1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İmam Humeyni İyi Ayakkabıcıdır, Peki Ya Siz?
İmam Humeyni İyi Ayakkabıcıdır, Peki Ya Siz?

İmam Humeyni İyi Ayakkabıcıdır, Peki Ya Siz?

En yüksek perdeden söz açıp “İslam dünyası kendisini mezhepçi tartışmaların içine hapsetti” buyururken İran’ın, Şia’nın payına buradan ne kadarlık bir gözyaşı, acı, kan, yokluk hissesi düştüğünü de açık yüreklilikle konuşmaktan sizi alıkoyan nedir?

A+A-

Kenan Alpay / Haksöz Haber

Türkiye genel manada bir aydın-entelektüel krizi yaşıyor. Bu kriz sadece Kemalist, Türk-Kürt ulusalcı, sol-sosyalist, muhafazakâr ya da liberal kesimle sınırlı değil. Ne yazık ki İslamcı-İslami camiada yaşanan krizin de en az diğer kesimlerde yaşananlar kadar derin, geniş ve daha önemlisi kronik krizleri, açmazları var.

İnsanın kendisini, kendi mahallesini, camiasını eleştirebilmesi, öze ve içeriye dönük köklü bir muhasebeye ve muhakemeye kalkışabilmesi ciddi bir olgunluk düzeyi gerektiriyor. Başkasının günahları, ötekinin çelişkileri üzerine odaklanıp temize çıkmak, rahatlamak en kolay olanıdır. 

Bu sebeple somut olayların, yanı başımızdaki olguların özellikle de buralarda yaşanan acılara kimin ne kadar katkı yaptığına dair analizlerden kaçınılıyor. Üstelik alabildiğine soyut genellemeler yapıp belirsiz hedefleri vurmak bu sebeple çok tercih ediliyor.

Eski Mantığa Yeni Dil mi?

İslami camianın aydınları, edebiyatçıları, kanaat önderleri için adaleti, merhameti, medeniyet bilincini, sekülerleşme tuzağını, tüketim kültürü bataklığını mesele eden söylemler her zaman ‘trend topic’tir. Üstlendikleri misyon itibariyle bu tutum doğaldır da. Ancak mesele sadece belli başlık ve sloganları genel geçer söylemler düzeyinde sahiplenmekten daha fazlasını gerektirir. İşte bu gibi hallerde maalesef çıkmaz sokaklarda çırpınıp duran kimi karakterlerle karşılaşmak sıradan bir durum olur.

Kanla boğulan Suriye meselesi, Irak’ın parçalanma süreci, yükselişe geçen Kürt ulusalcılığı, AK Parti Hükümeti’nin icraatları, liberal ve sol-sosyalist kesimlerle ilişkiler, İran’ın bölgedeki rolü gibi sorunların klasik şablonlarla değerlendirilebileceği zaman diliminde değiliz. Değil 35-40 sene önceki diskurlarla bazen 3 sene hatta 3 ay önceki pozisyonlarla, verilerle dahi mevcut tabloları çözümlemek mümkün olmaz. Ezber bozmak, yeni dil inşa etmek, kalıpların dışına çıkmak filan gibi klişelerle statükonun bekasına hizmet etmenin de mümkün olduğunu hatırda tutmak lazım elbette.

Şuradan başlayalım: Tunus’ta başlayan Mısır ve Libya’da devam eden, Suriye ve Yemen sınırlarına dayanan toplumsal hareketler sadece ulusalcı-sosyalist kesimlerde değil İslamcı diye bilinen aydınlar arasında da neden öncelikle komplo teorileriyle izah edildi? Çünkü her ne kadar aksini iddia etseler de bilgi kaynakları ve kavramları, korkuları ve beklentileri de Batı’dan ve egemen sınıflardan ödünç alınmıştı. Suriye meselesi bu durumun en tipik örneğidir.

İçeride sol-Alevi kesimlerin oluşturduğu iklimle, dışarıda İran ve Hizbullah’ın ilmek ilmek ördüğü atmosferle Suriye meselesi kimi İslamcı aydınlar için tam bir ateşten gömleğe dönüştü. İran’ın Suriye ve Irak’ta oynadığı kanlı ve kirli mizansenlere kör ve sağır kesilmekten öteye kimileri bu mesele üzerinde tam bir karartmaca, manipülasyon ve psikolojik savaş rolü oynadı. Bu role razı olanların farklı gerekçeleri vardı belli ki.

Mesela Atasoy Müftüoğlu Suriye halkının Esed/Baas rejimi tarafından en kanlı yöntemlerle boğulduğu zamanlarda dahi bir fırsatını bulup İran güzellemelerine girişmesi artık bir teamül sayılmalı. İran’ın Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği işgal ve katliamlar konusunda Atasoy Müftüoğlu’ndan bir cümle olsun duyabilmek ne mümkün. Sakarya’da bu hafta sonu verdiği konferansın başlığı her ne kadar “Yeni Bir Dil İnşa Etmek”se de Atasoy abi halen Paris sürgününden dönen İmam Humeyni’nin Tahran’a uçakla indiği günde kalmış.

Yazının Devamı >>>