasi sistemin talepleri ya aynen kabul edilecek ya da Türkiye Milli Mücadele boyunca olduğu gibi dik duracak. Lozan müzakereleri gösteriyor ki, İngiltere kurgusu yeni Türkiye projesi Milli Mücadele’yi yürüten, başarıya ulaştıran Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmeyecek. Bu arada, muhalefetin önde gelen şahsiyetlerinden Ali Şükrü Bey, Ankara’da bir gazete yayınlamaya başlıyor.

Milli Mücadele’yi başarıya ulaştıran Meclis olabildiğince demokratik bir yapı oluşturmuş; her şey konuşuluyor, tartışılıyor. Fakat, İttihatçı kanat bir süre sonra Müdafaa-yı hukuk grubunu oluşturuyor. Bu otoriter eğilimin dışında kalanlar ise “ikinci grup” sayılıyor. Ali Şükrü bu zorunlu gruptan. Bütün mesele zaferden sonra milli hakimiyet prensibinin gerçekten hayata geçirilip geçirilmeyeceği. Ali Şükrü’nün gazetesinin siyaset ipini elinde bulunduranları rahatsız etmemesi mümkün değil.

Ali Şükrü Bey hunharca katlediliyor!

Cumhuriyetin temelinde Ali Şükrü Bey’nin kanının olmadığını kim iddia edebilir?

Ali Şükrü’yü öldürdüğü anlaşılan köşkün muhafız birliğinin başı Topal Osman başka bir cinayetle ortadan kaldırılıyor.

O günden bugüne, siyasi cinayetlerin nasıl yorumlanacağına dair değişmeyen ölçüler var.

Abdi İpekçi cinayetinde de aynı yorumlar yapılmıştır.

Cinayeti işletenlerin bu yorumların yapılacağını bilmediklerini söyleyebilir miyiz?

Haydi cinayetin sıcağında bu husus çok fazla gözetilememiş olsun. Ya otuz küsur yıl sonra?

Türkiye’de ilk defa tetikçiler değil, azmettirenler, arkaplandakiler mahkeme ediliyor. Elbette Ergenekon davasından bahsediyoruz.

Şimdi mütekait tetikçileri tekrar hapse tıkmak için seferber olmak yerine, bu davanın sonuçlanması için itina gösterme zamanı. Eğer bu başarılabilirse, İpekçi’nin gerçek katillerini de öğrenebiliriz.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim