1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İktidar Gücü Oluşturamayanların Derdi Erdoğan’la..
İktidar Gücü Oluşturamayanların Derdi Erdoğan’la..

İktidar Gücü Oluşturamayanların Derdi Erdoğan’la..

Elbette, Tayyîb Erdoğan’ın da nasihate ihtiyacı vardır, ama, birilerinin tam bu gibi zamanlarda, puslu-dumanlı havalarda, devreye girmesi daha bir düşündürücüdür.

A+A-

Selahaddin E. ÇAKIRGİL

Umutsuzluk İçindekilerin Şirretliklerine Teslim Olunacak mı?

Bu sütunda yayınlanan önceki yazıda, İst.-Taksim’den başlayan ve bütün ülkeye ve hattâ uluslararası bazı merkezlere kadar adeta gizli bir işbirliği içinde yayıldığı için, iç etkenler kadar dış etkenlerin de rolünün bulunduğu anlaşılan son hadiselerin sebebleri anlaşılmaya çalışılırken; etkenler arasında umutsuzluğun da bulunduğuna değinilmiş, iki yönlü bir umutsuzluktan sözedilmişti.

Bir tarafta, Tayyîb Erdoğan’ın, ülkede geçerli olan seçim yollarıyla iktidardan uzaklaştırılmasının mümkün olmadığı kanaatinden kaynaklanan bir umutsuzluk..

Diğer tarafta ise, muhalefet partilerinin de yine aynı seçimi yöntemleriyle iktidara gelemiyeceğiine dair besledikleri umutsuzluk..

Bu kargaşa halinden meded umanlarda, umutsuzluğun yanında, aynı güçte bir ufuksuzluğun da bulunduğu söylenebilir.

Elbette, birileri iktidardan bir şekilde uzaklaştırılırsa, yeri boş kalmaz, başkaları gelir denilebilir. Ama, o ge(tiri)lenlerin, halkın büyük kesimlerinin matlûbu, istediği kimseler olup olmayacağı bir ayrı konudur. 

Hatırlayabiliriz ki,  27 Mayıs 1960 İhtilali’yle / Askerî Darbesi’yle sadece iktidardan değil, dârağacına bile götürülen Adnan Menderes’ten sonra, Türkiye, arayış içinde 20 yıl bocaladı- durdu. İlk anda, ‘İslamköylü Süleyman Demirel’de de aradığını bulabileceği umuduna kapılan kitleler, kısa süre içinde, onun hangi odakların adamı olduğunu görünce yeni bir hayal kırıklığı yaşadı. Ve araya giren 12 Mart 1971 ve 12 Eylûl 1980 Askerî Darbeleri’ni de yaşayan halk kitleleri, yine çaresizlik ve arayışlar içindeyken, nihayet, 1983’de Turgut Özal’da biraz biraz istedikleri yönetici tipini buldukları kanaatine ulaştılar. 

Ama, Özal’ın Nisan-1993’de ânî vefatından sonra, ülkenin bir 10 yılı daha yine sosyo-politik bocalamalar ve arayışlar ve büyük sosyo-ekonomik buhranlar ve çöküşler içinde geçti.

Çaresizlik içinde kıvranan halk kitleri, 3 Kasım 2002 seçimleriyle -nicelerince hiç beklenmeyene şekilde- Tayyîb Erdoğan ve ekibini iktidara getirdi. Ama, asıl ilginç olanı, halk kitleleri, aradıkları -istedikleri yönetici tipini /en azından mevcud sosyo-politik yapı içinde/  Tayyîb Erdoğan ve arkadaşlarının - ekibinin bulduğunun kanaatini, o zamandan beri yapılan bütün seçimlerde giderek yükselen oy desteğiyle ortaya koydu.

*

Bu gerçek, 11 Haz. Günü, medyaya yansıyan Taksim- Gezi Parkı’ndaki eylemcilerden birinin kaldırdığı bir pankartta yazılanlarda da ifadesini ironik şekilde buluyor ve hangi çevrelerin nasıl bir umutsuzluk içinde bulunduğunu yansıtıyordu.. Erdoğan’a muhalif olanların yükselttiği o pankartta şöyle denilmişti: ‘Bizdeki R. T. Erdoğan sevgisi anayasanın ilk üç maddesi gibidir.

1-Değişmez, 2-Değiştirilemez, 3-Değiştirilmesi teklif dahi edilemez..’

Bu konu üzerinde bir arkadaşla birşeyler konuşurken, arkadaşın küçük kızı, kendi oyuncaklarının dünyasında, çocukların kendi aralarındaki tekerleme haline gelen sözlerden birini sıralayıverdi: ‘Kıskanma; çalış, senin de olur..’

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT