1. YAZARLAR

  2. Rasim Ozan Kütahyalı

  3. İlker Başbuğ ve zavallılık
Rasim Ozan Kütahyalı

Rasim Ozan Kütahyalı

Yazarın Tüm Yazıları >

İlker Başbuğ ve zavallılık

A+A-

İlker Başbuğ yeni görevine "hızlı" başladı... Ergenekon terör örgütü davasında sanık olan iki emekli orgenerali TSK adına Korgeneral Mendi'ye ziyaret ettirdi...

Türkiye'de bir kesimin Başbuğ'dan beklentileri büyük... Ergenekon da Şemdinli hadisesi haline getirtilsin isteniyor. Başbuğ yargıya müdahale etsin ve bu "fasa fiso" dava kapansın isteniyor... Fakat bunlar da yetmez, dahası da isteniyor...

Başbuğ'un görevi aldığı gün, emekli yargıç olan dayımın verdiği bir yemekteydim. Yemekte dayımın kendi döneminden birçok yargıç ve savcı arkadaşı da vardı... Özellikle de o ortamda olmak istedim. Bizimkiler başta biraz telaşlandı "Ya senin Taraf'ta yazdığını duymuşlarsa" diye, sonra yengemden istihbarat aldık ki henüz haberleri yok gibiymiş...

Taraf gazetesinin bu kesim için "heretic" bir sembol olduğunu daha evvel de yazdım. "Dinci basın"dan daha çok tepki duydukları gazete bizim Taraf... Temel olarak laik kökenli insan malzemesinin bu gazeteyi oluşturması tepkilerini ikiye katlıyor. Aslında Taraf'ı okudukları falan yok, o sebeple benim yazdığımı da bilmiyorlar. Sadece kendi okudukları gazetelerinden aldıkları bilgiyle "nasıl bir gazete olduğunu" biliyorlar... Özellikle kadınlar her romanını ellerinden düşürmeden okudukları, hayran oldukları Ahmet Altan'a çok tepkililer...

Neyse, istihbarat olumlu gelince "gönül rahatlığı"yla davete gittik. Yolda bana sürekli telkinlerde bulunuldu; "Aman oğlum siyasete girme, herhangi ters bir şey deme", "Hepsi seni çok severler, taraf-maraf karıştırma"... Ben de yol boyu hem güldüm hem de "Mahalle baskısı kavramının ete kemiğe bürünmüş hali başka nasıl olabilir acaba" diye içimden geçirdim...

O yemekte siyasal anlamda en çok kızılan ve olumsuzlanan kişi Tayyip Erdoğan değil Yaşar Büyükanıt idi... Beklentileri boşuna çıkan misafirler Büyükanıt'a demediğini bırakmadı. Hemen hepsi bu ruh haliyle Fikri Sağlar'ın Dolmabahçe iddiasına da aynen inanıyor. Hatta yemekte bir teyzemiz Cumhuriyet'ten Deniz Som'un Büyükanıt'a karşı büyük öfke kusan alegorik bir yazısını yüksek sesle okudu...

Cumhuriyet gazetesinin genel ruh hali de şu an o şekilde... Kendini Kemalist olarak nitelendiren kesimin geldiği nokta gerçekten ürkütücü. O derece radikalleştiler ki geçmiş iki genelkurmay başkanını da darbe yapmadıkları için nerdeyse nefretle anıyorlar... Son 10 yıldır sistematik olarak sürdürülen psikolojik operasyonlar belki TSK'nın bile istemediği ölçüde paranoya içinde ve darbe ile AKP devrilmedikçe tatmin olmayacak bir Kemalist sınıf yarattı...

Başbuğ'un gelişi o açıdan sanki "son umut" gibi karşılanıyor bu çevrelerde... Başbuğ da daha ilk icraatıyla beklentilere cevap vermeye girişti. Yalnız İlker Paşa unutmasın, Büyükanıt da böyle başlamıştı... 2007 ağustosuna kadar Yaşar Paşa da son derece "kahraman" bir şahsiyetti... Büyükanıt da göreve başlar başlamaz sert mesajlar verdi. Şemdinli'de hükümetin de işbirliğiyle "gereken" yapıldı. Özde-sözde muhabbetiyle hükümete gözdağı verdi. O da yetmedi 27 Nisan'da meşhur muhtırayı verdi. Mahkemenin 367 kararının çıkmasına vesile oldu... Aslında şu saydıklarım bile "muasır medeniyet" ülkelerinde yargılanma sebebidir... Bunlara rağmen seçim sonrası Büyükanıt'ın bir nebzecik "ılımlı" hale gelişi, paşayı "kahraman"dan nerdeyse "hain" mertebesine indirdi...

Yani İlker Başbuğ şunu bilmelidir... AKP'yi direkt devirmeye kalkışmak gibi bir çılgınlık yapmadıkça, bugünün Kemalist sınıfını tatmin etmek mümkün değildir... Bunu yapmaya kalkan bir Başbuğ'un da sonu hiç kuşku duymasın ki Yunan darbe lideri Yorgo Papadopulos gibi olur... Diğer yandan böyle bir girişimin varlığı bile ülkeyi aşılması güç bir krize sokar...

İlker Paşa mesaj verecekse tam aksine bu Kemalist tabana yönelik teskin edici mesajlar vermelidir. Her şeyden evvel bu kesimin çıldırmasında en büyük sebep olan psikolojik harp çalışmalarını durdurmakla işe başlayabilir...

Dolayısıyla İlker Paşa... Şemdinli'de Büyükanıt'ın yaptığını Ergenekon'da yapmaya kalkışmak da bu kesimi tatmin etmez... Daha da fazlası sizden talep edilecektir. Yani bu yolun sonu yok İlker Paşa, bu yol karanlık...

Bir de bütün bunlar bir yana, bu ülkenin gençleri yani bizler artık doğru düzgün bir devlette yaşayalım be İlker Paşa... Biz büyük bir ülkeyiz. Elbette dinamik, disiplinli ve güçlü bir ordumuz olacak. Ama tıpkı "muasır medeniyet" ülkeleri gibi devletimize ait bir ordumuz olsun; Orduya ait bir devletimiz değil be Paşa... Güçlü ve ileri ülkelerde devletin kendine ait bir ordusu olur. Ordunun kendine ait bir devleti olmaz... Orduya ait devletler yalnızca güçsüz, geri kalmış ve zavallı ülkelerde olan bir şeydir...

Ülkemiz bu zavallılığı hak ediyor mu sence İlker Paşa?

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum