İktidarı Tankla Çalan Yeni ‘Horoz’ Generali!

29.07.2013 21:16
İktidarı Tankla Çalan Yeni ‘Horoz’ Generali!
Mursî hiç ateş açtırmamışken diktatör sayılıyordu; Gen. Sisî ise, yüzlerce insanı katlettirdiği halde, özgürlükçü!

Selahaddin E. ÇAKIRGİL

Mahallemizin, İktidarı Tankla Çalan Yeni ‘Horoz’ Generali!

General Abdulfettâh el’Sisî..

Mahallemizin yeni darbeci ve iktidarı tankla çalan, kaatil ve ‘horoz’ generali..

Onu daha bir ilginç yapan birkaç özelliği var..

1- Dindar birisi olarak tanınıyordu. Hattâ, eşinin şer’î gereklerin de ötesinde, peçeli olduğu bile söyleniyordu.

2-    Mısır ordusunun başına, Mareşal Huseyn Tantavî’nin yerine,  bizzat Cumhurbaşkanı Muhammed Mursî tarafından getirilmişti.

3- Ve, sonra kendisine itimad edip o mevkie getiren kişiye hıyanet edip, onun yerine iktidara geçmeyi, -‘hıyanetsiz iktidar sahibi olmak kolay değildir..’ sözünü doğrulamak istercesine-.. iktidar mücadelesinin vazgeçilmez gereği olarak gören bir kişi olması..

4- Kendisine güvenen makamdakileri, ‘devletin, ülkenin ve halkın geleceğini tehlikeye düşürdükleri’ni delil göstererek, eline emaneten verilmiş olan verilmiş olan silahı, milletin seçtiklerine ve millete doğrultarak iktidardan uzaklaştırıp, o devirdiği kişi veya kadroları ağır şekilde suçlamak için bir kampanya başlatan ve kendi iktidarında ‘devlet, ülke ve halkın bütünlüğü’nü daha bir tehlikeli şekilde tahrib edip, ele geçirdiği iktidarı korumak için her türlü yalan, entrika ve kan dökmekten kaçınmayan bir diktatörlere dönüşmesi..

Ve, müslüman toplumların yüzyılında bu gibilerin sayısı o kadar çok ki..

Önceleri hemen hepsi de, iktidardakilerin yakınında olmanın gurur ve gücünü taşıyorlardı. Sonra, o gücü, kendilerini o makamlara getirenlere hıyanet etmekte kullandılar.

Bir alman yazarının, ‘Almanya’da askerî darbe olmaz.. Çünkü, kanûnen yasaktır!.’ şeklindeki sözünü, müslüman coğrafyaları için tekrarlayacak olsak, müthiş bir ironi teşkil edeceği açıktır. Çünkü, müslüman coğrafyalarında, ‘kendi halklarına hainlik eden ve kendi ülkelerinin işgalcileri durumunda gözükmekten utanmayan ordular’ örnekleri o kadar örnekleri o kadar çok ki..

Kendi ülkelerinin işgalcisi durumundaki ordular

ve gücetaparlık örneklerinden birkaç kesit..

Son yüzyılımızdan -herbirisi benzer gerekçelerle sahneye ‘büyük kurtarıcı’ olarak fırlayan- bir kaç örneği hemen hatırlayabiliriz: 

Önce mekan açısından en yakınımızdan..

1916’da, Osmanlı Veliahdi (geleceğin padişahı olarak resmen belirlenen kişi) olan Şehzade Vahiduddin’in ‘seryâver’i (başdanışmanı) olarak, onun Almanya ziyaretine katılan kimdi, hatırlıyor musunuz? Daha sonra, o seryâveri olduğu ve kendisine güven verdiği kişi, Birinci Dünya Savaşı’nın bitimine 6 ay kala, taht’a geçince, artık ağır bir yenilgiyle tamamlanmak üzere olan bir acı sonuçla karşılaşmış ve kucağında bir ateş topunu bulmuştu.

O eski seryâver ise, Filistin’de ingilizlere yenilen ordusunu başsız bırakıp izinsiz olarak geldiği İstanbul’da, Harbiye Nâzırı (Savaş Bakanı) ve de -Enver Paşa gibi-, Saray’a dâmâd olmak için kulis faaliyetleri içindeydi.

Ve sonra.. O Padişah tarafından, ülkenin o ağır yenilgi ve mütareke şartları içinde ortaya çıkan karışıklıkları bastırmak için, ‘Paşa, memleketi kurtarabilirsin..’ şeklindeki güven beyanıyla Anadolu’ya gönderilecek ve o da, 1922’de savaşın son ânına kadar, Sultan’a bağlılık yeminlerini tekrarlayacaktı. Ama,  Lozan Andlaşması’nın yapılabilmesi için, Osmanlı Hanedanı’nı safdışı edilmesini şart koşan emperyalist güçlerin dayatmasını görünce.. Tereddüt etmeksizin ve kazanılan zaferin de etkisiyle etrafında, ismi etrafında oluşturulan karizmatik gücün de sevkıyle, Padişah’ı ve 600 yıllık hanedanını tarihin deposuna atıvermiş ve o geçmiş tarih devirlerini, en ağır ve hâlâ da sürmekte olan ağır tahrib kampanyalarıyla aşağılamış ve kendisini de fiilen Ankara Sultanı ilân edip, Sultan’ların saraylarına yerleşmiş, oralarda ölmüştü.

*

Biraz uzaktan, Pakistan’dan bir diğer örneği de hatırlayabiliriz.

1947’de kurulan Pakistan devletinin ilk yılları tabiatiyle, büyük sıkıntılar, iç çalkantılar ve karışıklıklar içinde geçti.. Ve nihayet, (Doğu Pakistan /Bengal/ bugünkü- Bangladeş)’den, İskender Mirza, 1955 yılında Devlet Başkanlığı’na getirilmişti, Meclis kararıyla.. Ancak, siyasî karışıklıklar devam edince, sıkıyönetim ilân edilmesi gerekti. İskender Mirza, Sıkıyönetim Komutanlığı’na, Mareşal  Eyyub Khan’ı getirmişti.

Eyyub Khan da birkaç ay sonra, İskender Mirza’yı ala-aşağı etti ve iktidarı ele geçirdi..

Bu hadiseden 15 sene geçmekteyken, bu kez de Pakistan’da seçim yoluyla iktidara gelen Zulfiqar Ali Butto, ordunun başına General Ziyâ-ul’Haqq’ı getiriyor ve amma o da, 1977 yılında Butto’yu devirip, idâm ettiriyordu.

O hadiseden 20 yıl sonralarda ise, seçimle işbaşına gelen Muhammed Newaz Şerif, General İslam Beğ’i ordunun başından uzaklaştırıp, General Perwiz Muşerref’i Genelkurmay Başkanlığı’na getiriyor ve o da iki sene geçmeden, 1999’da Newaz Şerif’i bir askerî darbe ile iktidardan uzaklaştırıp idâma mahkûm ettiriyor, sonra da Arabistan’a, 9 yıl sürecek bir sürgüne gönderiyordu. 14 yıl geçtikten sonra, Newaz Şerif  şimdi, seçim yoluyla, yine Başbakan.. Ve şimdi de, ele geçirdiği iktidar makamından Pakistan halkını ve ülkesini haksız olarak 9 yıl darbe ile yöneten General Perwiz Muşerref ise, hapiste ve  idâm talebiyle yargılanıyor. Rakibi etkisiz hale getirmekte kullanılan ilkel bumerang silah veya düzeneğinin, dönüp onu kullanan kişiyi de vurması gibi bir hal..

Yazının Devamı…

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim