1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İlahiyat Fakültelerinde Müfredat Değişikliği Tartışmaları
İlahiyat Fakültelerinde Müfredat Değişikliği Tartışmaları

İlahiyat Fakültelerinde Müfredat Değişikliği Tartışmaları

YÖK tarafından İlahiyat Fakültelerinde müfredat değişikliğine gidilmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

A+A-

Ankara Üni. İlahiyat Fak. İslam Hukuku Anabilim Dalından HADİ ENSAR CEYLAN tartışmayı Yeni Şafak gazetesine değerlendirdi:

İlahiyatların Yeni Müfredatının Değersizliği / Hadi Ensar Ceylan

İlahiyat fakültelerinden bugün, beklenen düzeyde donanıma sahip olan insanlar mezun olmuyorsa bunun nedeni müfredat değil, müfredatı değerlendiremeyen öğretim üyeleridir. Dolayısıyla eğitim kalitesini artırmak ve daha donanımlı öğrenciler yetiştirmek için yapılacak şey, aklî ilimlerin müfredattan olabildiğince çıkarılması olmamalıdır.

YÖK Genel Kurulu 15.08.2013 tarihli toplantısında Türkiye'de yüksek din eğitim-öğretimi yapan bütün fakültelerde uygulanmak üzere tek bir müfredat programı belirlemiştir. Kararın 12'ye 8 oy çokluğu ile alındığı ifade ediliyor. Müfredat programı gibi, bir fakültenin en önemli unsurlarından biri olan böyle bir konuda neredeyse %50'ye yakın bir muhalefet oluyorsa orada bir problem var demektir. Müfredat hangi kurum tarafından belirlenirse belirlensin, olabildiğince geniş bir mutabakat sağlanmalıdır. YÖK, ilahiyat müfredatını belirlerken bu ilkeye maalesef uymamıştır.

8 üyenin bu karara muhalefet etmesinde ne kadar haklı olduklarını müfredatı görünce anlıyoruz. Müfredatın en temel sorunu, İslam düşünce tarihinde genellikle aklî ilimler adıyla tasnif edilen bilim dallarının programda göz ardı edilmiş olmasıdır. Aklî ilimlerden bazılarına adeta sadaka verir gibi düşük krediler layık görülmüş (Kelam, Din Felsefesi, Din Sosyolojisi, Din Psikolojisi), bazıları ise toptan kaldırılmıştır (Felsefe Tarihi).

Müfredatın içerik olarak ne kadar değersiz olduğuna değinmeden önce müfredatın belirlenme usulüne dair eleştirilerimi serdetmek isterim. Zira usul, esasa mukaddemdir.

2547 sayılı YÖK kanunu, müfredat programlarını belirleme yetkisini Üniversitelerarası Kurul'a danışması kaydıyla YÖK Genel Kurulu'na vermiştir. Kanunun bu şekilde vaz edilmiş olması, onun hakka ve hukuka uygun olduğunu göstermez. Zira bir fakültenin müfredatını belirleme yetkisi herkesten önce o fakültenin kendisinde olmalıdır. Hangi dersi okutup okutamayacağına bir fakülte kendisi karar veremiyorsa o dersi vermesinin ne anlamı olabilir? 1980 darbesinin ürünü olan 82 anayasasının hak ve özgürlükleri olabildiğince kısıtlayan sakat mantığına dayanan 2547 sayılı YÖK kanunu, 'üniversitede bir şey yapılacaksa ben yaparım' dercesine bütün yetkiyi Genel Kurul'a vermiştir. Çünkü bu kanunun mantığına göre 'Her şey merkezden idare edilmelidir. Üniversiteler kendilerini ilgilendiren en hayati konularda karar alma yeteneğine sahip değildir. Onlar için en iyiyi YÖK Genel Kurul'u düşünür ve uygular. Hiç kimse de kalkıp bu kararları sorgulayamaz. Üniversitelerden beklenen kayıtsız şartsız itaattir.' Oysa İlahiyat Fakülteleri 'kayıtsız şartsız itaatin yalnız Allah'a mahsus olduğu'nun öğretildiği yerlerdir. Bu ilkenin öğretildiği yerlerden, 12 kişiye kayıtsız şartsız itaat edilmesini beklemek ilahiyatı anlamamış olmak demektir.

MÜFREDATI KİM BELİRLİYOR?

Müfredatı belirleme yetkisinin bizzat her fakülteye verildiği bir kanunun hazırlanmasını beklemek fazla iyimserlik olabilir. Bunu yapamasak dahi, ilahiyatların hayrına çalıştıklarını iddia eden kurul üyelerinden, müfredatı hazırlarken önyargılarına kurban olmayıp gerekli araştırmaları yapmalarını bekleyemez miydik? Kanunda Üniversitelerarası Kurul'a danışma zorunluluğu bulunmaktadır. Genel Kurul, ÜAK'ın hangi komisyonunun hazırladığı rapor doğrultusunda bu kararı almıştır? ÜAK bünyesinde oluşturulan komisyon, İlahiyat Fakültelerinin mevcut yapısında bulunan bilim dalı çeşitliliğini ne kadar yansıtmaktadır? Bu komisyon ilahiyatlarda hangi araştırmaları yapıp, hangi öğretim üyelerinden görüş almıştır? En yüksek düzeyde mutabakatın temin edilmesi gereken böyle bir konuda hangi İlahiyat Fakültesinin akademik genel kurulundan onay alınmıştır? Uzatabileceğimiz bu ve benzeri soruların YÖK Genel Kurulu'ndan cevabını beklemek ahlakî olarak bir hak sayılamaz mı? İlahiyatların müfredatını belirleyen bu kişilerden, ilahiyatta edinilmesi gereken bu ahlakı beklemek çok görülmemeli. Zira ancak ahlaklı kişiler, ahlaklı bir iş ortaya koyabilirler.

Müfredatın içeriğine gelecek olursak, bu müfredatı hazırlayan kişilerin şöyle bir zihniyete sahip olduğunu tahmin etmek zor değil: 'İlahiyat Fakültelerinde öğretilen dinî bilginin sorgulanamaz olması gerekir. Sorgulandıkça, dinî bilgi safiyetini yitirir ve bu da zihinlerde bir karmaşaya yol açar. Sonunda dine olan bağlılığı zafiyete uğratacak olan bu karmaşayı önlemek için sorgulamaya imkan vermemek gerekir. Bu sorgulama da aklî ilimlerden kaynaklandığına göre, aklî ilimler olabildiğince budanmalı ve eğitimde ağırlık naklî ilimlere verilmelidir. Böylece öğrenciler yalnız kendilerine nakledileni tekrar eder dururlar. Biz de dini bütün insanlar elde etmiş oluruz.'

İSLAM VE FELSEFE

Özetlemeye çalıştığım bu zihniyet, inandığı şeye güvenen ve dolayısıyla onu her platformda tartışmaya açabilen açık yürekli insanların değil, inandığı şeye güveni olmayan ve onun her an elinden gidebileceğini düşünen zayıf karakterli insanların zihniyetidir. Oysa İslam bize en açık inanç değerleri ile gelmiştir. Her türlü aklî gerekçelendirmeye müsait bir yapıdadır. Bu değerlere özgüvenleriyle ve saf zihinleriyle sahip olan Müslümanlar, gocunacakları hiçbir şey olmadığından düşünce dünyalarını her türlü aklî muhakemeye açık tutarlar. Çünkü sorgulamadan korkmazlar, eleştirmekten ve eleştirilmekten çekinmezler, inanç değerlerinde sabit kadem olup her türlü düşünce ekolünü okumaktan geri durmazlar. Kendi gibi düşünmeyen insanlara da doğruları anlatabilmek için onların düşünce dünyasını anlamaktan çekinmezler.

Onların dünyasını felsefesiyle, psikolojisiyle, sosyolojisiyle, sanatıyla öğrenirler ve onlarla böyle mücadele ederler. İslam düşünce tarihi boyunca da ilmin kıymetini bilenler hep böyle yapmışlardır. Kamil bir imana sahip olmak isteyen herkes hikmetin peşinden koşmuştur. Hikmet ise en kapsayıcı ilmin adıdır. Felsefe, kelam ve tasavvuf ilimleri hep birlikte bunun içindedir. Mantık, beyân ve usûl ilimleri hep birlikte buna aracı olmuşlardır. Tefsir ve hadis ilimleri hep birlikte buna malzeme sağlamışlardır. Fıkıh ve ahlak ilimleri hep birlikte bunu pratiğe dökmüşlerdir. Eğer bu ilimlerden herhangi birisi değersiz hale getirilirse bunun zararı İslami ilimlerin tamamına dokunur.

İlahiyat Fakülteleri yıllarca bu ilimlerin bir arada okutulduğu yerler oldular. İlahiyat fakültelerinden bugün, beklenen düzeyde donanıma sahip olan insanlar mezun olmuyorsa bunun nedeni müfredat değil, müfredatı değerlendiremeyen öğretim üyeleridir. Dolayısıyla eğitim kalitesini artırmak ve daha donanımlı öğrenciler yetiştirmek için yapılacak şey, aklî ilimlerin müfredattan olabildiğince çıkarılması olmamalıdır. Dengeli bir şekilde oluşturulan müfredatın, ne derece verimli icra edildiğinin denetlenmesi olmalıdır.

BOLOGNA SÜRECİ

Kendi iç mekanizmalarını işleterek, öğrenciler ve öğretim üyeleri tarafından olabildiğince denetlenen bir müfredatın başarılı olmaması mümkün değildir. Üniversitelerimizin adapte olmaya çalıştığı Bologna Süreci kısmen bunu temin etmektedir. Bu süreçleri dikkate alan program geliştirme uzmanlarının, ilahiyat alanının uzmanları ile bir araya gelerek hazırlayacakları bir müfredat eminim sadra şifa olacaktır. Bu bağlamda bir müfredat teklifi yaparak yazıyı sonlandırmak istiyorum: İlahiyatlar için en uygun müfredat, 28 Şubat döneminden öncesine kadar uygulanan 5 yıllık müfredattır.

Bu müfredatın ilk üç yılı aklî ve naklî ilimlerin dengeli bir şekilde okutulduğu ve ilahiyat alanındaki her ilim dalına belli düzeyde girişin yapıldığı bir süreç olacaktır. Son iki yılda ise uzmanlaşmaya gidilerek, ilahiyat mezunlarının sahip olması istenen donanıma göre çeşitlendirilecek farklı bölümler inşa edilecektir. Son iki yılda okutulan dersler bölümüne göre ağırlık kazanacaktır. Bu sayede o alanla ilgili bir yerde istihdam edilmesi gereken mezunlar, gerekli donanıma sahip olacaklardır. Ayrıca öğrencilerin son iki yılda uzmanlaştıkları bölüm diplomalarına yansıtılarak istihdamda belirleyici olmaları sağlanacaktır. Çok özet olarak sunduğum bu müfredat yıllarca İlahiyat Fakültelerinde uygulanmış ve başarılı sonuçlar vermiştir.

YÖK Genel Kurulu'ndan bir an önce bu kararlarından dönmelerini bekliyor ve müfredatın belirlenme işini alanın uzmanlarına bırakmalarını istiyoruz.

 

HABERE YORUM KAT