İkinci Yeni ve Din

11.02.2009 21:34

Asım Öz

İkinci Yeni,  Türkiye’de modern şiirin oluşma ve gelişme serüveni içerisinde çok önemli bir deneyimin adı. Belki de şiirin “özgürleşme” çabasının en doruk noktası. İkinci Yeni'ye değin, Türkiye'de şiirin iki olgunun baskısı altında olduğunu görüyoruz: Birincisi, özellikle Cumhuriyet'ten sonra girilen uluslaşma sürecinde, ulusal bilinç/ kimlik oluşturma kaygısı, ikincisi: Nâzım Hikmet şiiriyle başlayan ve özellikle ''40 Kuşağı'' şiirinde yoğunlaşan sınıfsal bilinç/ kimlik oluşturma kaygısı. Dikkat edilirse, şiir üzerindeki bu iki baskının niteliğinin de politik ideoloji olduğu görülecektir. Memet Fuat'ın şu yaklaşımı da, şiirden politik ideolojik misyonla ilgili geleneksel beklentidir: ''1955'e doğru dergilerde genç şairlerin başlattıkları İkinci Yeni şiir akımı, yalnız toplumsal sorunları değil, anlama da sırt çeviren, şiire anlam gerekmez, şiirde anlam rastlansaldır gibi sözlerle yürütülen, yöneticileri tedirgin etmeyecek bir akımdı.''

Aslında İkinci Yeni'ye değin (yani 1955'e değin) gelişen, Cumhuriyetçi şiirin ve sosyalist şiirin yanına Garip Şiiri'ni de eklersek şiirin bu üçgende gerçekleşen anlamın baskısı altında olduğunu söyleyebiliriz. İşte İkinci Yeni, anlamın baskısından bunalmış şiirin başkaldırısıdır. Erken bir ''akla veda''dır.

İkinci Yeni şiirinin başlangıç dönemi, bir bakıma modern şiirin gelişim süreci içerisinde milad olarak değerlendirilebilir. Oysa bu milad dinle ilişkisi bağlamında kendinden önceki şiir anlayışlarının dine yani İslam’a bakışını sürdüren kafası karışık bir yaklaşıma sahiptir. İkinci Yeni ve Türk Şiirinde Modernizm kitabının yazarı Yakup Altıyaprak kitabının bir bölümünde İkinci Yeni şairlerinin genel olarak laik bir anlayışa sahip olduklarını ifade eder. Onun bu tespiti bağlamında Orhan Kahyaoğlu şunları söyler: “İkinci Yeni ve Din adlı makaleyse oldukça enteresan. Yazar, öncelikli olarak, İkinci Yeni şiiri ve şairlerinin ‘din’le olan bağının ne denli önem taşıdığını sorgularken, bu şairlerin Sezai Karakoç dışındaki tümünün ‘laik’ şairler olduğunu anımsatır. Şiirlerinden hareketle, yalnız Turgut Uyar’da, din konusunda bir kafa karışıklığı olduğunu söyler. Varoluşsa, İkinci Yeni şairleri için karmaşık bir inançtır. Hiçlik ve yokluk duygusu da bu şairlerin şiirinden hiç kopmaz. Yalnız Karakoç için, varlık, karmaşık bir şey değildir. Yani İkinci Yeni’de bulunan bunalım, sıkıntı, intihar vs. birçok öge Karakoç şiirinde yer almaz. İkinci Yeni şiirinde cinsellik ve Hedonist bir tavır çokça gözlenir. Onlarda insan ile tanrı arasındaki bağ koparken; Karakoç’un insan’ı bunun tam tersidir.”

Bence İkinci Yeni ve Türk Şiirinde Modernizm kitabının en önemli özelliği, İkinci Yeni şiirinin serüveninde dinle ilişkinin mahiyetine tanıklık etmemizi sağlamasıdır. Yakup Altıyaprak’la Dergâh dergisinin 228.sayısında(Şubat,2009) Selçuk Küpçük’ün yaptığı konuşmanın bir bölümünde de yazar bu konu üzerinde durur. Konuyu çerçevelerken hem İkinci Yeni’yi hem de Cumhuriyet döneminde yaşanan kimi gelişmeleri edebiyat penceresinden anlamaya katkı yapar. İkinci Yeni akımının dini çözemediğini hatta bunu başaramadığını belirten Altıyparak modernleşme hareketlerinin temelde dine karşı yapılmış hareketler olduğunu Batının bunu Protestanlaşma ile çözdüğünü ifade eder. Tabii bizde Protestanlaşma durumunun olur olmaz her yerde kullanılması yanlış anılmaları da beraberinde getirmiştir. Bu kavram çoğu kere Ortodokslukların korunmasına dönük bir yaftalama olarak gündeme gelmiştir. Yazar, Türkiye’de modernleşme hareketinin temel karakterinin pozitivist düşünüş olduğunu bundan dolayı da modernist hareketin dinin geleneksel görünümlerine karşı oluşla belirginleştiğini ifade eder. Hatta üzerinde düşünülmesi gereken son derece önemli bir tespitte bulunur: “İslâm asr-ı saadet dönemini bir yana bırakırsak, siyasi yapıya çok nüfuz edememiş, sadece kültürel bir şekil verebilmiştir. Emeviler, Abbasiler, Osmanlılar aynı geleneğin uzantılarıydı. İslam’ı bir hayat tarzından çok bir kültür unsuru olarak kullanmışlardı. Fakat bu kadarı bile modernleşme projesi için fazlaydı. Tekke ve zaviyelerin kaldırılması, hilâfetin kaldırılması, harf inkılâbı, kılık ve kıyafet alanında yapılan yenilikler “devletin dini İslâm’dır” ibaresinin çıkarılması ve diğerleri aynı projenin uzantısıydı” İşte bu tespitler bir eleştirmenin tespitleri olması bakımından benim açımdan oldukça önemli. Bu gün çoğu ilahiyatlının bile söylemekten geri duracağı bu yaklaşımların İkinci Yeni bağlamında dile getirilmesi gerçekten ufuk açıcı.

Yazar İkinci Yeni şairlerinin genelinin bu yaklaşımlar doğrultusunda Cumhuriyetin ilk yıllarındaki edebiyata yansıyan dini içerikli ne kadar olumsuz örnek varsa tekrar tekrar işlenmesinden etkilendiklerini ve Sezai Karakoç’un deyimiyle laik bir zihniyete sahip olduklarını belirtir. Şiirlerindeki hedonist karakterin zorunlu olarak dini dışarıda bıraktığını, bunun sonucu olarak şairlerin içkiye sapkınlığa ve kadına sığındıklarını ifade eder. Yalnız Cumhuriyetin ilk yıllarından farklı olarak aşırı pozitivizm miadını doldurmuştur. Batı (özellikle Avrupa), Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nı yaşamış, bu savaşlar yüzünden sanatçının insana (hümanizmaya) güveni sarsılmış, toplumsal, siyasal, etik değerleri kökünden sarsılan, hatta altüst olan Batılı sanatçı, anlama sırt çevirmiştir. Bilim adamlarının çok sayıda insanı en kısa sürede yok edebilecek silah formülleri geliştirmeye çalıştıkları savaş dönemlerini dolaylı olarak yaşamış olan Türkiye’de de birtakım entelektüel sarsıntıların yaşanması kaçınılmazdı. Gerçeküstücülüğün akla karşı çıkışı, dadacılığın sisteme karşı çıkışı, harfçiliğin anlama karşı çıkışı, İkinci Yeni şiirinde yansımasını bulabilmişse de dine ilişkin sağlam bir kavrayışa ve bilince ulaşamamıştır. Altıyaprak bu noktada konuşmasında Turgut Uyar ve Cemal Süreya üzerinden şöyle der: “Turgut Uyar geleneksel ahlâk anlayışını eleştiren şiirler yazsa da, bazen mizahi bir hava içinde dini, toplumun kabul ettiği ritüeller boyutunda kavramak istese de, alttan alta çocukluğunda serçe yuvalarında aradığı Allah’ı bulamamanın acısını hissettirir ve Allah; onun için ezeli sırdır ve hep öyle kalmıştır. Cemal Süreya ise ilk şiirlerinde Tanrıya şükretmek gerektiğini söylerken, zamanla dine ait her şeyi ironileştirip malzeme haline getirmiştir. Allah’ı toplumsal bir yanılgının ürünü olarak görmüştür. Yaşadığı acılardan onu sorumlu tutmuştur. Süreya’nın şiirlerindeki din konusunun hep bir sevgiliden intikam almak için onu yerme tarzında ortaya çıktığı hissetmişimdir.”

Cemal Süreya ''İkinci Yeni''yi bir ''güvercin curnatası'' olarak nitelemişti. Hep o beş şairin adı öne geçti: Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Sezai Karakoç... Oysa o curnatada hakkı yenen başka şairler de vardı. Ülkü Tamer ile Tevfik Akdağ gibi. Öte yandan belirli ilkeler üzerinde anlaşmış, ortak bir pratiği benimsemiş kişiler tarafından planlı biçimde oluşturulmuş bir hareket değildi İkinci Yeni. Sezai Karkoç’un din ile kurduğu bağın bu şairlerden farklı olduğunu hatta onun İkinci yeni içinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin bile tartışmalı olduğunu ifade eden Altıyaprak Karakoç’un bu akım içinde değerlendirilse bile bu şairlerle inanç farklılığı taşıdığını belirterek Karakoç’un özgünlüğüne şu noktada vurgu yapar:”Belki diriliş düşüncesi bugün için ütopik olarak değerlendirilebilir. O daha çok sosyologların inceleyip yorum yapacağı bir konu. Fakat şurası bir gerçek ki, Sezai Karakoç ile birlikte Türkiye’deki Müslüman entelektüel çevre kendi dinlerini savunmacı bir yaklaşımla korumanın dışında, ondan bir yaşam modeli çıkarmaya çalışmanın yollarını aramaya başlamış, bir özgüven kazanmıştır. (…) Milliyetçiliğin ve muhafazakarlığın İslamileştiği bir dönemde Sezai Bey, yeşil sarıklı ulu hocalara sitemde bulundu. Evlerde asılı durup okunmayan, okunsa da anlaşılmayan Kur’an’ı gündeme getirerek tüm iyi niyetimize rağmen uzun zamandır dinle kaybetmiş olduğumuz bağın tekrar nasıl kurulup kuvvetleneceğini gösterdi. Dini kaynaklı bir medeniyet projesi üretmenin yollarını araştırdı. “Diriliş düşüncesi” İslam’ın medeniyet açısından da ortaya konulma çabasının ürünüydü. Burada ne ölçüde başarılı olup olamadığı ayrı bir konu. Bence bu Sezai Bey’in unutulmaması gereken en büyük misyonlarından biri”

İkinci Yeni ve Türk Şiirinde Modernizm hem modern şiirin yakın tarihiyle yakından ilgilenenler (elbette başta şairler), hem de bu tarihle ilgili kimi ayrıntıları kavramak isteyenler için okunması gereken bir kitap.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
DÜŞÜNCE PLATFORMU
PANO
İKTİBASLAR
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 76 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim