1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. "İnancımızın Hayatımız Üzerindeki Rolü"
"İnancımızın Hayatımız Üzerindeki Rolü"

"İnancımızın Hayatımız Üzerindeki Rolü"

"İnancımızın Hayatımız Üzerindeki Rolü" başlıklı konferansımız Marmara Üniversitesi'nde gerçekleşti.

A+A-

Düşünce ve Hikmet Kulübü'nün 2015-2016 yılının ikinci dönemindeki ilk konferansı Göztepe Kampüsü Fen-Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu'nda gerçekleşti. " İnancımızın Hayatımız Üzerindeki Rolü" başlıklı konferansta konuşmacılar Hülya Şekerci ve Selahaddin Eş Çakırgil idi. 16 Mart Çarşamba 14.00'da yapılan programın sunuculuğunu Büşra Şen yaptı.

Program Faruk Çelik'in Kuran tilaveti ile başladı. Faruk kardeşimiz, Fetih-29 ayetini okudu. Tilavetin ardından Büşra Şen konuşmacıları kısaca tanıttıktan sonra sözü ilk olarak Hülya Şekerci'ye bıraktı.

Hülya Şekerci, inancımızın hayatımıza yansıması ve bununla ilgili sorunların sadece Müslümanların gündeminde olmadığını, diğer bir çok ideolojide de bu konunun ve teorinin pratiğe yansıyıp yansımadığının tartışıldığını belirterek konuşmasına başladı."Bizdeki iman-amel konusu orada teorik-pratik olarak tartışılıyor. Çünkü her zaman hepimizin bildiği gibi bir sorun vardır. Acaba amellerimiz ve düşüncelerimiz hayatımıza yansırken ne gibi kırılmalar yaşanıyor, ne gibi sıkıntılar yaşanıyor? Bu her ideolojide, her görüşte, her dine mensup insanlar arasında önemli bir soru olarak gündeme geliyor." diyen Hülya Şekerci, inancımızın hayatımıza hakim olması ya da etkilemesi konusunun İslam Tarihi'nde iman-amel bağlamında kelâm ilmi içerisinde tartışıldığını belirtti."İmansız amel olur mu?" sorusunun kelâmcılar tarafından çokça tartışıldığını; bir kesimin imansız amelin kesinlikle olamayacağını belirtirken başka bir kesimin de o dönemdeki diktatör yöneticilerin yapıp ettiklerini meşru kılmak için imansız amelin makbul olduğu görüşünde bulunduklarını sözlerine ekledi. "Bu konu tarihte tartışılmasına rağmen açıkça Kuran'da görüyoruz ki Allahu teâlâ ayetlerinde "Ey iman edenler! , Salih amel işleyenler!" tarzında ayetleri sürekli olarak arka arkaya getirmiştir. Bir ayet dışında bütün ayetlerde iman ve salih amel iç içe ya da arka arkaya gelmiştir. Bu bağlamda imanı salih amelden ayırmak mümkün değildir." diyerek imanın bir mümini salih amele iletmesi gerektiğini  eğer iletmiyorsa iman ile ilgili bir sıkıntı olduğunu ifade etti.

" Siz; insanlara iyiliği emreder de, kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitabı da okuyorsunuz, hiç aklınızı başınıza almayacak mısınız?(Bakara/44)" ve "  Ey iman edenler; yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz?(Saff/2)" ayetleriyle de imanın amelle şekillenmesinin önemini vurguladı."İmtihanın özü imanımızı hayatımıza yansıtmaktır. Zaten peygamberlerin tarih boyunca yaptıkları şey de örnek olmaktır. Peygamberler vahiyleri yaşayarak bizlere örnek oldular. Şu anda da biz müslümanların yapması gereken şey çok konuşarak, kelâmi tartışmalar yaparak, çok şey bilerek değil bundan önce bildiklerimizi yaşayarak, iman ettiklerimizi sosyal hayatımızda örneklendirerek bir misyon yüklemektir." ifadelerini kullandı.

İmanımızın karşısındaki en büyük engellerden biri olan dünyevileşme konusuna da değinen Hülya Şekerci "Eğer bir müslüman dünyadaki başarılarını ahiretteki felahından daha önemli görüyorsa orada bir dünyevileşme vardır. Çocuk yetiştirirken, evlenirken, iş-eğitim hayatında vd. dünyevi meseleri hayatımızın merkezine almış durumdayız. Bu nedenle hayatımızı hesap, ahiret, cennet, cehennem gibi kavramlara önem vererek yaşayıp, bunlara göre şekillendirmeliyiz. Hz. İbrahim'in adanmışlık ve inanmışlık örneği gibi, Hz. Şuayb'in namaz örnekliği gibi inancımız hayatımızla bütünleşmeli." diyerek "İnşaallah hepimizin şahitler olacağı, örnekler olacağı müslümanlar olmamız duasıyla... Allah bizleri kendi yolunda giden, kendi yolunda ölen, kendi yolunda yaşayan müslümanlardan eylesin. (Amin)" duasıyla konuşmasını bitirdi.

Hülya Şekerci'den sonra sözü alan Selahaddin Eş Çakırgil, 'Amentu' derken yani iman ettim derken iman ettiğimiz şeylerin içinde herşeyini bütün olarak kavrayarak, düşünerek mi iman ettiğimizi yoksa sadece iman ettim mi dediğimizi sorgulamamız gerektiğini belirterek konuşmasına başladı.

Hz Muhammed  (sav.) in miraca çıkması olayıyla ilgili Hz. Ebubekir'in "O söylüyorsa doğrudur." sözünün gerçek bir inanmışlık örneği olduğunu söyleyen Selahaddin Eş, "İnancımızdan mutmain olmalıyız. İnancımız kalbimizi doldurmalı ve hayatımızı yönlendirmeli." ifadelerini kullandı.

Bir duvar yazısında "Kardeşim benim hatamı inancımın bir hatası olarak görme." yazdığını ve o yazının altına yazılmış başka bir yazıda da "Kardeşim unutma ki senin hatanı senin inancının hatası olarak görecekler." yazdığını belirten Selahaddin Eş, "İlk yazıda yazılanlar doğru ancak ikinci yazıda yazılanlar da doğru. Nitekim günümüzde dünyanın farklı yerlerinde Allah için savaştıklarını söyleyip birbirini öldüren insanlar var. Bu durumları fırsat bilen emperyalist güçler de bu azınlık grupların hatalarını tüm müslümanları karalamak ve kötülemek için bütün müslümanlar böyleymiş gibi dünyaya sunuyorlar. Sonuç olarak çoğu yerde müslüman denince birbirini kesen insanlar akıllara geliyor. Bu nedenle bizler inandım dediğimiz zaman inancımızı hayatımıza yansıtmalıyız." diyerek inancımızdaki eksiklik ve hataların diğer müslümanları da bir şekilde etkilediğini belirtti.

Doğuştan her insanın İslam fıtratı üzere doğduğunu ve akil baliğ oluncaya kadar hangi inançtan olursa olsun herkesin İslam fıtratı üzerine olduğunu belirten Selahaddin Eş, "Ezel meclisinde, elest bezminde ruhlar sen bizim Rabbimizsin dediler. Öyleyse bizler dünyaya geldiğimizde Allah'a söz vermiş olarak, Rabbimiz olduğunu tanıdığımız sözünü vermiş olarak geliyoruz. Peki Rabbin kimdir? Nemrutlar, Firavunlar, Ebû Cehiller her dönemde var oldular. Bunlar büyüklük taslayacak, tanrılık ve ilahlık taslayacaktır. Ama bizler ruhlar aleminde söz vermiş insanlar olarak "La İlahi İllallah!" diyeceğiz."  ifadelerini kullandı. 

Selahaddin Eş Çakırgil, "İnanç bazen bir ömür boyu çalışma ve ibadet sonrası oluşabildiği gibi bazen de bir anda bir şimşek çakması gibi olabilir. Bu nedenle sonradan teslim olan, bir arayış içerisinde olan insanlara karşı katı bir tutum içinde olmamalıyız. Din iyi insanlar için değildir, insanı iyi hale getirmek içindir. Bu nedenle onlardaki bilgi ve amel eksikliğini birer örnek olarak elimizden geldiğince gidermeye çalışmalıyız ." diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Program soru-cevap kısmından sonra sona erdi.

Haber: Yusuf Koçak / Foto: Büşra Murat

marmara-20160317-02.jpg

marmara-20160317-03.jpg

HABERE YORUM KAT