İnsani Yardım Sorumluluğumuz ve İHH

09.12.2013 13:16

MUSTAFA SİEL

Cehennemden Kurtuluş Yolu

Yüce Allah Mülk Suresi’nde, hayatı ve ölümü insanların hangisinin amelce daha güzel olacağının belirlenmesi amaçlı bir imtihan vasıtası (liyeblivekum - bela) olarak yarattığını beyan ediyor. Asr Suresi’nde, (tevhidi) imana sahip olmayanlar ile sahip olduğunu iddia etse bile, iddiasını hayatının bütün anlarına ve alanlarına Salih amel olarak yansıtamayan tüm insanların, telafisi mümkün olmayan mutlak ziyanda (hüsran), yani cehennemde olduğu açıklanıyor. Bakara Suresi’nde ise, insanı mutlak ziyandan (cehennemden) kurtaracak tevhidi iman ve buna dayalı Salih amelin neler olduğu konusunda temel ilke ve esasları toplu bir özet halinde veriyor. (Mül,k, 67-2; Asr, 103; Bakara, 2-177)

Ayette kurtuluş yolunun (birr) önce Allah, ahiret günü, melekleri, elçileri ve kitaplarına imanla başlayıp; sahip olduğu mala olan sevgisine rağmen akrabalık, komşuluk, arkadaşlık vs. bir şekilde yakınlık sahibi olduklarına (ze vil gurba), yetimlere, hayatlarını sürdürmeleri ancak başkalarının yardımıyla mümkün olanlara (mesakin), savaş yada başka nedenlerle memleketinden ayrı kaldığından dolayı yardıma muhtaç hale gelenlere (vebnes sebil), geçimini sağlamada zorlandığı için kendi kazandığına ek olarak yardıma ihtiyaç duyan ve bunu dillendiren fakirlere (sailin) ve özgürlük arzusunda ve özgür olmaya ehil olmakla beraber, bunun için maddi yardıma ihtiyaç duyan kölelere malından vermesi gerektiğini bildiriyor.

Ardından namazını gereğince kılması (igame) ve zekatı vermesi gerektiği, yani namaz ve zekatta daimi ve hakkını vererek yerine getirici olması gerektiği bildiriliyor. Bilahare sözleşmelerine eksiksiz riayet etmek gibi günlük hayattaki sosyal ilişkilerinde davaranışlarıyla hakka şahit olması gerektiği; normal hayat akışı içinde sıkıntı ve zarara uğradığı zamanlar ile, Allah yolundaki faaliyetler nedeniyle uğradığı sıkıntı ve zararlara karşı sabretmesi gerektiği; ancak bunların tümünü (imkanları çerçevesinde) yapanların iman ve Allah'ın azabından korunma iddiasında (muttekun) samimi - sadık oldukları beyan ediliyor.

Kulluk İmtihanı Çok Yönlü Ve Çok Alanlıdır

Yukarıda açıkladığımız ayetler ile konuyla ilgili diğer ayetlerden, kulluk imtihanında çeşitli alanlar olduğunu anlıyoruz. Öncelikle iman alanı, hemen sonra bireysel kulluk alanı, bunun ardından kulluğunu başta ailesi olmak üzere sosyal ilişkilerine yansıtma, bilahare tebliğden başlayıp gerektiğinde silahlı savaşa (gıtal) kadar varabilen canı ve malı ile Allah yolunda cihat alanı ile ihtiyaç sahiplerine mallarından verme - insani yardım alanı.

Konuyla ilgili tüm ayetleri incelediğimizde, kulluğun sosyal boyutunda mükellefiyetler - sorumluluklar bazında imtihanın, Allah yolunda cihat ve insani yardım olmak üzere iki ana alanda söz konusu olduğunu, her iki alanında neredeyse aynı seviyede önemli olduğunu anlıyoruz.

Kur'an'daki ilgili ayetler ve yukarıda açıkladığımız 177. ayet, İslami amaçlı insani yardımın en az tebliğ ve cihat kadar önemsendiğini, bilhassa yetimlerle ilgilenme ve onlara yardımla ilgili emirlerin çok ve vurgulanarak tekrarlandığını ortaya koyuyor.

Bu iki sosyal mükellefiyetler alanını güncellersek, bu gün bizlerin Özgür-Der çatısı altında yaptığımız faaliyetlerin genelde kulluğumuzun sosyal mükellefiyetler boyutunun Allah yolunda cihat alanına girdiğini, İHH ve benzeri İslami amaçlı insani yardım organizasyonlarının yaptıkları faaliyetlerin ise, kulluğumuzun sosyal mükellefiyetler boyutunun İslami amaçlı insani yardım alanına girdiğini söylemek mümkündür sanıyorum.

Günümüzde Organizasyonsuz İnsani Yardım Pek Mümkün Değil

Ayetler ilk planda kişilerin kendi imkânlarından, bizzat kendilerinin ihtiyaç sahiplerine infak etmelerini emrediyorsa da, Tevbe Suresi’nde geçen zekatla görevli olanlara da zekat verilebileceği ibaresi, İslami amaçlı insani yardımın kurumsal bir yapı - organizasyon çatısı altında yapılmasına ve bu yapıda olanların geçimlerinin zekatlardan - yardımlardan sağlamasına onay veriyor. Bu organizasyonun, (peygamberimiz zamanında olduğu gibi) mevcut İslam devletinin zekat organizasyonu şeklinde olması mümkün olduğu gibi, memleketimiz gibi İslam'ın sosyal ve siyasal alana hakim olmadığı yerlerde ise, mecburen sivil organizasyonlar şeklinde gerçekleşmesi gerekiyor. (Tevbe, 9-60)

Kur'an’ın indiği ortamda birebir infak imkânları daha geniş iken, günümüzde yoğun şehirleşme ve apartman kültürü gibi nedenlerle bu imkânların iyice azaldığı da bir vakıadır.

Yine Kur'an’ın indiği ortamda aynı yerde yaşayan insanlar birbirlerini tanır ve başka yerlerde yaşayanları pek tanıyıp bilmez durumda iken; günümüzde komşular birbirini tanımıyor, lakin dünyanın hemen her yerinde yardıma muhtaç durumda olanlar hakkında medya aracılığıyla bilgi sahibi olabiliyor.

Üstüne üstlük Kur'an’ın indiği ortamda Müslümanlar dar bir alanda ve az sayıda iken, günümüzde dünyanın dört bir yanında ve çok sayıda bulunmaktadırlar. Birde, kendi memleketimizde yardıma muhtaç olanların durumu ile, başka coğrafyalardaki muhtaçların durumu konusunda orantısız bir uçurum söz konusu olabiliyor. Bu uçurum nedeniyle başka beldelerdeki Müslümanların ihtiyaçları öncelik gerektirebiliyor. Üstelik bu gün devletin sosyal yardım politikaları, kendi memleketimiz insanının ihtiyaçlarını karşılamada önemli bir açığı doldurmaktadır. Bu nedenlerle, acil ve aşırı yardıma muhtaç olan coğrafyaların kendi memleketimize göre öncelenmesi bir zaruret haline gelebilmektedir.

Veren El İle Alan El Arasında Aracı El Olmak

Her ne kadar ayetler kişilerin kendi infakları ile ilgili olarak görülüyorsa da, yukarıda açıkladığımız günümüze özgü şartlar nedeniyle kişilerin imkânları olsa ve isteseler bile bunu hakkıyla yerine getirmekte zorlanmaları, bu konuda şuurlu ve azimli olanlarda maddi imkan yoksunluğu ve azlığı, şuur ve azim olmamakla beraber maddi imkanı ve konu hakkında aydınlatıldığında infak arzusu oluşacakların mevcudiyeti, İslami amaçlı insani yardımlar konusunda gönüllü sivil organizasyonlara gidilmesini zaruri kılıyor.

Nisa Suresi’nde, güzel bir işe aracılık (şefaat) edenin o işten dolayı bir nasibinin - kazancının olduğunun bildirilmiş olması da, İslami amaçlı insani yardımlar konusunda organizasyonlarda görev alarak, infak eden ile infak alan arasında aracı olanların bu çabalarından dolayı büyük ecir kazanacağını ortaya koyuyor. (Nisa, 4-85)

Tüm bu nedenlerle günümüzde İslami amaçlı insani yardım organizasyonları oluşturmak farzı kifaye olarak kaçınılmaz bir görevdir ümmetin üzerine. Bu farzı kifayeyi elbette ümmete şahitlik ve önderlik yapma pozisyonunda olanlar üstlenmek, en azından desteklemek durumundadırlar.

Bir İmtihan Alanı Olarak İnsani Yardım Ve İHH

Memleketimizde İHH gibi İslami camia ve cemaatlerin geniş bir yelpazesinden organizasyonuna eleman ve bağış alan İslami amaçlı insani yardım kuruluşları olduğu gibi, cemaat ve camia bazında teşekkül eden yardım kuruluşları da bulunmaktadır.

Kanaatimce İslami amaçlı insani yardım kuruluşlarının yapılanmasında İHH örneğinde olduğu gibi geniş yelpazede katılımla kurulan kuruluşlar daha uygundur. Çünkü bu kuruluşlar tüm camialardan ve halktan yardım talep edip toplayarak dünya bazında tüm Müslümanlara ve hatta gayrimüslim ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunurken, teşkilatın sadece bir camia ve cemaat bazında oluşturulması bana pek makbul ve ahlaki görünmüyor.

Camia ve cemaatlerin, kendi anlayış, ilke ve hedefleri doğrultusunda kendi özel yapılarını ve resmi kuruluşlarını oluşturmaları gayet tabidir. Lakin bu yapılar arasında, insani yardım faaliyetleri gibi müşterek hareket edilebilecek alanlarda ortak yapıların kurulamaması gayri tabidir.

İHH örneğinde görüldüğü üzere, geniş yelpazeli birlikte iş yapma imkânını yakalamada insani yardım teşkilatları güzel zeminler olabilmektedirler. Bu tür yapılar sadece insani yardım yapmakla kalmamakta, geleneksel ve radikal tüm cemaat ve camialar arasında yakınlaşma ve ortak noktalarda bir araya gelip iş yapabilme imkânı da sağlamaktadırlar.

Bu birliktelikler yelpazesinde bulunan camia ve cemaat mensuplarının birbirlerini tanıyarak ve müştereklerini fark ederek yakınlaşma ve aralarında güven teşekkülüne vesile olacağı gibi, üzerinde mutabık kaldıkları İslami maslahat ve hedeflerin beraber gerçekleştirilebilmesi ile İslam ve Müslümanlara yapılan saldırılara ortak karşılık verilebilmesi söz konusu olacaktır. Üstelik ileride devletin sosyal ve siyasal bazlarda İslamlaşma sürecine girmesi halinde, tüm camia ve cemaatlerin bir arada hareket edebilmesi için zemin olabilecektir.

İslami Amaçlı İnsani Yardım Aynı Zamanda İslami Tebliğ ve Cihattır

İslami amaçlı insani yardıma yapılan yatırım aynı zamanda İslami tebliğe yapılan yatırımdır. Çünkü tebliğ ve cihada alan açar ve destekler. İHH'nın yardıma muhtaç gayri Müslimlere yaptığı insani yardımların tebliğ açısından olumlu zeminler oluşturduğu ve hatta toplu ihtidalara vesile olduğu bilinmektedir.

İslami amaçlı insanı yardım aynı zamanda cihada yardımdır. Nitekim İHH'nın özellikle Bosna savaşı ile halen sürmekte olan Filistin ve Suriye direnişlerinde gerçekleştirdiği insani yardımlar, sadece ihtiyaç sahibi halkın ihtiyaçlarını karşılamaya ve bu sayede halkın direnişe desteğinin sürmesine katkı sağlamakla kalmamış, aynı zamanda direnişin sürdürülmesine çok ciddi moral ve lojistik destek sağlamıştır.

İslami amaçlı insani yardım, fikri zeminde yeniden kazanmaya çalıştığımız ümmet bilincinin oluşmasına maddi zemin oluşturarak katkı sağlamaktadır. Nitekim bu gün İHH'nın tüm İslam coğrafyası bazında yaptığı çalışmaların, parçalanmış ve birbirini kaybetmiş ümmetin evlatlarının yeniden birbirinin farkına varmasına ve sorumluluk hissetmelerine hiçte küçümsenemeyecek katkıları olmuştur.

İslami amaçlı insani yardım misyonerlik faaliyetlerinin panzehridir. Bu gün İslam ümmeti kendi iç sorunları ve çatışmaları nedeniyle, özellikle Afrika'da muhtaç ve cahil durumdaki Müslümanlar üzerindeki misyonerlik kıskacının farkında bile değildir maalesef.

Araştırmalar yüzyılın başında Afrika'da % 85 olan Müslüman nüfus oranının bu gün % 65'lere gerilediğini ortaya koymaktadır. Yine bu gün Afrika'da 600 bin civarında Müslüman yetimin misyonerlerin kıskacında olduğu ve Hristiyanlaştırma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu bilinmektedir.

Özellikle insani yardım maskesi altında sürdürülen misyonerlik faaliyetlerinin etkilerinin azaltılmasında İslami amaçlı insani yardımların vazgeçilmez bir yeri söz konusudur.

Bu Gün İHH'yı Desteklemek, Filistin Ve Suriye Direnişini Desteklemektir

Konuyu tüm boyutlarıyla bir yazı çerçevesinde ele almak mümkün değil. Bu yazıda zaten bilgi ve ilgi sahibi olduğumuz İslami amaçlı insani yardım sorumluluğumuz ile bu sorumluluğu yüklenmiş yapılara, bilhassa İHH'ya destek sorumluluğumuzu hatırlatmayı amaçladık.

Özellikle Suriye direnişinde muhaliflerin yanında yer almış ve direnişe her yönden aktif destek vermiş olması nedeniyle çeşitli şer odaklarınca hedef tahtasına oturtulmuş olan İHH'ya Türkiye içinden yapılan destek ve bağışların, özellikle Suriye için olan kısmında ciddi azalışlar söz konusudur.

Yine geleneksel yada radikal camia ve cemaatlerin kendi insani yardım kuruluşlarını oluşturmuş olmalarına rağmen özellikle Suriye direnişine yeterince destek olamadıkları / olmadıkları bir vakıadır.

Bu nedenlerle bizlerin İHH'ya maddi ve manevi her türlü desteği vermemiz, hem insani yardım sorumluluğumuzun bir gereği, hem de Allah yolunda cihat sorumluluğumuz nedeniyle özellikle Filistin ve Suriye direnişine verdiğimiz desteğin bir gereğidir.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim