İntifadaların Yeni Süreci

11.11.2012 12:04

MURAT AYDOĞDU

Suriye meselesinde Mısır’ın üçlü toplantı önerisini Suud’un reddetmesinden1 önce İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin Ankara’da yapılacak toplantıya gelmemesi bazı şeyleri de düşündürmekte. Suud-İran çekişmesi iki taraf içinde İntifadaların kendilerine sıçramasına engel olacak yararlı görülen bir çekişme. Suud kendisi iktidarını tehdit eden en büyük muhalefet olan Selefiliği Şii tehdidi (dış düşman) ile dizginliyor, İran’da aynı metodla Suudi düşmanlığı ile iç muhalefeti dizginliyor. Bu nedenle, her ikisi de Mısır Müslüman Kardeşlerin aktör olarak etkinliğini istemiyor.

İran-Türkiye-Mısır-Suud arasında bölge de bir inisiyatif çatışması var. Kuşkusuz burada ABD en yakın müttefiki olarak Suud’u görüyor.

Türkiye’nin Laik, demokratik Batı kültürü ile model olması şimdilerde ölmüş olan BOP projesi çerçevesinde öngörülmüştü. Buna karşılık, kontrol edilemeyen intifadalar zinciri BOP’un en temel ilkesi olan “radikal İslam’ın engellenmesi” değil daha da güçlenmesine yol açması, halkların ve kitlelerin tercihlerini Laik, Liberal, Modernist ve Batıcı yönetimler ve bunlarla uyumlu çalışacak Ilımlı İslam da değil, ABD hegamonyasına karşı çıkacak yeni güç odakları oluşumuna götürmektedir. BOP projesinin temel tamamlayıcısı olan 11 Eylül Komisyon Raporundaki tehditlerden birisi olan El Kaide türü Örgütlenmelerin Kitle İmha silahlarına ulaşma tehlikesi kontrol edilemeyen Libya ve Suriye Devrimlerindeki radikal unsurlar elinde daha da büyük tehlike haline geldi.2

Burada Türkiye’deki ABD açısından güvenilmez görülen iktidar’ın İhvana yönelik politikaları ve ABD’nin sadık müttefikliğinden pazarlık yapan müttefik haline dönüşmesi de ABD politikasına pek şirin gelmiyor.

İran dış politikasının da terörizme karşı işbirliği sinyalleri vermesi, zaten Rus hinterlandında olup asla ABD müdahalesi olmayacağı bilinen Suriye’de muhalefetin gitgide ABD çıkarlarını tehdit eden kimliğe bürünmesi İran’ın ABD   tarafından da kullanışlı düşmanlık sınıfına girmesine neden oldu.

İran’a karşı daha şahin politikası güden Neo-Con’ların seçimi kaybetmesi, sürdürülemez politikaların da değişmesi anlamına geliyor. Buna karşılık, farklı metotlara sahip olsa da Cumhuriyetçilerin de Demokratlarında hedefleri ABD üstünlüğünü sürdürmektir. Bu durumda Obama’nın takip edeceği politika, Muhafazakâr Cumhuriyetçilere karşı Liberal politikaları savunan Ronald Asmus ve Kenneth Pollack’ın ortak makalesinde vurgulanan ABD ana politikasının çatışma yerine yeni bir soğuk savaş stratejisi olacaktır.

“Ortadoğu'daki tehditlerin ortadan kaldırılabilmesi, ancak NATO'nun Soğuk Savaş döneminde SSCB'ye karşı uyguladığı gibi uzun soluklu ve kapsamlı bir proje ile mümkün olabilir. Ortadoğu, yeni muhafazakârların savunduğu gibi, güç kullanılarak dönüştürülemez, bu dönüşüm, ancak Avrupalı müttefiklerle de işbirliği yaparak ve ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal boyutları da içeren kapsamlı bir projeyle mümkün olabilir.” Ronald Asmus and Kenneth; The Neoliberal Take on the Middle East'' (Ortadoğu'nun Neoliberal Açıdan Ele Alınışı), Washington Post, 22 Haziran 2003

Hatta bunu tamamlayacak bir İslam içi mezhep çatıştırma stratejisi doğrudan müdahale risklerini de içermiyor. CIA Başkanı James Woolsey’in 2003 yılında, Tarihin Dinler değil Mezhepler çatışması dönüşeceği öngörüsü ciddi bir tehdit olarak önümüzde. Bu muhakkak zalim bir dikta altındaki Suriye direnişini kaderine terk etmeyi doğuracak bir tavrı değil ama kaçınılmaz olarak er ya da geç sonuçlanacak devrim sonrası aklıselim programa sahip olmayı gerektirmektedir. Bu açıdan da Suriye Ulusal Konseyi’nin başına Hristiyan kökenli ama İhvan ve Müslümanlarla arası oldukça iyi olan George Sabra’nın getirilmesi stratejik ve uzak görüşlü bir karardır.

Görülen o ki yeni ABD konseptinde Ortadoğu İntifadaları ile oluşan yeni aktörler yükselen güç olarak tehdit algılaması çerçevesinde değerlendiriliyor. Zira Brezinski’nin 1997’de öngördüğü ABD dış politikasının ana ekseni bu yöndedir

“Avrupa, Asya ve Ortadoğu’daki anlaşmazlıkları ve başka herhangi bir rakip süper gücün Amerikan çıkarlarını tehdit edecek biçimde ortaya çıkmasını engellemek ABD’nin öncelikli görevidir”. Brzezinski

Bu çerçevede, Suud’a ve diğer müttefiklerine sıçramadan boğulması gereken İntifadalar zincirinde bütün Emperyalist ülkeler aralarında işbirliği içerisindedir. Nitekim Batı’nın tam müttefiki durumundaki Ürdün ve Kuveyt’teki hareketlenme, nihayetinde Suud’un Şii tehlikesi manipülasyonunun da etkisiz hale getirir.

Anti-emperyalist mücadelede İntifadalar’ın sahada çatışması yanında İntifadalar sonrası oluşan Mısır gibi ülkeler diplomatik yönden bunun peşindeyken, Türkiye gibi ülkeler vesayet etkisinden sıyrılma peşinde. Batı Blok’una gerek ekonomik, gerek uluslararası siyasi dengeler ve gerekse bağımlılıklar altında Türkiye ve Mısır’ın bunu sürdürecek imkânları ve becerileri yoktur.

Görünen o ki asıl mücadele sahadadır ve direnişle sürecektir.

 

---------------------

Dipnotlar

1-       “Mısır’ın, Suriye’de iki grubu birbirinden ayıran meselelerin politik çözümü için Türkiye, Suudi Arabistan ve İran’la bir araya gelerek bir inisiyatif merkezi oluşturması. Bu gerçekten de hayali. Ama Mursi kesinlikle biliyordur ki, en azından şu anda, bu öneri Suudi Arabistan tarafından reddedilecektir ve Türkiye de muhtemelen öyle yapacaktır. Öyleyse neden zahmet etti de bu öneriyi sundu? Her şeyden önce, Mursi elbette ki Mısır’ı ve Müslüman Kardeşleri Ortadoğu siyasetindeki en güçlü aracı konumuna taşımaya çalışıyor. Elbette ki Suudiler, hiçbir şeye bundan daha az gönüllü olamaz. Burada Suudileri iten yalnızca Mısır’ın merkezi rolü değildir, Suudilerin ve Müslüman Kardeşlerin çok uzun bir geçmişe yaslanan düşmanlıkları söz konusudur.” Immanuel Wallerstein 1 Eylül 2012

2-       11 Eylül Komisyonu Raporu:

a) Amerika dünyanın ahlaki liderliği konusunda iyi bir örnek oluşturduğu, halka insanca muamele edilmesine, hukukun üstünlüğüne inandığı ve komşularına açık elli ve koruyucu olarak davrandığı konusunda açık bir mesaj vermelidir.

b) Dost bile olsalar, Müslüman hükümetler bu ilkelere saygı göstermedikleri zaman Amerika daha iyi bir gelecek için buna karşı çıkmalıdır.

c) Amerika, ilkelerini ve değerlerini yurtdışında ısrarla savunmalı, Somali, Bosna, Kosova, Afganistan ve Irak’taki Müslümanları diktatörlere ve suçlulara karşı korumalıdır. Televizyon ve radyo yayınları bu alana yönelik kullanılmalı ve bu alana daha büyük fonlar ayrılmalıdır. Amerika burslar, değişim programları ve kütüphaneler konusunda gençlere yeni programlar oluşturmalı, onlara bilgi ve umut aşılamalıdır. Bu programların Amerikan vatandaşlarından gelen yardımlar olduğu anlatılmalıdır.

d) Amerika hükümeti diğer ülkeleri de, kurulacak olan yeni bir Uluslararası Gençlik Olanakları Fonu’na katkıda bulunmaya çağırmalı, fonlar kendi ilk ve ortaöğretim eğitimlerine yatırım yapan Müslüman ülkelerde doğrudan kullanılmalıdır.

e) Terörizmle savaş için oluşturulacak kapsamlı bir Amerikan stratejisi ekonomik kalkınmayı ve ekonomik politikaları içermelidir.

f) Amerika, İslamcı teröre karşı öteki ülkeleri de içine alacak kapsamlı bir koalisyon stratejisi oluşturmalıdır.

g) Amerika, dostlarını da yakalanan teröristlerin gözaltında tutulması ve bunlara insanca muamele yapılması konusunda ortak bir stratejide birleştirmelidir.

h) Raporumuz en az on yıldan beri El Kaide’nin kitle imha silahları üretmeye veya elde etmeye çalıştığını göstermektedir. Kitle imha silahlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması uluslararası örgütlenmeler aracılığıyla da engellenmelidir.

ı) Teröristlerin finansman kaynaklarının izlenmesi ve saptanması terörizme karşı olan mücadelenin en temel öğesidir.

The 9/11 Commission Report, Final Report of the National Commission on Terrorist Attacks Upon United States

 

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim