1. YAZARLAR

  2. Bilal Sambur

  3. İnkılâp tarihi değil, insanlık tarihi okutulsun!
Bilal Sambur

Bilal Sambur

Yazarın Tüm Yazıları >

İnkılâp tarihi değil, insanlık tarihi okutulsun!

A+A-

İktidar elitlerinin kurguladığı inkılâp tarihi dersleri, insanların geleceğe yönelmelerine ve olgunlaşmalarına katkı sunmamakta. İnsanları aynılaştıran, çoğulculuğu kaldıran, geçmişe bağımlı gelecek anlayışına dayalı bu derslere günümüzde ihtiyaç duyulması için bir neden yok. Onun yerine gençlerimizi, insanlığın tecrübesiyle tanıştıran insanlık tarihi dersine ihtiyaç var.

Türkiye'de öteden beri zorunlu din dersi problemi vardır, çünkü 1982 Anayasası'na göre din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin okullarda okutulması bir zorunluluktur. Benzer bir şekilde 2547 sayılı YÖK Yasası, üniversitelerin bütün bölümlerinde Atatürk ilkeleri ve inkılâp tarihi dersinin okutulmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye'de sadece zorunlu din dersi sorunu yoktur, aynı zamanda zorunlu inkılâp tarihi dersi sorunu vardır. Ancak şimdiye kadar zorunlu din dersi hep gündemde tutulmasına rağmen aynı oranda zorunlu inkılâp tarihi sorunu üzerinde durulmamıştır. Anayasal veya yasal düzenlemeler yoluyla özel bir dersin zorunlu hale getirilmesi, sadece eğitime yapılan bir müdahale değildir. Bu, eğitim ve okul üzerinden insana ve topluma yapılan bir müdahale anlamına gelmektedir. İnkılâp tarihi dersinin yasal olarak zorunlu statüde olması, bir müdahale durumunu ifade etmektedir. İnkılâp tarihi dersi yasal olarak nitelenmemekte, zorunlu, dokunulmaz ve kaldırılmaz gibi sıfatlarla nitelenmektedir. Bu nitelemeler, aslında malum ders yoluyla yapılan müdahaleciliği ve dayatmacılığı ifade etmektedir. Dersin yasal yolla zorunlu kılınması, inkılâp tarihini 'sorunlu ders' haline getirmektedir.

Atatürk ilkeleri ve inkılâp tarihi dersi uygulamasına benzer uygulamaları geçmişte ve günümüzde farklı ülkelerde görmek mümkündür. Devlet gücünü kullanarak kendisini topluma dayatmak isteyen ideolojilerin yaptığı en önemli ve öncelikli iş, eğitimi ideolojik bir araca dönüştürmek yoluyla bütün toplumu o ideolojinin sadık takipçileri haline getirmektir. Eski Sovyetler Birliği'nde devrimci eğitim, devrimci ahlak, devrimci toplum, Sovyet insanı gibi totaliter ve kolektivist yanılsamaları gerçekleştirmek, insanı ve toplumu komünist illüzyonlar doğrultusunda dizayn etmek için katı bir ideolojik eğitim uygulanıyordu. Eğitim, bu uygulamada saf bir endoktrinasyondan başka bir şey değildi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra kendisini tanrısallaştıran otoriter liderlerden ve öğretilerinden insanlar kurtulmuş değillerdir.

Tek parti ideolojisini ve tarih kurgusunu topluma dayatmak için, inkılâp tarihi dersinin üniversitelerde okutulması zorunlu hale getirilmiştir. 12 Eylül darbesinin ihdas ettiği bir kurum olan YÖK'ün yasasında bu ders zorunlu kılınarak dokunulmaz bir statüye kavuşturulmuştur. İnsanlığa ait her türlü bilginin ve düşüncenin özgürce tartışılması ve değerlendirilmesi için kurulan üniversitelerde, bir ideolojik endoktrinasyon aracı olarak böyle bir dersin varlığı, üniversitenin var oluş nedenine yapılan bir müdahaledir. Üniversite 'evrensel şehir' demektir. Sahici anlamda evrensel şehir olması için üniversitenin hiçbir ideolojinin, devrimin, ilkenin ve öğretinin ideolojik merkezi olmaması gerekmektedir. İnkılâp tarihi dersinin üniversitenin bütün birimlerinde zorunlu olarak okutulması, üniversitenin evrensel şehir olma niteliğini ortadan kaldırmakta ve üniversiteyi ideolojik merkez haline getirmektedir.

İnkılap tarihi, pedagojik ihtiyaçların sonucunda yükseköğretim müfredatına sokulmuş bir ders değildir. Bu dersin müfredata sokulmasının arkasında resmî ideoloji ve iktidar elitleri bulunmaktadır. Resmî ideolojinin iktidar elitleri, tek parti idaresinin olduğu geçen yüzyılın ilk yarılık bölümünü yeniden kurgulamış ve bu kurgunun inkılâp tarihi formunda eğitimin bütün aşamalarında insanlara empoze edilmesi gerektiğini düşünmüşlerdir. Bu derste aslında tarih öğretilmediği gibi, devrim de öğretilmemektedir. Endoktrine edilen sadece bürokratik iktidar elitlerinin yakın tarihin kısa bir dönemi üzerinden tasarlamak istedikleri insan ve toplum modelidir. Belirli bir tarihi dönemi devrim adı altında bütün nesillere empoze etmek insani ve ahlaki değildir. Her neslin, içinde bulunduğu zamanın koşullarına göre nasıl yaşayacağına karar verme hakkı vardır. İnsanların nasıl yaşayacaklarını sadece geçmişin bir kurgusuyla sınırlamak, büyük bir akıl, duygu ve davranış tutulmasına sebep olmaktadır. Sürekli geçmişe bağımlı olan kişi ve toplumlar, hiçbir zaman çocuksuluktan kurtulamazlar. İnsanların olgunlaşmaları için geleceğe ve önlerine bakmaları gerekmektedir. Yükseköğretim müfredatının insanları geçmişe bağımlı kılan ve çocuksuluğa mahkûm eden bütün anlayışlardan ayıklanması gerekmektedir.

İktidar elitlerinin kurguladığı inkılâp tarihi dersleri, insanların geleceğe yönelmelerine ve olgunlaşmalarına katkı sunmamaktadır. İnsanları aynılaştıran, çoğulculuğu ortadan kaldıran, geçmişe bağımlı bir gelecek anlayışının olduğu bu derslere günümüzde ihtiyaç duyulması için hiçbir neden yoktur. Bilakis bu tarz dersler, kişilerin, insanlıkla ilişkilerini kopartmakta ve onları resmi nasyonalizmin sınırlarında yaşamaya mahkûm ettirmektedir. İnkılâp tarihi yerine gençlerimizi, insanlığın tecrübesiyle tanıştıran doyurucu ve derinlikli bir 'insanlık tarihi' dersine ihtiyaç vardır.

*Doç. Dr., Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT