İki çizgi

01.09.2007 03:51

Fehmi Koru

“Tanrım, sana söylerim ki, birsin. / Kimdir, birsin diyen, bilirsin. // İmana adın yeter tanıktır, / Kalbiyle inanmayan sanıktır. (..) Gerçekse durur, tebeddül etmez; / Hak, sabittir; teselsül etmez. // (..) Gezdim o zeminde ben de pek çok, / Baktım, bu gezişte bir durak yok. // Az uz gittim, fakat dönünce / Nerdeysem o yerdeyim ben önce. // Bir daire çizmişim habersiz / Yıllarca emek çekip de yersiz. // Beyhude dolaşmışım demek ben, / Merkez kaçmış gönül gözümden.” (Hasan Âli Yücel, 'Allah Bir'

)

Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesinin ne anlama geldiği gerçek boyutlarıyla henüz değerlendirilemedi. İçeride kendisine en yakın mesafede olanlar arasında bile bunu 'sıradan' bir gelişme olarak görenler, onun yerine farklı birinin çıkmasını daha uygun bulanlar olduğu anlaşılıyor. Dışarıdan bakanlar ise çoğu aptallık sınırını zorlayan sığ değinmelerle konuya yaklaşıyorlar; Türkiye'yi, Abdullah Gül'ü ve içinden çıktığı çevreyi tanımayan yabancıların bu sığ yazılarını matah bir şeymiş gibi yoruma tâbi tutanlarımız da az değil.

Türk medyasında çıkan tek-tük ilginç değerlendirmelerden biri Radikal gazetesi yazarı Haluk Şahin'in imzasını taşıyor. Özellikle de şu tespit: “Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Hasan Ali Yücel'in çizgisi değil, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Ali Fuad Başgil çizgisi iktidardadır.”

İlginç oluşu değerlendirmenin bütünüyle doğru olduğu anlamına gelmiyor elbette; hayat kadar zihniyet dünyası da tek renkli değil çünkü. Zihniyet dünyamızı geçişlilikler, etkilenmeler, parça-bölük kabuller oluşturuyor. Eserinden çok hayatından etkilendiğimiz insanlar kadar hayatını dışlayıp eserlerini bağrımıza bastıklarımız da var; biz ayıramasak bile böyle bir seçmeyi zihnimiz çoğu kez gözetiyor.

Bu yüzden isimler üzerinden kategorik ayrımlar ciddi bir tehlikeyi içinde barındırıyor.

Türkiye bugüne kadar Tevfik Fikret, Ziya Gökalp ve Hasan Ali Yücel çizgisinde insanlar tarafından mı yönetiliyordu? Süleyman Demirel ve özellikle Turgut Özal ne kadar o çizginin insanı sayılabilir? Ya da Abdullah Gül'den önce Çankaya'da oturanlar Mehmet Akif'le fikren mesafeli kişiler miydi? Hangi Hasan Ali Yücel'den söz ediyoruz: Hayatının sonlarına doğru yazının girişinde bazı dizelerini alıntıladığım 'Allah Bir' şiirini yazmış 'derviş' Hasan Ali Yücel'in o şiire yansıyan duyarlılığını Abdullah Gül yadsır mı?

Bunun tersi de doğru elbette: Tevfik Fikret, Ziya Gökalp ve Hasan Ali Yücel'le ifade edilen çizgi Abdullah Gül'ün de içinde yer aldığı muhafazakâr insanları hiç mi etkilemedi? Herhangi birini durdurun, size okul kitaplarında yer almayan birkaç Tevfik Fikret şiiri okuyacaktır. Yetişme çağında Ziya Gökalp'in 'Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak' ve 'Türkçülüğün Esasları' kitaplarını okumamış bir tek muhafazakâr fikir ve siyaset adamı bulamazsınız. Sol-sağ, ilerici-muhafazakâr, hepimiz, ilk edebi gıdamızı, çığırı Hasan Ali Yücel tarafından açılmış 'dünya klasikleri' ile aldık.

Bu itirazlarım merkez tezi yanlışlamış mı oluyor? Hayır, tam tersine, sorunun tek yönlü ele alınmaması, ayrıntıların gözden kaçırılmaması gereğine işaret ediyor. 'Tevfik Fikret, Ziya Gökalp ve Hasan Ali Yücel çizgisi' diye özetlenen 'pozitivist' düşüncedir; Mehmet Akif, Necip Fazıl ve Ali Fuat Başgil çizgisi ise daha 'mâneviyatçı' bir bakış açısına tekabül ediyor. Aralarındaki 'ortaklıklar' daha baskındır: Tevfik Fikret ile Mehmet Akif arasındaki şiirli çekişme gözlerden saklamasın; bu altı düşünürün hepsi de 'yerli' oldukları kadar Batı'ya da açık şahsiyetlerdir. Tevfik Fikret ne kadar saltanata karşı idiyse Mehmet Akif de o kadar 'cumhuriyetçi'ydi; buna karşılık Türk'ün Sultanı'na bir azınlık mensubu tarafından yapılan bombalı saldırıyı Fikret alkışlarken Akif alkışlayanı kınamaktadır.

Sözün kısası şu: Abdullah Gül'ün Çankaya Köşkü'ne çıkması, bazılarının sandığı gibi, 'cumhuriyet' ekseninden sapma değildir ve ülkeyi geri götürecek tercihlere yol açmayacaktır; öncekilerden biraz daha yerli, daha çok meşruiyetçi ve Başgil'de hep vurgulandığı üzere 'hukukun üstünlüğü' konusunda daha titizdir.

Lâiklik konusu da öyle. Unutmayalım: Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil Batı hukuk literatüründe de yeri olan 'Din ve Lâiklik' ismini taşıyan değerli eserin de yazarıdır.

Yeni Şafak Gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim