İki gazeteci, iki simge: Akbaba ve ayakkabı

17.12.2008 05:03

Nihal Bengisu Karaca

Hesapta hükümetin pek yerli yerinde olan Kürt açılımını ve Kürtçe televizyon girişimini yazacaktım.

Ama planda olmayan şeyler oldu. 'Allah'ım, bayram güzel bitsin' diyordum ki, Bush'a gönderilen iadeli taahhütlü ayakkabı, benim dua dilekçemin kabul fişi yerine geçti.

Havada uçuşan cisimler, bomba olmadıkları sürece, tek bir şeye işaret ederler: Eğlence doruktadır! Güçlü kuvvetli bir adamın buz tutan kaldırımda kayıp düşmesinin yarattığı manasız gülme hissi nasıl genetik bir miras olarak nesilden nesile geçerse, iktidar sarhoşu bir adama yumurta, pasta, domates, ayakkabı atılması da o denli evrensel, cihanşümul bir mutluluk hissine neden olur. Mutluluğun nedeni, muktedirin oluşturduğu kurgusal 'saygı' evreninin bir anlığına kırılması, hiyerarşinin tersyüz olması, absürd bir durumun ortaya çıkması ve absürd'ün hatırlattığı imkânlardır.

Muntazar el Zeydi adlı bir gazeteci, ABD'nin Irak'tan çekilme takvimine dair Güçlerin Statüsü Anlaşması'nın (SOFA) imza töreni sırasında önce bir ayakkabısını, sonra da diğerini fırlatacak zamanı ve cesareti bulabildi. Fırlattığı ayakkabılar Bush tarafından profesyonelce savuşturuldu ama sabık Başkan Bush'un irtifa kaybı, Muntazar'ın şecaatli ayakkabıları sayesinde belgelendi, tarihe geçti. Hükümet tarafından anında derdest edilip tutuklanan gazetecinin serbest bırakılması için Irak'ın dört bir yanında gösteriler yapılıyor. Salı günü gazeteler Irak'ın başkenti Bağdat'taki Şii semti Sadr'dan sonra güneydeki Şii kenti Necef'te de destek gösterisi yapıldığını yazıyordu. Daha da güzeli, Muntazar'ın ayakkabıları direnişin maskotu haline geldi, görgü tanıkları, Necef'teki göstericilerin bir Amerikan konvoyuna ayakkabılarını fırlattığını belirtiyor.

Muntazar el Zeydi'nin kardeşi Uday El Zeydi, "Allah'a şükür, Muntazar, Iraklıların kalplerini gururla doldurdu." diyor. Fakat hükümet aynı fikirde değil. Irak Başbakanı Nuri El Maliki'nin yanı başında gerçekleşen hadise hükümetin ağır hakaretlerine konu olmuş durumda.

Çok eskidir 'Gazeteci öncelikle nedir?' tartışması. Gazeteci öncelikle insan mıdır, yoksa 'bunun önü de sonu da aynıdır, gazeteci yalnızca gazetecidir' mi denmelidir?

Muntazar el Zeydi'nin hareketi üzerine hükümetin vermeye çalıştığı 'ayar', bana Kevin Carter'ı hatırlattı. Muntazar'dan farklı olarak 'önce gazeteciyim, sonra da gazeteciyim' diyen Kevin Carter'ı.

Hatırlanacağı gibi Carter, zayıflıktan ölmek üzere olan siyah küçük kız çocuğu ile yakınında tüneyen akbabayı aynı karede yansıtmayı başaran ürkütücü fotoğrafıyla Pulitzer ödülü almıştı. Kızın, birkaç kilometre ilerideki Birleşmiş Milletler yardım kampına gitmek istediği sanılmaktaydı. Bu ânı fotoğrafladıktan sonra akbaba kaçmış, ancak Carter küçük kıza kampa ulaşması için yardım etmemişti. Bu hareketinden dolayı eleştirilince de profesyonel fotoğrafçı olduğunu, yardım görevlisi olmadığını söyleyerek savunmuştu kendisini. Çektiği fotoğrafı bir an önce çalıştığı gazeteye, ajansa vs.'ye gönderme derdine düşmüştü hiç kuşkusuz. Görevin insanlıktan önce geldiğini dayatan 'uzmanlık miti'nin kesin inançlılarından biri olarak, 'çocuğu kampa ulaştırmak-fotoğrafı merkeze ulaştırmak ' arasındaki derin ve önemli mesafeyi bir lahzada almasını, etkin bir vicdanî muhasebe yapacak donanımdan yoksun olmasına bağlamalı. Uzmanlık ve profesyonellik adı verilen modern çağ putları, bu türden muhasebe süreçlerini kısaltmış, daraltmış ve yok denecek düzeye indirmiştir. Vicdanî donanımdan mahrum ve fakat o an hızlı bir seçim yapmak zorunda olan Carter, 1994 Temmuz'unda kamyonetinin içine egzoz basarak intihar etti. Meslektaşları dahi birçok kişi, intiharı ile fotoğraftaki kız arasında bir bağlantı olduğunu iddia ettiler.

O yüzden diyorum ki: Ne mutlu Muntazar el Zeydi olabilen gazeteciye. Attığı ayakkabılar, şu kalpsiz dünyanın bir yerlerinde hâlâ atmakta olan bir kalp olduğunun delili oldu.

Ve mutluluk hissi...

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim