İki manzara

05.07.2008 03:42

Ali Bulaç

Geçen yazımda AK Parti'nin kapatılması meselesinin 50-50 ortada olduğunu söylemiştim. İdeallerle gerçekler arasındaki mesafeyi koruyup gerçekleri doğru okumak lazım.

İçine girdiğimiz yeni süreç hiç de iç açıcı değil. Sistem tıkanma noktasına gelmiş bulunuyor, tıkanmanın aşılabilmesi için köklü bir hukuk ve idare reformu yapmak gerekir, ancak mevcut konjonktür ve mevcut aktörler buna hiç elverişli görünmüyor.

Kötümserlik şeklinde algılanmaması kaydıyla şunu söylemek mümkün: Parti kapatılsın veya kapatılmasın, her iki durumda ciddi sıkıntılar söz konusu. Tabii ki hukukun üstünlüğünü, demokrasinin gelişmesi ve sivil siyasetin artık tek belirleyici olmasını isteyenler, hiçbir şekilde şu veya bu partinin kapatılmasını istemiyorlar. Bu, AK Parti için olduğu kadar DTP için ve başka partiler için de öyledir. Ama şu anda iktidarda olan ve daha geçen sene her iki seçmenden birinin oyunu almış olan AK Parti'nin kapatılması fazlasıyla trajik olacaktır. AK Parti'ye şiddetle muhalefet edenler bu noktayı göz önüne almalıdır, bu parti kapatılırsa, Türkiye'nin demokratik geleneği "partilerin mezarı" üzerinden yürür hale gelecektir. Belki de her fırsatta parti kapatılmasından yana olan iktidar elitleri, bu sayede varlıklarını devam ettiriyorlar. Bir başka husus, AB, bu sefer Türkiye'yi ciddi manada "uyarmak"tadır, bir bakarsınız bir anda Türkiye sürecin dışına itilmiş olur.

Ancak kapatılmaması durumunda ortaya çıkacak olan manzara da iç açıcı değildir. Zira köklü reform olmadığı için artık yargının, "eşitler içinde birinciliğe oturmuş bulunan misyonu" pekişmiş olacak, hiçbir demokratik ülkede olmayan bir teamül sistem içindeki yerini almış olacaktır. Sorun, AYM üyelerinin iyi niyete sahip olup olmamalarıyla ilgili değildir, sistem içinde sahip oldukları geniş yetkilerin sivil siyaset üzerinde Demokles'in kılıcı gibi durması ve kimsenin gelip bu kılıcı indirmemesidir. Siyasetçi, darbe dönemlerinin anayasaları içinde siyasi başarı kazanma yolunu seçiyor, başarılı olabileceğini zannediyor. Olmuyor.

Temel reformlar yapılmadığı için Anayasa Mahkemesi ve genel olarak yargının sivil siyaset üzerindeki ağır etkisi dört noktadan tescil edilmiş bulunmaktadır:

1) AYM, gerektiğinde yorum yaparak neredeyse Yasama'nın fonksiyonlarını uhdesine geçirmiş olmaktadır. Sadece yasaların Anayasa'ya uygun olup olmadığına bakmıyor, yorumlayarak mukabil normlar ve kurallar ihdas ediyor; 10. ve 42. maddelere ilişkin iptal davası kararında olduğu gibi, istediğinde anayasa değişikliklerine şekil şartları açısından değil, esastan da bakabilip kararlar verebiliyor.

2) Danıştay, elindeki imkanları kullanıp Yürütme'ye ortak olabiliyor.

3) Yargıtay, "eylemsiz suç" kavramından hareketle dilediği parti hakkında kapatma davası açabiliyor.

4) AYM'nin AK Parti'yi kapatmaması, dava açılması durumunda başka partiyi ve hatta konjonktüre göre yine AK Parti'yi kapatmayacağının teminatı değildir, çünkü mevzuat, AYM'ye "odak olma" tarifini en geniş anlamda yapma imkanlarını vermiş bulunuyor. Kısaca bütün partiler tehdit altındadır.

Düşünün, başörtüsüyle ilgili düzenleme AYM tarafından reddedildi, yani o mesele iktidar partisinin inisiyatifinden çıkarılıp bir başka bahara kaldı. Yüzde 47 oy almış bulunan ve belki de "bana bir şey olmaz" diyen parti iktidarda iken bir anda keenlem yekün olma tehdidiyle karşı karşıya geldi, tabir caizse karizma feci şekilde çizildi. Ana muhalefet partisinin "siyaset" adına yürütebildiği tek eylem Anayasa Mahkemesi'nin kapısında bekleyip, iktidar ne yaparsa yapsın mahkemenin kapısını çalıp "hadi iptal et" demekten ibaret. Sistem buna öylesine müsait ki, postmodern siyaset kültürün her tarafı sardığı bir dünyada statüko kendini ancak bu dolaşımı kullanarak koruyabiliyor. Diğer muhalefet partisi ise, neredeyse davayı açan Yargıtay Başsavcısı'ndan daha şahin davranıp "kim kapatmaya karşı çıkarsa, beni karşısında bulur" pozisyonunda etrafa bağırıyor, "AK Parti kapatılırsa bana hangi büyüklükte bir parça düşer" hesabını yapmakla meşgul. Manzara bu!

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim