1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. İlk Sureler Işığında Davetçinin Özellikleri
İlk Sureler Işığında Davetçinin Özellikleri

İlk Sureler Işığında Davetçinin Özellikleri

Özgür-Der Bartın Temsilciliği, hanımlara yönelik seminer çalışmasında bu hafta Müddessir ve Müzzemmil Sureleri Işığında Davet ve Davetçinin Özellikleri konusu işlendi.

A+A-

Zehra Canatan tarafından sunulan seminerin özeti:

Rabbimiz Müddessir suresinde “Ey örtüsüne bürünen! Kalk! (İnsanların arasına girerek) uyar. Rabbini (hayatının her alanında) yücelt. Elbiseni (bütün kirlerden) temizle. Kötü, pis olan her şeyden uzaklaş. Yaptığın iyiliği başa kakma. Rabbinin rızasını kazanmak için (azimle yola devam ederek) sabret.” buyuruyor. Burada öne çıkan şu vurgular var: Ey insan! Sen yeryüzünde Allah’ın sorumluluk yüklediği sadece kendine değil toplumuna da uyarma nasihat etme, örnek olma, yalnız başına ümmet gibi davranma özellikleriyle elçilerin yolundan gitmek zorundasın. İnsan fıtratına uygun İslam'ı aramızdan seçilen peygamberlerle bizlere bildiren yüce rabbimiz bizlere bunu, bu olguyu telkin ediyor. Sorumluluk olarak adlandırıyor. İslam'ın yükünü yüklenmemiz olarak adlandırıyor. Bu uyarıyı alan Müslüman davetçi en yakınından başlayarak toplumuna karşı sosyal, ictimai şahitliğine yönelmek mesajını alıyor. Rabbimiz hayatın tüm alanlarında İslam'ın yaşamsal yönlerini amelleştirmeyi bizlerin özelliği olarak vurguluyor.

Kur'an bir hayat kitabıdır. İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak için gelen bir ölçüdür. İnsanları fıtrata ve normal olana döndürmek için inzal olmuştur. Fıtrata ve vahye aykırı olana müdahale eder. Kur'an'ın talimi, okunanların hayata geçirilmesidir. İlk müslümanlar Kur'an'ı, vahyi talim ederek öğreniyorlardı. Peygamber önce kendi hayatında uyguluyordu. O Müslümanların ilkiydi. Öyleyse davetçi, çağırdığı şeyi önce kendi hayatında uygulayacak. Onun şahidi olacak, şahitliğini yapacak. Elbisesini temizlemesi ve ruczdan ayrışması istenen Müslüman, yaşadığı toplumun bütün kirliliklerinden, şirk ve zulümden kesin bir kopuşla ayrılacak, kimlik olarak farklılaşacaktır.

Takvaya ulaşabilmek için her türlü kirden uzaklaşmamız gerekir. Kimliğimize ve elbisemize sıçrayan her türlü kiri temizlememiz gerekir. Tertil üzere okunan Kur'an, nefsimizi temizlerken şahsiyetimizi de inşa etmektedir. Tertil üzere ağır ağır, anlayarak okuyacağımız Kur'an bizi hayata hazırlayacaktır. A'raf Suresi 26. ayette Ademoğullarının çıplaklıklarını örtecek ve onlara zarafet katacak elbiseden bahsederken en önemli elbisenin takva elbisesi olduğu belirtilmektedir.

Tebliğ, İslami bir terim olarak Allah'ın emir ve yasaklarını, beyan ettiği bütün hakikatleri, onun istediği ve bildirdiği şekilde insanlara ulaştırıp duyurmaktır. Müslümanlar olarak temel vazifemiz, dinin yaşanması ve yaşatılması, hem kendi nefsimizde, hem de toplumsal bazda islami esasların hakim kılınması çabası olmalıdır. Bu çaba ancak tebliğ sorumluluğu taşımakla oluşur. Her bir müslüman fert olarak bu sorumluluğu taşıdığı gibi Al-i İmran suresinin 102. ayetinde “sizlerden hayra çağıran, marufu emreden, münkerden sakındıran topluluklar bulunsun” denilerek sosyal şahitliğimize vurguda bulunuluyor.

İslami davet; şüphesiz ki, kişilere, gruplara, cemaat, mezhep ve hiziplere veya din adına sonradan ortaya çıkmış şeylere değil, Allah rızası için O'na ve O'nun ayetlerine çağrıdır. Muhataplara sunduğumuz tebliğ mesajının açık, yalın ve net olması çok önemlidir. Araçlar değişse, konular farklılaşsa da insanlar ancak tevhide çağırılmalıdırlar.

Davetçinin insanlara neyi sunacağı ne kadar önemliyse, nasıl sunacağı da en az o kadar önemlidir. Doğrular sırf doğru oldukları için kabul edilmezler. Doğruların kabul edilmesi için aynı zamanda doğru tarzda sunulmaları gereklidir. Resulullah, risalet sürecinin ilk günlerinden itibaren İslam davetinin yöntemi konusunda titizlikle bilgilendirilip yetiştirilmiştir.

-Müşriklerin sözlerine sabret ve onlardan güzel bir ayrılışla ayrıl. (Müzzemmil 10)

-Sen onlara aldırış etme, güzel bir bağışlama ile bağışla. (Hicr 85)

-Şimdi sen, onlardan yüz çevir ve 'size selam olsun' de. (Zuhruf 89)

-Kur'an'ı yalan sayanı bana bırak. Kendini üzme. (Kalem 44)

-Müminlere karşı alçakgönüllü ol.(Hicr 88)

Kur'an'da Tebliğ İlkeleri:

a) Muhataba Göre'lik ilkesi: Son derece tutarlı, akla uygun, inandırıcı, mantıklı ve sistemli bir şekilde davet metodu izleyen Allah resulü, davetinde başarılı olmuştur. Emin bir kişiliğe ve yüce birahlaka sahip olan Hz.Peygamber, samimi bir şekilde söylediklerini yaşayarak insanları hakka çağırmıştır. O, hitap ettiği insanları iyi tanıyordu ve onların durumlarına göre davranıyordu.Karşısındakine değer veriyor, konuşurken onların özelliklerini göz önünde bulunduruyordu. İnsanlara af, hoşgörü, yumuşak huyluluk, tatlı dil ile yaklaşıyor; onlara tepeden bakmıyor, kin ve intikam duygusu taşımıyor, zorbalığa başvurmuyor, şefkat ve merhametle davranıyordu. Kur'an'ı Kerim,onun bu tavrını şu şekilde ifade eder: 'Allah'ın bir bağışı sayesinde sen onlara yumuşak davrandın.Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, çevrenden dağılıp giderlerdi.'(Al-i İmran-153)

b) Süreklilik ilkesi: Şüphe yok ki, bazı insanlar tebliği duyar duymaz, bazıları belirli bir düşünce ikna süreci sonunda, bazıları da uzun araştırmalar sonucunda kabul ederken, bazı insanlar da hiçbir olumlu eğilim göstermeksizin yaşar giderler. O halde tebliğci kendini harap etmeksizin, ümidini yitirmeden tebliğ etmeye, insanlara tekrar tekrar duyurmaya devam etmelidir.

c) Tedricilik ilkesi: Derece, aşama manalarına gelen tedric, bize tebliğ edilmek istenen konuları belirli bir sıraya ve programa göre, muhatabın hazır oluşuna göre hareket etmemiz gerektiğini öğretmektedir. Kur'an'da Hz.Peygambere 23 yılda inmiş, topluca nazil olmamıştır.

d) Menfaat ve karşılık gözetmeme ilkesi: Tarih boyunca gelen peygamberlerin en önemli ortak özellikleri, insanları tevhid akidesine davet etmeleri ve bunu yaparken hiçbir maddi menfaat beklememeleridir. Bu ortak özelliği Kur'an'ın bir çok ayetinde defalarca görebiliriz.

e) Düşünme-düşündürme ilkesi: Düşünme ve akıl yürütme, ibret almak yoluyla insanın olaylara bakışını, inancını, tutum ve davranışlarını etkileyecek hatta değiştirebilecek bir güce ve role sahiptir. Bundan dolayıdır ki Kur'an, daima insanı düşünmeye, incelemeye, araştırmaya sevk etmekte ve zaman zaman insanların düşünmemelerinden yakınmaktadır.

f) Zorlamama ilkesi: İlk önce tebliğe açık, anlatılacakları dinlemeye hazır olan insanlardan başlamak gerekir. Hiç kimseye zorla tebliğ yapılamaz. Tebliğ yapacak bir mümin, tebliğe hazır olan kişiyi bulmalıdır.

Kur'an'daki Tebliğ Metodları

a) Öncelik metodu: Yaşadığımız toplumun bütün fertleri ve kesimleri tebliğ için muhatap kitlemizi oluşturmaktadır. Ancak muhataplar arasında öncelik sıralamasına gitmek kaçınılmaz bir gerekliliktir.Davete öncelikle talep eden insanlardan, fıtraten bozulmamış, karakterini muhafaza eden, insani erdemlere önem veren, azgın ve mütekebbir olmayan insanlardan başlamak gerekir. Kur'ani davet metodu, yakınlardan başlamayı bize öğretir. Şuara suresi 214 te şöyle buyrulmaktadır: "Önce enyakın akrabanı uyar."

b) Ortak noktayı tesbit ve öne çıkarma metodu: Kur'an'ı Kerim'de ehli kitaba çağrıda bulunulurken"aramızdaki ortak kelimeye gelin" şeklindeki ifade, bize Kur'an'ın kazanıcı ve kuşatıcı üslubunu birkez daha göstermektedir.

c)Kıssa metodu: Kıssalar, hacim itibariyle Kur'an'ın yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. Bu da açıkçagöstermektedir ki tebliğciler, çevrelerindekileri davet ederken kıssa metodunu çok sık kullanmalıdır.

Bu metodların dışında; tekrar metodu, benzetme-örneklendirme metodu, karşılaştırma metodu,muhatabın ilgisini ve dikkatini konuya çeken soru-cevap metodu gibi yöntemler ilahi tebliğde kullanılmaktadır.

Davetçinin Özellikleri

a)Mesajını net olarak sunması: Davetçinin mesajı açık, yalın ve net olmalıdır. Muhatapların neyle muhatap olduklarına dair kafalarında bir tereddüt kalmamalıdır. Resullerin sünnetinin de delaletettiği şekliyle, açık, kafa karıştırmayan, bilakis berraklaştıran bir mesaj, müslümanların tebliğ faaliyetinin merkezine oturmalıdır.

b)Mesajını doğru üslupla sunması: Mesajın üslubunun güzel, kuşatıcı, sevdirici olması şarttır. Gereksiz sertlik ve hiddet içeren, kırıcı bir üslupla asla sonuç alınamaz. İbrahim peygamberin müşrik babasına 'ey babacığım', yine Nuh peygamberin münkir oğluna 'ey oğulcuğum' şeklindeki hitabları bizler için örnek teşkil etmelidir.

c)Söylem ve eylem arasındaki tutarlılık: Tebliğde belki de en önemli unsur budur. Bu aynı zamanda lisan-ı hal ile tebliğ anlamına da gelmektedir. Aslolan dile getirileni yaşamak, onun şahitliğini yapmaktır.

Allah’ın kullarının hayrı için kullarının yapmalarını emrettiği faydalı ameller iki ana kategoride ifadelendirilir: 1) Hasenât (Güzel davranışlar), 2) Sâlihât (Sâlih ameller). Bu iki grup davranışın en belirgin farkları, biri bireysel, diğeri toplumsal ıslahı hedef edinmeleridir. Kişinin kendini ıslah eden güzel davranışlara hasenât denilir. “sâlih amel” ifadesi “sahibini ve başkalarını ıslah edici iyi davranışlar” anlamında kullanılır. Başta iman olmak üzere Allah’a itaat, namaz kılmak ve zekât vermek gibi hukukullah ile ilgili ibâdetler, kişinin kendisi ile Rabbi arasındaki yakınlığı oluşturmayı hedeflediği, kişinin kendini ıslah etmesine yönelik bireysel görevler olduğu için “hasenât”tan sayılmıştır (11/Hûd, 23 ve 2/Bakara, 277). Fakat hasenât, sosyal amaçları gerçekleşince, o görevi yaparken ideal anlamda ve toplumun hayrı da gözetilecek şekilde icrâ edildiğinde “sâlihât” vasfını da kazanır. Mâûn sûresi, namaz ibâdeti özelinde, hasenât’ı sâlihât’a tebdil etmenin formülünü sunar (Krş. 107/5). Kıldığımız namazların, yaptığımız ibâdetlerin hayata müdâhale etmesi, bizi ve toplumu fahşâ ve münkerden alıkoyacak (29/Ankebût, 45) şuurda olması, o hasenâtı sâlih amel kategorisine yükseltir. Şuayb’ın (a.s.) namazı gibi. Onun namazı sâlih amel vasfında, toplumun şirkine müdâhale eden bir namazdır: “Dediler ki, Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları) bırakmamızı veya mallarımız hakkında dilediğimiz gibi tasarrufta bulunmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor?” (11/Hûd, 87) Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker, toplumsal yönünden dolayı en önemli sâlih amellerden biridir.

Müslüman davetçi, Müzzemmil suresinde hatırlatıldığı gibi tertil okumaları ışığında vahiy algısına sahip olacak. Kitabı her yönüyle çok iyi bilecek. İç eğitimine önem verecek. Geceleri kalkıp sakin vakitlerde Kur’an’la kendisini muhasebe edecek ve bilgilerini tazeleyecek. Sosyal hayatta karşılaştığı meseleleri bilgi arka planlarıyla ele alacak ve hayatın içerisinde de diğer kardeşleriyle onu istişare edecek. Şura suresi 37-39. Ayette geçtiği şekliyle “Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar. Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar. Bir haksızlığa uğradıkları zaman yardımlaşırlar.” Yani Müslüman davetçi sadece belli alanlarda uyarı ve ikazlarda bulunan birisi değildir. Hayatın her alanında, hayatının yoğunluğu içerisinde kulluğunu yerine getiren, Müslüman kardeşliğine riayet eden, Müslümanlığını yerine getirirken kendisinden önceki öncü şahsiyetlerden dersler çıkaran birisidir. Şu halde kısaca şunları ifade edebiliriz: Davetçi vahyi bilecek. Anlatılan örnekleri, ahlaki özellikleri, kıssalarda öne çıkan vurguları, birbirini destekleyen ayetleri, kendisinden önceki Muhammedi sünnet birikimini ve rüsuh ehlinin vurgularını bilecek ve bunlarla ilgili ilkeler ve hayata dair ilmihal açılımları yapabilecek donanıma kavuşmak için çaba içerisinde olmalıdır.

HABERE YORUM KAT