İngiltere'de İslam ve Müslümanlara bakış

15.02.2008 18:51

Bekir Çınar

Anglikan Kilisesi Başpikoposu Dr. Rowan Williams'ın açıklamaları Batının Müslümanlara yönelik önyargılarını ortaya çıkardı. Tabii buna sebep olan da biz Müslümanlardan başkası değil

İngiltere Kilisesi'nin başında aslında İngiliz Kralı ya da Kraliçesi bulunur. Fakat uygulamada Cnterbury Başpiskoposu aynı zamanda Anglikan Kilisesi'nin de başı durumundadır. Başpiskopos, Dr. Rowan Williams, BBC Radyo 4 te verdiği bir demeç yüzünden ciddi şekilde tenkit edildi, hatta artık kiliseyi temsil edemediği, bu nedenle görevini bırakması gerektiği ifade edildi.

Konuyu ele almamızın başlıca iki sebebi var: Birincisi Dr. Williams'ın tenkit edilen ifadelerinin önemi. İkincisi de bu ifadeleriyle ne kasdettiğine bakılmadan adeta önce medya sonra da diğerleri tarafından hedef alınmasıdır. Gelişmiş bir ülkede de olsa, 'düşünceyi ifade etmek' ne kadar zormuş. Açıklanan düşünce İslam'a ve İslam'ın değerlerine aitse henüz Batılı topluluklarının bunu kabul edecek seviyeye ulaşmadıkları bir kez daha ortaya çıkmış durumdadır. Batılı henüz Müslümanların diğer düşünce ve inançlara saygı noktasında ulaştığı seviyede değildir.

PİSKOPOS ŞERİAT İSTEMEDİ

Dr. Williams kısaca şunu ifade etti: 'İngiltere'de fiilen Müslümanlar İslami esasları hayatlarında uyguluyorlar, Yahudilerin kendilerine ait mahkemeleri var. Dolayısıyla İslam hukukunun, medeni kanuna yönelik kimi hükümlerinin, evlilik, boşanma, miras, finans, ticaret ve bu konulardaki anlaşmazlıklara dair, İngiltere'de uygulanması kaçınılmazdır.' Başka bir ifadeyle fiili durumu yasallaştırmak ve bunun sağladığı kolaylıklardan farklı inanç ve kültürlerin yararlanmasını sağlamak İngiltere'de yaşayan farklı toplumların kaynaşmasına katkı sağlayacaktır. Dr. Williams'ın mutlaka şeriat İngiltere'de uygulanmalıdır, İngiliz yargı sisteminin paralelinde bir de şeri yargı'nın da uygulamada yer alması gerekir şeklinde bir talebi olmadı. Buna karşılık onun talep ettikleri ya da 'kaçınılmaz' dediği konular hayata taşınsa bile İngiltere'de var olan uygulamalara ek olarak çok şey katacak nitelikte degil.

İngiltere'de hayvanların İslami ve Yahudi usüllerine göre kesimini İngiliz hukuku kabul etmiş durumda. Bunun yanında Hazine Bakanlığı da bankaların İslami usüllere göre mortgage ve yatırım ürünleri satmasını onaylamış durumdadır.

Bu ifadeler radyodan duyulduktan sonra, son bir haftadır İngiliz medyası, siyasileri, akademisyen ve kiliselerin önde gelenleri bu konuyu tartışıyorlar. Konu tamamen Dr. Williams'ın dediklerini aşmış ve İngiltere'de 'şeriat uygulanacak mı, uygulanmayacak mı' noktasına gelmiştir. Tabii konu şeriat, İslam ya da Müslüman olunca cevaplar tamamen olumsuz. Cevapların olumsuz olmasının sebepleri arasında insanların maalesef ne İslam'ı ne İslam hukukunu ne de şeriatı bilmemeleri yatıyor. Bildikleri tek şey, Müslümanların eksik, yanlış ve kusurlu davranışlarını İslam ve şeriat uygulaması olarak görmeleri. Tabii buna sebep olan da biz Müslümanlar, başkası değil.

Davranışlarımızın başkaları tarafından nasıl ve ne şekilde algılandığını önemsememiz, sonuçta çok şey değiştirmiyor. Bizlerin Müslüman olması her davranışımızın İslam'a mal edilmesi için yeterlidir. Bazen insan bu talebi dile getiren İngiltere'de bir imam ya da İslami bir kuruluş olmadığına şükrediyor. Bununla birlikte İngiltere'deki İslami kuruluşlar Dr. Williams'ın taleplerine katılmadıklarını açıklayarak, yangını söndürmeye çalıştılar, fakat nafile. Çünkü Dr. Williams'a yönelik yapılan tenkitler çoktan tehdit ve aşağılama noktasına kadar düştü. Dr. Williams'ın Anglikan Kilisesi'nin başı olduğu adeta unutuldu ve şeriat isteyen bir Müslümanmış gibi tenkit edildi. Ne başpiskopos olması ne de akademik titrinin olması, onun acımasızca hücuma maruz kalmasına engel olamadı. Kendi kilise meclis üyeleri ile diğer ülkelerdeki Anglikan kilise başkanları arasında istifasını isteyenler çıktı. Önümüzdeki günlerde yapılacak kilise meclisi toplantısında görevde kalıp kalmayacağının bile oylanması gündemde.

Bu durum bize şunu net olarak anlatmaktadır ki bu da İngiltere ve diğer Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanların çok dikkatli olmaları gerekiyor. Sadece davranışlarımız değil, değerlerimiz ve inançlarımız da mercek altında...

Dünyanın farklı yerlerinde uygulanan 'İslami olmayan fakat geleneksel uygulamaların' İslam hukukunun tatbiki gibi gösterilmesi, bunun Batı medyasında İslam hukuku ya da şeriat uygulamaları olarak yansıtılması, Batı'da şeriat ve İslam hakkında ciddi önyargıların oluşmasına yol açmış durumdadır. İkinci olarak, 11 Eylül 2001'den beri Müslüman=Terörist denkleminin Batı medyası tarafından ciddi şekilde işlenmesi de bu medyayı takip eden Batılıların hiç de sanıldığı gibi, 'özgürlük, insan hakları, eşitlik' gibi temel ilkelerde samimi olmadıklarını ortaya koymaktadır. Yukarıda sayılan haklar sadece ve sadece 'Batılı' için geçerlidir. Sonuçta Müslümanlar ve İslam'a ait değerler Batı için 'üçüncü sınıf'a ait değerlerdir.

Bir iki örnek vererek Batılı insanların konuya nasıl baktıklarını ortaya koymaya çalışalım. 'Şeriat çok karmakarışık bir hukuk bu nedenle farklı yorumlara açık. Bir hukukçu (İslam hukukçusu) için varolan kural bir başka hukukçu için bir anlam ifade etmiyor'. 'Şeriat kafaların kesilmesidir.' 'Polisin ifadelerine göre İngiltere'de onyedi bin Müslüman bayan namus ve zorla evlilik konularında dövülmekte, öldürülmekte ve ailelerince cezalandırılmaktadır'. 'İngiltere'de boşanmak isteyen bayanlar şeriat meclislerince ya da imamlarca boşanmalarına izin verilmediğinden dolayı ciddi şekilde zorluk yaşamaktadırlar.'

MÜSLÜMANLARA DÜŞEN GÖREV

Durum bu olunca, Müslümanlara düşen nedir? Hem Batı ülkelerinde yaşayan hem de diğer ülkelerde yaşayan Müslümanlara düşen çok ciddi görevler vardır. Başta var olan bu önyargıların kırılması ve giderilmesi gerekir. Bunun için ciddi olarak başta Batı basını olmak üzere halkın İslam ve Müslümanlar hakkında bilgilendirilmesi gerekmektedir. Bunun için İslami yayınların Batı dillerinde hem sayısı hem de niteliği artırılmalıdır. İkinci olarak, birincisinden de önemli olarak, İslam'ın temsilinin Müslümanlar tarafından hakkıyla yerine getirilmesi gerekir. Üçüncü olarak da yaşadığımız yerlerde Batılı komşularımızla ikili ilişkilerin geliştirilmesi, komşuluk bağlarının kuvvetlendirilmesi ve mümkünse bu Batılı komşularımızı İslamın hakkı ile temsil edildiği, yaşandığı ülkemize götürmelidir.

Bütün bunlardan sonra mevcut önyargılar bitecek değildir, fakat bazılarının önyargıları kırılmış olacaktır. Zamanla bu dalga dalga bütün Avrupa'ya, Batı'ya yayılacak, sonuçta bütün Batı İslam'a ve Müslümanlara bakışını değişterecektir. Tabii bu süreç bizler temsilde kusurlarımızı azaltığımız sürece devam edecektir.

* Dr., Uluslararası Güvenlik Uzmanı

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim