1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. ''İnsanlığın Kutlu Rehberleri Peygamberler''
''İnsanlığın Kutlu Rehberleri Peygamberler''

''İnsanlığın Kutlu Rehberleri Peygamberler''

Akhisar Özgür-Der Temsilciliği'nde düzenlenen programda ''İnsanlığın Kutlu Rehberleri Peygamberlerde Hz İsa" konusu anlatıldı.

A+A-

Akhisar Özgür-Der Temsilciliği'nde düzenlenen programda Ali Soylu ''İnsanlığın Kutlu Rehberleri Peygamberler- Hz İsa" konusunu anlattı. İkinci konuşmacı Ahmet Düzgün ise ''Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın Doğumu İle İlgili Kutlamalar Ne zaman Ortaya Çıkmıştır?''  ve ''Türkiye'de Yılbaşı Kutlamaları '' konusunu işledi.

İlk konuşmacı Soylu özetle şunları anlattı:


Hz. Îsâ Kur’ân-ı Kerîm’de Îsâ, İbn Meryem ve Mesîh şeklinde zikredilen, kendisine İncil’in verildiği, Hz. Muhammed’i müjdelediği bildirilen, “Allah’tan bir ruh ve kelime” olarak tavsif edilen, ancak kul olduğu vurgulanan peygamberdir. Hıristiyanlık’ta ise Îsâ Mesîh Tanrı’nın oğlu, dolayısıyla tanrı kabul edilmektedir.

. Hıristiyanlığın en belirgin vasfı. Hz. Isa ile ilgili inanç ve telakkiler üzerine temellendirilmiş bir din olmasıdır. Bu sebeple Isa'nın kimliği. tabiatı ve mesajı Hıristiyanlık tarihi boyunca çok tartışılmış. onun hakkında pek çok eser kaleme alınmıştır. Ancak hayatına. özellikle de çocukluk ve gençlik yıllarına dair birinci derecede kaynaklar oldukça sınırlıdır ; çünkü Hıristiyanlık teolojisinde Isa'nın dünyevi hayatından çok ölümü, dirilmesi ve semaya urucu önem taşımaktadır. Bundan dolayı sahih sayı­Ian bugünkü İnciller'de dünyevi hayatına fazla önem verilmemiş. dünyevi hayatını ön plana çıkaran. çocukluğu ve gençliği hakkında bilgiler veren diğer İnciller ise sahih kabul edilmemiştir. Isa ile ilgili Hı­ristiyanlık dışı kaynaklar ise yok denecek kadar azdır. Hz. Isa'nın doğduğu ay ve gün konusunda da kesin bilgi yoktur. Batı kiliselerince kabul edilen 25 Aralık ilk defa IV. yüzyılda doğum günü olarak kutlanmış­tır. Bu konuda kiliseler arasında ihtilaf vardır.Hz. Isa'nın çocukluk ve gençlik yıllarıyla ilgili olarak İnciller'de sadece Fısıh (Paskalya) bayramı münasebetiyle on iki yaşında Kudüs'e götürülmesi olayı zikredilmiştir (Luka, 1/80: 2/52). Bayram sonunda Isa'yı kaybeden Yusuf ve Meryem, onu mabedde din adamlarıyla sorulu cevaplı konuşma yaparken bulurlar. Dinleyenler onun anlayışına ve cevaplarına şaşırırlar .

İnciller'de yer alan bilgi ve işaretlerden Isa'nın çocukluk ve gençliğiyle ilgili şu hususlar tesbit edilebilir: Isa'nın Ya'küb, Yahuda, Yoses ve Simun adında dört erkek kardeşi, ayrıca kız kardeşleri vardır. Bazı yorumcular. Isa'nın kardeşlerinin Yusuf'un ilk evliliğinden olduğunu kabul etmekte, bazıları bunların Isa'nın kuzenleri olduğunu. bir kısmı ise Meryem ile Yusuf'un çocukları olup Isa'dan sonra doğ­ duklarını ileri sürmektedir (NDB, s. 389). Isa da Yusuf gibi dülger olmuştur (Markos, 6/3). Ayrıca okuma yazma biliyordu (Luka, 4/17). Kutsal yazılara yaptığı atıflar onları çok iyi bildiğini göstermektedir (Yuhanna, 7/1 5). Eski İbranice'nin yerine geçen Aram'i dilini konuşuyordu.

İnciller'e göre Hz. Isa'nın tebliğ faaliyeti, Yahya tarafından vaftiz edilmesi ve şeytan tarafından denenmesinin ardından başlamıştır. Isa'dan altı ay büyük olan Yahya, ondan önce tebliğ faaliyetine baş­layarak insanları göklerin melekutunun çok yakın olduğunu haber verip tövbeye davet eder. Gelenler günahlarını itiraf edip Yahya tarafından vaftiz edilir. Otuz yaşlarındaki Isa da (Luka, 3/23) Yahya tarafından vaftiz edilir. Vaftizden sonra Ruhulkudüs onu çöle götürür ve çölde kırk gün, kırk gece oruç tutar. İblis onu iğvaya çalışır. fakat başarılı alamayınca peşini bırakır. Şeytanın Isa'yı denemesi hadisesi sadece sinoptik İnciller'de yer almaktadır . Hz. Isa, Erden civarında ve Galile'de tebliğ faaliyetine başlar. 27 veya 28 yılı Nisan ayında Paskalya nın yaklaştığı günlerde Kudüs'e gelir, Paskalya'dan sonra Kudüs'ten ayrılıp Yahudiye diyarına gider ve burada Hz. Yahya ile aynı bölgede tebliğ faaliyetinde bulunur. ardından Galile'ye döner. Sinoptik İnciller'in verdiği bilgiye göre Isa'nın asıl tebliğ hayatı Galile'de geçer. Bu bölgedeki faaliyetlerini dört safhaya ayırmak mümkündür. Birinci safha kendi memleketi olan Nasıra'­ dan ilk çıkarılışı ile başlar (Luka, 4/16-30) ve muhtemelen dört ay devam eder. Mucizeler gösterip hastaları iyileştiren Isa'nın bu ilk dönemdeki mesajı Rabb'in ruhunun kendisiyle birlikte olduğu, fakirlere İncil'i vazetmek için Allah'ın kendisini meshedip gönderdiği fikri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu dönemde Isa, Allah'ın melekutunun yakın olduğunu bildirmekte ve insanları tövbeye, İncil' e iman etmeye çağırmaktadır. Isa'nın mesajı Yazıcılar ve Ferisiler'in düşmanlığını celbeder. Ferisiler'le Hirodes'iler onu ortadan kaldırmak üzere anlaşırlar (Markos, 3/6). İkinci safhada Isa Paskalya için Kudüs'e gelir. Bu sırada Ferisiler'le arası iyice açılır (Yuhanna, 5/1 -47) Galile'ye dönen Isa'nın cumartesi günüyle ilgili kural dışı davranışları yahudi otoritelerince tepkiyle karşılanır. Ferisiler, Isa'yı yok etme planları kurarken halk büyük bir coşku ile onu takip eder. Üçüncü safhada on iki havarisini seçen Isa dağda yaptığı meşhur vaazla pek çok hakikati dile getirir. Dördüncü safha dağ vaazı sonrasında başlamakta ve Hirodes'in Isa'ya karşı tavır almasına kadar devam etmektedir. Bu dönemde Isa hastaları iyileştirip çeşitli mucizeler gösterir, meseller vererek gerçekleri anlatır. Nasıra'dan ikinci defa çıkarılır, on iki havariyie İncil'i tebliğ göreviyle çevreye gönderir. Yahya şehid edilir.  Kendisine inanan Galileliler onu kral yapmak isterler (Yuhanna, 6/15). Isa bölgeden ayrılarak Sur ve Sayda taraflarına, oradan Dekapol'a gider ve nihayet Kefernahum'a döner. Altı ay süren bu dönem boyunca Isa mucizeler göstermeye ve tebliğde bulunmaya devam eder, ölümünü ve dirilişini önceden haber verir, kendi sureti değişir (transfiguration). Kudüs'e gider, Yahuda ve Pere'yi dolaşır, öleli dört gün olan Lazar'ı diriltir (Yuhanna,1 /11 -46). Kudüs'e çok yakın bir yerde vuku bulan bu mucizevi olay başşehri sarsar. Kudüs'te başkahin Kayafa'nın teşebbüsüyle toplanan Sanhedrin'de Isa'nın yaptıklarının kendileri için tehlike oluş­ turduğu belirtilir, öldürülmesi için planlar yapılır (Yuhanna,  1/47-53). Durumu sezen Isa oradan ayrılarak Efraim şehrine, oradan da Pere'ye gider. Kudüs'e dö nerek, "Korkma ey Sion kızı. işte kralın bir eşek sıpasına binmiş geliyor" (Zekarya, 9/9) ifadesindeki mesihin kendisi olduğunu belirtmek için bir sıpa üzerinde şehre girer. Bu arada on iki havariden biri olan Yahuda İskariyot, başkahinlere giderek otuz gümüş karşılığı lsa'yı ele vermeyi vaad eder. Ancak Fısıh bayramının birinci gününde Fısıh yemeği sırasında lsa. Petrus'un sürçeceğini, kendisinin ele verileceğini bildirir, havarilerinden uyanık durup dua etmelerini ister. Biraz uzaklaşarak secdeye kapanır ve dua eder, havariler ise onu dinlemeyip uyurlar. Kısa bir süre sonra lsa tutuklanır. Havariler kaçarlar. lsa. Başkahin Kayafa ve Sanhedrin tarafından sorgulanırsa da yaptıklarında suç unsuru bulunamaz. Sonunda başkahinin mesih olup olmadığı hususundaki sorusuna karşılık lsa nın açıkça mesih olduğunu söylemesi üzerine ölümü hak ettiğine karar verilir. Yahudiler lsa'nın milleti kandırdığını, kaysere vergi verilmesine engel olduğunu ve kendisinin mesih kral duğunu iddia ettiğini ileri sürerek (Luka, 23/2) Roma Valisi Pilatus'tan öldürülmesi için onay isterler. Pilatus İsa'yı özel olarak sorguya çeker, iddialarının siyasi ve tehditkar olmadığını görür (Yuhanna. 18/33-38); suçsuz olduğunu açıklayıp serbest bırakmak isterse de halkla karşı karşıya gelmeyi göze alamaz: yahudilerin ısrarla İsa'nın çarmı­ha gerilmesini istemeleri üzerine sorumluluktan kurtulmak için çare arar. lsa'nın Galile'den olduğunu öğrenince onu Hirodes'e gönderir (Luka, 23/7-11 ). Hirodes, lsa'yı sorgulayıp Pilatus'a iade eder. Gönlü lsa'yı affetmekten yana olan Pilatus, yahudilerin baskısı karşısında onun çarmıha gerilerek öldürülmesini onaylar. Bunun üzerine yahudiler İsa'yı Golgota denilen yere götürerek çarmıha gererler. lsa'nın başının üzerine "Nasıralı lsa, yahudilerin kralı" diye bir yazı asılır (Yuhanna, 19/19). İsa cuma günü sabah saat dokuzda çarmıha gerilir (Markos, 15/25) ve öğ­leden sonra saat üçte ruhunu teslim eder .(Matta, 27/50; Markos, 15/37; Luka, 23/46; Yuhanna 19/30)

Arimatealı Yusuf, isa'nın cesedini haça gerildiği yerdeki bahçede bulunan hazır bir kabre veya kendisi için kaya içine oyduğu kabre koyar. Ancak pazar günü ka bre ziyarete gelenler mezarın boş olduğunu görürler. Bu arada lsa dirilmiş olarak onlara görünür (Matta, 28/9-1 O). Yeni Ahid, Hz. lsa'nın dirildikten sonra on defa havarilerine ve şakirdlerine göründüğünü kaydetmektedir (mesela bk. Luka, 24/36-43, 50-51; Yuhanna, 20/19-29; Matta, 28/16-20). Resullerin işleri'ne göre İsa dirildikten sonra kırk gün daha yaşamış. havarilerine telkin ve . tavsiyelerde bulunmuş . daha sonra havarilerini Zeytinlik dağına götürmüş ve oradan semaya alınmıştır ( 113, 9/11 ).

İkinci konuşmacı Düzgün özetle şunları anlattı:

Hıristiyanlık İsa merkezli bir din olarak bilinmekte ve bu dinin inanç, ibadet ve ahlakî öğretilerinin tamamı İsa'nın kimlik ve kişiliği etrafında odaklanmış bulunmaktadır. Bu çerçevede, onun hayatı ve söylemleri, Hıristiyanlıktaki tüm inanç, ibadet, tören ve kutlamaların temelini oluşturmaktadır. Özellikle mucizevi biçimde babasız doğumu ,   -Hıristiyan inancına göre- çarmıhta ölümü ve üç gün sonra dirilişi, hem Hıristiyan ilahiyatının temelini teşkil etmekte hem de İsa ile ilgili anma ve kutlamaların çıkış noktasını oluşturmaktadır. İsa'nın hayatındaki bu önemli olaylar, onun inkarnasyonu, yani insan bedenine bürünerek dünyaya gelişi ve öldükten sonra dirilişi şeklindeki iki ana hadisenin etrafında odaklanmaktadır. Hıristiyanlar açısından çok önemli olmaları sebebiyle de, önce bu iki temel hadiseyi kutlama ve anma geleneği oluşmuştur. Ardından, zaman içerisinde, bu anma ve kutlamaların ayrıntılı hale getirilmesiyle, bunların öncesinde veya sonrasında yer alan ve bir kısmı bu iki kutlamanın hazırlığı veya tamamlayıcısı mahiyetinde olan, yeni anma ve kutlama törenleri ortaya çıkmıştır. Tarihi süreç içerisinde kademeli bir biçimde ortaya çıkan ve zamanla, muhtevalarına yapılan bir takım ilave veya sınırlandırmalarla günümüze kadar gelen bu kutlamaların tümü, İsa'nın doğumu ve çarmıhta öldükten sonra dirilişi şeklinde tasnif edilen iki ana devrenin içerisinde yer almaktadır.

Hz. İsa Ne Zaman Doğmuştur?

Hıristiyan dünyasında İsa'nın doğumu, zamanın başlangıcı (Miladî çağın başlangıcı) sayıldığı için, genel olarak, onun, Milad'ın birinci yılında, kış mevsiminde doğduğu kabul edilmektedir.Bununla birlikte, gerçekte onun doğum yılı ve zamanı tam olarak bilinmemekte ve kaynakların, bu konuda birbirinden oldukça farklı tarihlere işaret ettiği görülmektedir.İncillerde veya muteber tarihi kaynaklarda İsa'nın doğum günü veya mevsimi konusunda en ufak bir işaret bulunmamaktadır.

Özellikle Doğu Kiliselerine mensup pek çok din bilgini, şimdi kabul edilenden çok daha farklı dönemleri İsa'nın doğum zamanı olarak göstermiş ve onun, baharda veya sonbaharda doğduğunu iddia etmiştir.Ancak bu farklı tarihlere rağmen, Doğu Hıristiyanlarının çoğu, İsa'nın 6 Ocak tarihinde doğmuş olduğuna inanmaktaydı.

Hıristiyanlık, sürekli olarak Roma Devleti'nin zulüm, baskı ve yasaklarına maruz kalmış, bu nedenle de serbestçe yayılma imkanı bulamamıştır. Daha da önemlisi, bu baskılar sebebiyle, o bir dinin en temel unsurları olan kurum, kural ve uygulamalarını bile yeterince oluşturamamıştır. Bu nedenle Hıristiyanlığın ilk üç yüzyılında inanç, ibadet ve uygulamaların pek çoğu gibi, İsa'nın doğum günü ile ilgili anlayış ve kutlamalar da henüz teşekkül etmemişti. Dolayısıyla bu dönemin Hıristiyanları arasında, İsa'nın doğum gününü kutlamaya yönelik herhangi bir uygulamaya da rastlanmamaktaydı.

Hz. İsa'nın Doğumu ile İlgili Kutlamaların Ortaya Çıkışı

Hıristiyanların, ilk üç yüzyılda kutladığı birkaç bayram arasında İsa'nın doğumu (Noel veya Christmas) adlı herhangi bir bayrama rastlanmamıştır. Bu dönemde, İsa'nın doğumuyla irtibatlandırılabilecek tek kutlama ise, bazı Doğu Kiliselerinin, İsa'nın kurtarıcılık göreviyle ortaya çıkışının, yani zuhurunun alameti olarak Yahya Peygamber eliyle vaftiz oluşu anısına icra ettikleri 6 Ocak'taki Epifani Bayramı olmuştur.

Bir süre sonra, İmparator Konstantin'in Hıristiyanlığa serbestlik tanıyan 313 tarihli Milan Fermanı'yla, Hıristiyanlar devlet takibatından kurtulmuş; böylece, o zamana kadar Hıristiyanlıkta, devletin baskısı ve başka bazı zorluklar sebebiyle oluşturulamamış olan pek çok kurum, kural ve uygulama ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu çerçevede, İsa'nın doğum günü kutlama geleneği de, bu yeni dönemin hemen başlarında, önce Batı'da, Roma Kilisesi'nde ortaya çıkmış ve buradan diğer Kiliselere yayılmıştır.

İsa'nın doğumu ile ilgili kutlamaların, ilk olarak, IV. yüzyılın ortalarına doğru, 336 yılında Roma Kilisesi'nde başladığı ve bu kutlamalar için de, 25 Aralık tarihinin esas alındığı yaygın biçimde kabul edilmektedir.

Hz. İsa'nın Doğumuyla ilgili Kutlamaların Hıristiyan Dünyasında Yayılması:

İsa'nın doğum gününü kutlama geleneği, muhtemelen, Roma'dan kısa bir süre sonra, buraya en yakın bölge olan Kuzey Batı Afrika Kiliselerine gelmiş ve buradan daha Doğuya doğru yayılarak en son, Kudüs ve Mısır Kiliselerine ulaşmıştır. Bununla beraber, 6 Ocak'taki Epifani kutlamaları da terk edilmemiş veya önemini yitirmemiştir. Hatta bunun da ötesinde, bir süre sonra bu bayram, kiliseler arasındaki etkileşim sonucunda, İsa'nın doğumunu kutlama geleneğinin Doğu Kiliselerine geçmesine benzer şekilde ancak farklı bir anlamlandırmayla Batı Kilisesi'ne, yani Roma'ya sirayet etmiş ve burada da kutlanmaya başlanmıştır.

Türkiye'de ise Yılbaşı kutlamaları Osmanlı'da Ermeni ,Rum hıristiyan teba arasında kutlanırdı.1926 Miladi takvime geçiş Yılbaşı kutlamaların resmi olarak kutlanmasına yol açtı.1929 yılında ilk Yılbaşı balosu yapılmıştır.Türkiye'de yılbaşı balosu düzenleme ve sabahlara kadar dostlarla oturup eğlenme şeklindeki yılbaşı kutlamaları ancak 1930 yılından sonra başladı. 1935'te yılbaşı, resmi tatil günü olarak kabul edilince, yılbaşı geceleri daha rahat bir şekilde, tatil ile birlikte bayram havası içinde kutlanmaya başlandı.

Türkiye'de ise Müslümanlar arasında batılılaşmanın etkisinde başlamış olan ve dini bir yanı olmayan yılbaşı, her yıl gazino ve lokantaların, eğlence yerlerinin programları, gençlerin, akraba ve komşuların kendi aralarında toplanmalarıyla kapalı mekânlarda kutlanır. 80'li yılların tüketim toplumu modasına uyulup, Noel Baba'nın tebrik kartlarından vitrinlere, sokağa inmesinden sonra, yılbaşılar, daha başka ve tüketime yönelik kutlanır olmuştur. Bu kutlamada, 70'li yıllarda Orhan Gencebay ve dansöz ödüllü TRT televizyon programlarının ve Milli Piyango'nun büyük ikramiyelerinin de bir hayli katkısı ve etkisi vardır.

Yapılan katkılardan sonra program sona erdi.

img_0118-(1).jpg

HABERE YORUM KAT