1. YAZARLAR

  2. RECEP ARDOĞAN

  3. İlahiyat Camiasında Puslu Havayı Seven Bazı Ulusalcılar
RECEP ARDOĞAN

RECEP ARDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

İlahiyat Camiasında Puslu Havayı Seven Bazı Ulusalcılar

A+A-

-Bir Mısır’da Yaşananlar’ Analizi-

Bunlar, eskiden vardı, ama 2003 sonrasında etkileri azalmıştı. Şimdilerde bunların eski ulusalcı alışkanlıkları yeniden nüksetti. Bunlar, puslu havayı kendi lehlerine döndürmek için her yolu denerler. Bunlar kripto değildir, bu yönden FETÖ kadar tehlikeli de değildir. Bunların FETÖ’cülerden bir farkı da şudur: FETÖcüler, ihanet içindedir ama bunu kör adanmışlık duygusuyla yapar. Onlar, hep FETÖ için çalışırlar. Devletten aldıkları ücretin bir kısmını FETÖ’ye transfer ederler. Devletin aylık karşılığı onlara verdiği görevi yapmak yerine de cemaat verdiği görevleri yaparlar. Kamu görevini, ayrıca, suiistimal ederler. Bu ulusalcılar ise, sadece kendi cepleri için çalışırlar. Kulp takma, dolap çevirme, çorap örme, açık arama ve iftira etme hep bunlardan sorulur. Kulis yaparlar, fırsatını bulunca ulurlar.

Bu ulusalcı ilahiyatçıların tüm ulusalcılığı ve tüm değerleri, bireysel çıkarları içindir. Ellerinin dokunduğu her şeyi çıkarlarına tahvil etmeye çalışırlar. Ulusalcıdırlar ama en son bu milleti düşünürler. Tüm değerlerini ve tüm spotlarını yalnızca bireysel ikbal için isti’mâl ederler (kullanırlar). Kendilerince, devleti en çok bunlar sever; devletin sahibi bunlardır. Dolayısıyla da devletin her imkânını bunlar kullanmalıdır. Ulus da sanki bunlardan ibarettir; kendi hiziplerinden olmayan herkesin kuyusunu kazarlar. Isırmaya hazır, beklerler. Bunlar, millî görüşçülerin, radikallerin, nurcuların, İslamcı adını paylaşan başka dindar grupların hakları ihlal edilirken özgürlükçü değildir. 28 Şubat sürecinde de devletçi olarak ikbal elde etmeye çalışmışlardır. İslam’ı, konjonktüre göre reforme ve deforme etmeye, sekülerleştirmeye kalkışmışlardır. Süreç tersine dönünce de ilahiyatçı olarak yeni durumdan nemalanmaya girişmişler, kemik bekler olmuşlardır.

Bu ulusalcı ilahiyatçılar, din ile siyasetin ayrı kulvarlarda olması gerektiğini ileri sürerler. Siyasetin, öğrencilere öğrettikleri İslam’dan arındırılması gerektiğini savunurlar. Siyasi alanda hiçbir dinî kavramın kullanılmaması, kullanılacaksa da sekülerleştirilerek(!) kullanılması gerektiğini söylerler. Milli görüşçüleri, işte buradan vurmanın gayreti içindedirler. Yüzyıl geriden taklit ettikleri Batı’da, bu fikirlerin sorgulandığından ve terk edilmeye yüz tuttuğundan habersizdirler. Ama, kendi siyasetlerini dine sokuşturmayı iyi bilirler. Siyasi düşünceleri de birkaç ezber cümlesinden öteye geçmez. Bunlar, devlet yönetiminin, bireysel çıkarlar peşinde koşmak gibi bir şey olduğunu zannederler.

Bunlar, dinî özgürlükler ihlal edilirken hiç özgürlükçü değildir. Ancak, iş, İslam’ı tartışmaya açmaya gelince, bir AGNOSTİK özgürlükçülüğü sergilerler. Hatta bunu, liselerden yeni gelmiş öğrencilere dayatırlar. İslam’ın şu ya da bu yorumundaki her açığı, kendi fikirlerini nassın yerine ikame etmek için kullanırlar. İslam’ın temel değerlerini ve ilkelerini sarsmaya yönelik fikirleri, öğrencilere aşılamayı meslek edinirler. Bunların derdi, asla problem çözmek değildir. Sorun üreterek kendileri için konuşma fırsatı oluşturmaktır. İslam hakkında, öğrencileri ŞÜPHEYE düşürmek için RÖLATİVİZME dayanırlarAGNOSTİK olarak girdikleri dersten RÖLATİVİST olarak çıkarlar. Bunların cevabı kimlerden geliyorsa, onlara kulp takarak, kumpas kurarak susturmaya çalışırlar. Ortamı uluyabilecekleri hâle getirmek isterler. Karşılarındakinin terbiye ve itidalini acziyet olarak görürler.  Kendilerine saldırmayan ilim adamlarını, havlayacakları, avlayacakları bir şey olarak görüler.

Bunlar içinde, 28 şubat sürecinde Batı Çalışma Grubunda çalışmış, dindar insanlar hakkında oralara jurnal götürmüş kimseler var. Bunlar, İzzeti, dindarların yanında aramazlar. Karanlık odakların kendilerine verdiği gizli rol ile onure olur, İzzet bulurlar.

Bunlar, şimdilerde yeni bir oyunun içindeler. Kendilerine muhalif görünen insanları, “FETÖ”cü olarak, ”PARALEL” olarak etiketlemek ve şikâyet etmek için aralarında kulis yapıyor:

- Şunu şikâyet etsek, bize idarî bir görev verilir mi?

- Bunu şikâyet etsek netice alır mıyız? gibi dolapların peşindeler. Bunlar, daima suret-i hak’tan görünürler, gerçekte ise bunlar, Hak diye, çıkarlarına derler. Bunlar, dolap çeviren ilahiyat mezunları yetiştirmek isterler.

At izinin it izine karıştığı şu günlerde, vebal altında kalmamak için, ilahiyat camiasına çöreklenmiş bu kimseleri iyi takip etmek gerekiyor. FETÖ ile mücadele, bunların semirmesi için bir fırsata dönüşmesin. Vesselam…

YAZIYA YORUM KAT