SEZAİ ARICIOĞLU

SEZAİ ARICIOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

İnisiyatif

A+A-

Bugün insanların çokça düşünmedikleri, düşünseler de derinleşmedikleri fakat söz ve fiillerine direkt etki eden farkında olmadıkları bir kavram “inisiyatif”

Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlükte “   - . Öncecilik, üstünlük.- . Karar verme yetkisi. - . Gerekli kararları almayı bilen kişinin niteliği demek iken ayrıca girişim girişimcilik ve girişim gücü ilk girişim gibi anlamlara da geliyor.

İngilizce karşılığı olarak inisiyatif “Initiative” olarak karşılık bulurken ingilizcede ad olarak kullanıldığında “girişim, girişkenlik, ilk adım, önayak olma, yasa teklifinde bulunma hakkı” sıfat olarak kullanıldığında ise “ilk, ön, başlatan, neden olan” gibi anlamlara geliyor.

Türk Dil Kurumu resmi sitesinde yine inisiyatifin kullanıldıkları yerler itibariyle şu ayrıntılara da yer veriliyor;

1- Öncecilik, üstünlük. 2. Karar verme yetkisi

"Ayrıca, temasa geçme olayında da inisiyatifi onun elinden almanın bir yolunu bulmalıyım." —Pınar Kür, Bir Cinayet Romanı, 150;

"Entelektüalizasyon, ruhun inisiyatifinin kaybolması, hürriyetimizin ve dilediğimiz gibi hareket etme imkânımızın bir yana itilmesi, karar muhtariyetimizin yok olması." -Cemil Meriç, Kırk Ambar, Cilt 2, 441

2- Gerekli kararları almayı bilen kişinin niteliği

"İlk bakışta çocukların hazırladığı düşünülecek kadar saf görünen bu köşe, dikkatle bakılınca varlığı ve konumuyla bir sivil inisiyatifin işareti olarak da algılanabilindi." -Buket Uzuner, Uzun Beyaz Bulut (Gelibolu), 23

"Bu beni en çok sevdiğim insanlara yaklaşmada inisiyatifsiz bıraktı hep." —İnci Aral, İçimden Kuşlar Göçüyor, 53

Deyim olarak ise inisiyatif;

İnisiyatifi ele almak (geçirmek) : Karar verme yetkisini kullanmak

İnisiyatifini kullanmak: gerekli kararları öncelikle almak.

Şeklinde geçmektedir.

Eş ve yakın anlamlar olarak bakıldığında ise karşımıza “üstünlük” ve öncecilik” kavramları çıkmaktadır. Bu iki kelimeden “öncecilik” inisiyatifi daha yakından kavrayan ve anlamdaşlığa daha yakın olan bir bağlama sahiptir.

Yaşadığımız olaylar ve karşılaştığımız sorunlar karşısında ortaya koyduğumuz tavırlar ve gösterdiğimiz tepkiler hep “inisiyatif” ile yani üstünlüğü nerde ve nasıl gördüğümüzle ya da önceliği neye ve kime verdiğimiz ile alakalıdır. Algıda problem yaşanırsa ve bu süreklilik arz ederse (yani algıda kuşatılmışlık haline girilirse) inisiyatifin yerinde ve uygun bir şekilde (hikmetle) kullanılabilmesi mümkün değildir. Sahip oldukları ön yargılarla hayatı yorumlayanların yaşayacakları şey bir süre sonra ya “kuşatılmışlık” olacaktır ya da “içe kapanma”.Daha ileri bir kişilik bozukluğu olarak ise varılacak yer “kendini beğenmişlik” çukurundan başka bir şey olmaz.

Algılanan birçok şeyin anlatılamaması ya da anlatılanların aslında algılanmamışlıklar üzerine kurulu bir zihin dünyasının ürünü olması her ne olursa olsun birbirine destek veren olumsuzluklar olduğu bir gerçek. Bir araya geldiklerinde kavgadan başka bir şey üretmeyecek ve etraflarına anarşi ve huzursuzluk yayacak zihniyetlerin “aynı düşmanlık zemininde” buluştukları zannı ile yaşadıkları akıl tutulması da yukarıdaki benzer bir durumun yansımalarından sadece bir tanesi. Doğru işi yapabilmeleri için onlarca şansları ve bir o kadar da zamanları olduğu halde bunu yerine getirmeyenler sığındıkları “kendini beğenmişlik” “ben bilirim ve ben yaptırırımcılık” “ bencecilik ya da bencillik” hastalıklarının acılarından kurtulmalarının imkânı yok gibi.

Dünya ne kadar uzun sürerse sürsün kıyamet ne kadar geç koparsa kopsun aslında fark eden bir şey olmadığını dünyada geçirtilen sürenin kısalığından anlayabiliriz. Basit okumalarla elde edilebilecek arınma ve bunun peşinden gelen söz ve tavrı düzinelerce sayfa devirdiği halde yakalayamayanların içine düştükleri durumun sebebi olarak gösterebileceğimiz tek teşhis belki de “kendini beğenmişliktir”.

İnisiyatif sahibi olmak

Gerek Yüce Allah’ın verdiği nimetler ve gerekse insanın bizzat uğraşarak didinerek elde ettikleri ile geldiği yer çoğu zaman “inisiyatif sahibi” konumunda olmayı gerekli kılabilir. Yani kişi kendisine danışılan, kendisinden fikir alınan hatta kendisine danışılmadan iş yapılmayan, söz söylenmeyen bir konumda ise evvela bu konumuna denk düşecek kişisel özelliklere ilişkin özel gayretler içerisine girmelidir. Şayet kişi söz ve davranışlarını mutlaklaştırır ve kendi inisiyatifinden başka bir inisiyatif tanımaz bir duruma doğru düşecek olursa ailevi ve toplumsal huzur ciddi tehlike altına girmeye başlamış demektir.

Hepimizin bildiği gibi yanlış ve haksız bir inisiyatif kullandığı ve bunu alışkanlık haline getirdiği halde o kişi kendi kendine der ki :”ben iyi bir iş yapıyorum”” ben güzel bir söz söylüyorum”.Aynı zamanda “saptırıcı” tarafından da yaptıkları kendisine süslü gösterilir kendisi de artık öyle görmeye başlar. Diğer bir yön olarak ise yapıp ettiklerinin çokluğu ve önemiyle ilgilidir. Yapıp ettiklerinin çokluğu veya önemiyle övünüp ve buna gereğinden fazla da kusursuzluk yüklerse bu da yine köklerini enine doğru salmak için uğraşan zavallı bir ağacın durumu gibi olur. Bu ileride İslami sorumlulukları yerine getirmede kendini ağırdan satmaya naza çekmeye kendisinin dışındaki tüm söz ve işleri hafife almaya varacak kadar acınası bir durumdur.

Bu durum algının önündeki en büyük engellerden birisi olduğu gibi vahyi anlama ve yaşamada da en ciddi sorunlardan birisidir.    

İnisiyatif sahibi olmak apayrı bir sorumluluğu gerektirmektedir. Onlar hem sözleriyle ve hem de örneklikleri ile çevresinde ve toplumda adaleti gözetenlerden olmak yükümlülüğü altındadırlar. O halde ortaya koydukları işlerden dolayı çevresindekileri “ağır bir borç altındaymışlar” havasına sokmamalı ve söz tutum ve davranışları yanlış olduğu halde bunu adeta bir “emir” telakkisi ile dayatmamalıdırlar.

İnisiyatif almak

En başta şurası bilinmelidir ki belli bir sürecin sonucudur inisiyatif almak. Karşılıklı olarak birbirlerine güvenilen ortamların sonucunda oluşacak bir durumdur. Ben değerli düşüncelere sahibim ve bu düşüncelerimi hayata geçirebilecek gücüm de var diyebilmektir inisiyatif almak. Ben başka insanlardan önemliyim inancı ise daha önce de vurgulamaya çalıştığımız gibi bencilliktir. Bunun tam tersi olarak başka insanlar benden daha önemlidir saplantısı da yine inisiyatif eksikliğine yol açar, özgüven kaybolur. Hemen hemen herkesin takdir edeceği gibi insanın değer verdiği şeyler neyi önemsediği ile direkt alakalıdır.

Uzun yıllardan bu yana kaderlerini, kendilerini yönetenlerin ellerine teslim etmiş insanların alabilecekleri herhangi bir inisiyatif yoktur ya da oldukça sınırlıdır. Burada zikredebileceğimiz en ciddi inisiyatif önlerine konan sandıkta yansıttıkları iradeleridir. Sandıkta gösterdikleri bu iradeden sonra veya bunun dışında tamamıyla her şeyi seçtikleri siyasilerden beklerler. Bu konuda oldukça sabırlıdırlar.

Yine aynı şekilde sorgulama ve yargılama özelliğinden yoksun bir şekilde içerisinde bulundukları ortama itaat ve biat edenlerde de durum bundan pek farklı değildir. Politik kamplaşmalar sonucu içlerinde bulundukları ortam nereye tekabül ediyorsa bulundukları durumu sorgulamazlar ve bu konuda hiçbir inisiyatifin altına girmezler.

Kendi hayatlarında köklü bir değişim ve dönüşüm için araştırıcı ve sorgulayıcı bir iradeyle ortada durması gerekenler bunu yapmayınca isimleri kendilerini yönetenlerce ya bir “sürü” ya da “halk yığınları” olarak algılanır durur. Toplumun önde gelenleri açısından kendilerini orada görmeye alıştırılmışların pek de bir önemi yoktur. Onların varlığı nadiren hatırlanır ve onlara pek az ihtiyaç duyulur. Önde gelenler bu anlamda kendi anlam dünyaları içerisinde gerçekten de öndedirler ve bu önde oluşları çok da sıradan bir olay değildir. Çoğu kez belli inisiyatifleri aldıkları için toplumun önde gelenleri konumunda durmaktadırlar.

Son on yıldır özellikle; ülkede değişen şartlar mukabilinde ortaya çıkan kendilerini İslam’a ait gören ve toplum tarafından da o şekilde algılanan “yeni sınıf”a ait ise söylenecek çok şey olmakla birlikte en temelde yapılabilecek eleştiri inisiyatif almak noktasında seleflerini(laikçi seçkinler) aratmayacak konuma doğru hızla ilerledikleridir. Giyimi kuşamı ile bindiği aracı kaldığı evi yaptığı tatilleri ve sahip olduğu serveti ile yepyeni bir yaşam tarzını topluma rol modelmiş havasıyla sokmakta ve toplumda büyük bir kesim şu an için farkında olmasa da içten içe bir hoşlanmazlık hali içten içe bir düşmanlık hali müslümanlara doğru yoğunlaşmaktadır.

Ülkede bu bahsettiğimiz “yeni sınıf”ın sağcı, milliyetçi, muhafazakar yapısı ile tevhid ve adalet diyenlerin çizgisi birbirinden ayrışmadan biraz ondan biraz bundan şeklinde garip bir anlayış ve yaşayış biçimi ortaya çıkmaktadır.Bu biçime ait ciddi eleştiri ve analizler ortaya koyamayanlar inisiyatif almayı göze almış olsalar da ortaya net ve sahih bir örneklik koyamadan ya savrulmakta ya da temelsiz ve duygusal eleştirilerle ayakları yere basmayan bir görünüm arz etmektedirler.Kimileri ayakta durmayı ve kalmayı bu “yeni sınıf”ın gölgesinde olmakla kimileri de ondan uzak olduğunu ilan etmekte aramaktadırlar.

İnisiyatif almamak

İşte tam bu noktada inisiyatif almayarak ve eski alışkanlık ve refleksleriyle hayatı ve sorunları yorumlamaya devam edenlerin düştüğü durum göz önüne getirilmelidir. Bir zamanlar olduğu gibi arkalarından esmeyen rüzgâr yüzünden yaptıkları hiçbir işin karşılığını göremedikleri zannı ile derin hayal kırıklıkları içerisinde bocalamaktadırlar. Bir zamanlar atılan en sıradan bir sloganın ardından bile binlerin ayağa kalktığını fakat bugün kimsenin buna aldırış etmediğini gördüklerinde “eski” ile hesaplaşmalara girerek içinden çıkılmaz bir metaforun ortasında durmaktadırlar. Sistem eleştirileri ve merkez tanımlamalarına yeni sahici ve kalıcı bakış açıları ve yorumlamalar getiremediklerinden tıkanıklık yaşamakta ve bu tıkanıklık çok uzun sürmektedir.

Oysa inisiyatif almamak da tıpkı inisiyatif almak gibi tamamen iradi bir konudur ve kişilerin aldıkları inisiyatifler çoğaldıkça toplumun vicdanı canlanmakta ve toplumsal inisiyatifi etkilemektedir. Daha önce çok kez örneğini gördüğümüz gibi (28 Şubat sonrası başörtüsü direnişi ve darbeye karşı duruş , 1 Mart tezkeresine karşı eylemlilik ,27 Nisan’a karşı duruş v.b.) alınacak her inisiyatif mutlaka bir karşılığını bulmaktadır. Toplumun değişim ve dönüşümü için müslümanın en başta kendi sahip olduğu özgürlük alanlarına ilişkin ciddi inisiyatifler alması kaçınılmazdır. Aksi takdirde inisiyatif alınmadığı takdirde kaderin müslümanı nereye sürükleyeceğini kimse garanti edemez.

Sonuç

Neticede inisiyatif almak Ankebut suresi ikinci ayette belirtildiği gibi iman ettik demekle sonuçlanabilecek bir durum değildir. Tam da bundan sonra bir imtihan bilinci ile sürdürülebilecek bir eylemliliktir. İradeyi vahyin emirleri doğrultusunda terbiye edip düzenlemek hem günümüzü anlamada ve hem de geleceği tasavvurda önemli bir aşamadır. İnsanın hayatı ne kadar zorluk ve kuşatılma tehlikeleri ile karşı karşıya olsa da direncin imkânı da bu bağlamda mümkündür. Her anını dosdoğru dine has kılma yükümlülüğü altındaki müslümanların sahip oldukları imkânları iyi değerlendirip toplumda müşahhas bir örnekliği yerleştirmeleri gerekmektedir. Dışarıdan ilgisini keserek sürekli içe doğru yöneltilen eleştiriler zamanla dış saikleri unutturmamalı birbirlerine karşı şefkatli ve merhametli olma ilkesinden ayrılmayı getirmemelidir.

Yerinde ve uygun bir şekilde inisiyatif aldıkça irademizi hikmete yönelttikçe şefkati ve merhameti unutmadan muhalefeti ve eleştiri mekanizmalarını işlettikçe müminlerin imanı daha da pekişecek ve tevhidin ve adaletin ikamesi noktasında ıslah ediciler olarak görevlerini yapmış olmanın karşılığı huzur olarak ahirette de karşılarına çıkacaktır.

YAZIYA YORUM KAT