İnanmak...

15.09.2010 01:30

Bejan Matur

Benim bu ülkeye inancım arttı. Aşkla bağlı olduğum bu toprağın sadakatine 12 Eylül akşamı ikna oldum.

Bu ülkenin şartlar ne olursa olsun, üzerinde serpilen, büyüyen fikirleri, değişim arzusunu boğmayacağına ilk kez kanaat getirdim.

Çünkü bu referandumla, Türkiyeli seçmen, siyasetin önünde seyrettiğini kanıtlamış oldu. Hangi partiden olursa olsun, verdiği oy ne olursa olsun siyasetin peşinden sürüklenen değil, ona yön veren konumunda olduğunu gösterdi.

Referandumdan bir gece önce, Çanakkale'den Eceabat feribotuna binmek üzere kıyıda bekleyen uzun konvoya bakarken, içimden şu düşünce geçti; demokrasi tam buydu. Konvoylar halinde, akın akın oy kullanmak üzere yollara dökülen bu insanların seçimiydi demokrasi. Bu seçimden kim, neden korkuyordu?

Oyu ne olursa olsun, evet ya da hayır için sandığına koşan, sandığa güvenen, sandığın başındaki dipçiğe tenezzül etmeyen insanların tercihi demokrasi fikrinin ta kendisiydi.

"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" diye soran Nazım Hikmet'in şiirindeki gibi tıpkı, demokrasinin resmini yapmam istenseydi, herhalde o geceyi anlatırdım. Saatlerce feribot kuyruğunda bekleyen, uykulu gözleri...

Tabii referandum için yola çıkanların tercihinin ne olacağından daha anlamlı olan; yola çıkmış olmalarıdır. Demokrasi en nihayetinde o yol halidir çünkü.

Böyle bakınca Türkiye demokrasisi, artık durağan olmayan haliyle, cansız olanı, ölü dokuları, çok daha net gösteriyor. Çünkü yola çıkmış olmak yeniyi, canlı olanı kavramayı imkânlı kılıyor.

Bu referandumun en önemli sonucu değişimi görmek istemeyen, değişimi doğru okuyamayan partilere, ciddi bir uyarı sinyali göndermiş olmasıdır. MHP'nin, CHP'nin ve BDP'nin bu sinyalden alması gereken ciddi dersler var; bu sinyal çatışmacı siyaset döneminin bittiğini söylüyor. Şiddetten beslenen, askeri siyasetin sigortası gören anlayışa seçmen 12 Eylül itibarıyla dur dedi.

Seçmen, sivil siyasetin, şiddetsizliğin tercihini yaparak demokratikleşme ve sivilleşmenin kaçınılmaz olduğuna işaret etti.

MHP tabanı için bu fazlasıyla geçerli. MHP'nin kalesi olarak bilinen Orta Anadolu'da seçmen, partisinin çok ilerisinde bir pozisyon aldı. Bahçeli'nin sert üslubuna rağmen, kan siyaseti istemediğini gösterdi.

Aynı şey Kürt seçmen için de geçerli. BDP'nin boykotuna rağmen farklı tercihini, demokrasi içinde çözüm arama, şiddeti dışlama iradesini belirgin oranda kanıtladı. Her ne kadar boykot etkili oldu denilse de, rakamlara bakıldığında BDP'nin aldığı oyu çok da koruyamadığı görülüyor. BDP'nin boykot kararına rağmen sandıklara giden Güneydoğulu seçmen her türlü militarizmle hesaplaşmanın önemine işaret etti. BDP, önümüzdeki dönemde şiddetin dümen suyunda siyaset yapmaya devam edecek olursa erimesi kaçınılmazdır.

İktidar partisi açısından ise şu mesaj net; referandumdan çıkan % 58 desteği, AKP'yi de dönüştürebilir. Neredeyse bütün Anadolu'ya yayılan evet oyları; demokratikleşme hedefini işaret ediyor çünkü.

Seçmen, AKP'ye, sana sağladığım kredi daha ileri gitmen içindir diyor. Bu oranın AKP'yi de dönüştürmesi kaçınılmaz. AKP'nin içinden, 21 yüzyılı kucaklayan daha açık bir siyaset üretmesini sağlayabilecek bir destek bu. b.matur@zaman.com.tr

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim