1. YAZARLAR

  2. Hilmi Yavuz

  3. İkiyüzlü Bir Aydınlanmacı: Voltaire
Hilmi Yavuz

Hilmi Yavuz

Yazarın Tüm Yazıları >

İkiyüzlü Bir Aydınlanmacı: Voltaire

A+A-

18. yüzyıl Fransız Aydınlanması'nın Türkiye'de alımlanış biçimi daha çok Voltaire üzerinden olmuştur.

'Sizin düşüncelerinize katılmasam da onları sonuna kadar savunmanızda hep yanınızda olacağım' ya da 'hurafeleri yıkın!' gibi sözleriyle anılır ve yüceltilir. Ansiklopedistler gibi (Diderot, D'Alembert) Ateist değildir; Yaradancıdır (Deist). 'Tanrı yoksa bile onu icad etmek gerekir' sözü de onundur. Dolayısıyla Voltaire'in meselesi Tanrı'yla ya da onun var olup olmadığıyla değil, kurumsallaşmış Din ile yani düpedüz Kilise iledir. Copleston'un deyişiyle, Voltaire, 'özgürlük, tolerans ve hukukî prosedür[ün] çok daha güçlü bir biçimde güvence altına alınabilmesi[nin], ancak Monarşinin bunlara sahip çıkmasıyla' mümkün olduğunu düşünmektedir;-ama bir koşulla: Kilise'nin iktidarı yıkılmalı ve felsefî Aydınlanma düşüncesi, Hıristiyan dogmalarının ve hurafelerin yerini almalıdır. Copleston'un belirttiği gibi, Rahiplerdir Voltaire'in düşmanları;-Monarşi değil!

Voltaire'in bizzat kendisi de Les Idées Republicaines Pour Un Membre D'Un Corps'da ['Bir Lonca Mensubunun Cumhuriyete Dair Fikirleri'] şunları yazmıştır: 'Despotizmin en saçması, insan doğası için en aşağılık, en çelişkili ve en ölümcül olanı rahiplerinkidir. Din adamlarının tahakkümleri arasında, Hıristiyanlığın tahakkümü, tartışmasız en suçlu olanıdır. [...] Roma piskoposları hem güçlerini hem de mezheplerini Avrupa'nın yarısında nefret edilir hale getirdiler.'

Kiliseye, ruhban sınıfına ve Hıristiyan dogmalarına karşı bu kertede açıktan bir tavır alan Voltaire'in Hz. Peygamber hakkında yazdığı 'Le Fanatisme ou Le Prophet Mahomet [Taassub ya da Muhammed Peygamber] adlı oyununu, bu kadar eleştirip yerden yere vurduğu Katolik Kilisesi'nin ve ruhban sınıfının başı olan Papa'ya sunmasına ne demelidir? Beşir Fuad, 'Voltaire'de bu olayı şöyle anlatıyor: '[Voltaire'in] 'Alzire' adındaki trajedi[si] fevkalade övgüye kavuşmuş olup, ancak 'Taassub' adlı trajedinin sahneye konulması yasaklandı. Her ne kadar Kardinal Fleury bu eseri yayınlattırmamayı önerdiyse de Voltaire dinlemeyip bir nüshasını Papa'ya sundu ve iltifatına ulaştı.'

Düşünebiliyor musunuz, bir yandan Kiliseden ve Roma piskoposlarından nefretle söz eden Voltaire, Hz. Peygamber'i Isaiah Berlin'in deyişiyle 'zalim ve bağnaz bir canavar' olarak gösterdiği bu menfur piyesini, Roma piskoposlarının başı olan Papa'ya takdim etmekte ve onun iltifatlarına mazhar olmaktadır. Bu, düpedüz bir Aydınlanmacı ikiyüzlülüğü değil de nedir?

Tabii, Voltaire'in Türkiye'de cansiparane savunucuları da vardır: Ahmet Mithat Efendi gibi... Prof. Demir'in Orhan Okay'dan aktardığına göre, Ahmet Mithat Efendi, Voltaire'in bu piyesinin 'zemini[nin], İslamiyet'in aleyhinde[olduğunu]; içinde İslamiyet'e yöneltilmiş büyük iftiralar[ın] mevcut [olduğunu]; ancak Voltaire'in maksadı [nın] İslamiyet'i yıkmak' olmadığını düşünmektedir. Dahası, Ahmet Mithat Efendi'nin kanaatince, 'Bu oyunda Voltaire, sadece yobazlığı ve bağnazlığı yıkma düşüncesindedir ve Hıristiyanlığın aleyhinde henüz alenen söz söyleyemediğinden Hıristiyan taassubunu bu yolla [Hz. Peygamber'i kötüleyerek H.Y.] betimlemeye ve çökertmeye çalışmıştır; hatta oyununu dönemin Papa'sına takdim etmiş bulunmasında bile büyük bir nükte gizlidir.'

Ahmet Mithat Efendi'nin te'viline bakar mısınız? Voltaire Hıristiyanlığı alenen eleştiremiyormuş da, bağnazlığı göstermek için Hz. Peygamber'i seçmişmiş! Hatta bu piyesi Papa'ya sunması, bir ironi'ymiş! Yani, Ahmet Mithat Efendi, Voltaire'in Papa'yla dalga geçmek için piyesi ona gönderdiği kanısındaymış! Ahmet Mithat Efendi ya çok safderun ya da herkesi bu te'vile inanacak kadar budala sanıyor! Her şey o kadar apaçık ki, zırva te'vil götürmüyor.

'Taassub ya da Muhammed Peygamber'in yayınlatılmaması meselesi de farklı yorumlara yol açmıştır: Prof. Dr. Remzi Demir'in, 'Türk Aydınlanması ve Voltaire' adlı o çok yararlı çalışmasında, Prof. Dr. Gündüz Akıncı'dan naklen bildirdiğine göre, 'meşhur sefirlerimizden Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin oğlu Said Paşa 1742'de elçi olarak Paris'e geldiğinde Voltaire, oynanmakta olan Mahomet adlı piyesini, Türk elçisine karşı saygısızlık olmasın diye ertelemişti[r]'. Bu durumda sorulması gereken soru, 'Taassub ya da Muhammed Peygamber' piyesinin, Beşir Fuad'ın önesürdüğü gibi, 'sahneye konulmasının yasaklanmış' mı, yoksa Gündüz Akıncı'nın öne sürdüğü gibi, sahneye konulup oynanıyorken Voltaire tarafından 'ertelenmiş' mi olduğudur.

Bunun hiç önemi yok. Zira 'Taassub ve Muhammet Peygamber' piyesinin Osmanlı maarifi tarafından da yasaklandığı biliniyor. [Bu konuda bana Osmanlı Arşivi belgelerinin kayıt numaralarını bildiren sevgili kardeşim Doç. Dr. Alaettin Karaca'ya teşekkür ederim.]

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT