1. YAZARLAR

  2. Avni Özgürel

  3. II. Erdoğan devri başlarken...
Avni Özgürel

Avni Özgürel

Yazarın Tüm Yazıları >

II. Erdoğan devri başlarken...

A+A-

Halkın yazgı dediği kader çizgisi belirliyor insanın hayattaki macerasını. Tayyip Erdoğan’ın siyasete Necmettin Erbakan’la değil Turgut Özal’la başlamış olduğunu hayal edin bir an.. Ve bugün gerek kendisinin gerekse Türkiye’nin hangi noktada olacağını düşünün...

Şayet yanında olsa Erdoğan, Turgut Özal’ın onun mavi boncuk dağıttığı isimler arasıda yer alır mıydı bilinmez.. Ama unutmamak lazım ki Başbakan Necmettin Erbakan’ın yol vermesiyle bayrağı eline almış falan değil... İstanbul’u ona teslim ederken sonradan olacakların binde biri aklına gelseydi, herhalde ne teşkilat baskısı, ne oy kaygısı dinlerdi Hoca; tercihini bir kişiden yana kullanırdı... Erdoğan, rahmetli Bülent Ecevit’in İsmet Paşa’ya karşı verdiği mücadele gibi açıktan cephe almamış olsa bile, bugün bulunduğu noktaya lidere rağmen geldi...

Başbakan’ın uzun yıllar safında yer aldığı dokunun izlerini ruhunda taşıdığını tartışmak bile abes... Söz konusu dokuyu kendi kalıbına döküp mizacında yansıyan üslupla içine sindirmiş bir insan Erdoğan.

Tanıdığım kadarıyla Necmettin Erbakan gerçekçi olmaktan ziyade idealist bir lider... Önüne hangi mesele gelirse gelsin, Hoca ona fayda değil mahsur penceresinden bakar... Yani ne fayda getirir diye değil ne zarar verir diye.. Karar vermeyi zamana yayar, temkinli yaklaşır, olmazlar süzgecini devreye sokar ve çoğu zaman bakış açısını öylesine genişletir ki, sonunda esas kaybolabilir... Erdoğan’ın ise hâkim vasfı icradaki çabukluğu ve gerçekçiliği... İş yaparken, benimsediği, gerçekleştirilmesini arzuladığı bir projeyle uğraşırken pür mantık kesilen, pratik çözüm üreten bir kişi Erdoğan.?Bundan dolayı, siyasi kararlarında, nasıl olup da değişik bir akım devreye girmişcesine farklı bir ruh haline büründüğünü anlamak kolay değil. O noktada yakın çevresinin dahi kendisine ayak/ağız uydurmakta zorlandığının pek çok örneği var..

30 Temmuz bu bakımdan milat olabilir diye düşünüyorum... Zira ilk kez, dişiyle tırnağıyla inşa ettiği yapının yıkılabileceği endişesini derinden hissettiği bir tünelden geçti Erdoğan...

Kimi insanda öfkeyi kamçılar böylesi bir deney... Ancak Başbakan’ın Anayasa Mahkemesi kararının açıklanmasından bir hafta önce ve sonra yaptığı konuşmalara insaf ölçüleriyle bakıldığında bu yargıya varmak imkânsız. Hatta konuşmalarında Tayyip Erdoğan’ın yaşanan gerilimli süreçte geride bırakılan dönemin bir muhasebesini yaptığının izlerini görmek bile mümkün...

Kısmen mesleki sezgi, kısmen temenni sayılabilir söyleyeceğim; ama geçen altı seneye yakın zamanı I. Tayyip Erdoğan dönemi olarak kapattığımız kanısındayım.. Önümüzde artık II. Erdoğan dönemi var.. Bunu Türkiye’nin her alanda kaybettiği zamanı telafi etmesi gerektiğine inandığım için istiyorum elbette. Zira, Erdoğan şu an Türkiye’nin önündeki en iyi ve tek seçenek... Bunun için onun kendi ayağına çelme takmamaya dikkat ederek; yakınları tarafından çelmelenmeye rıza göstermeksizin, vefa/koruma duygusuyla birileri namına polemiklere girmeden icraya yönelme kararı vermesi gerek...

Erdoğan bunu yapabilir mi, bilemem. Dilerim yapar... Çünkü 1977 Mayıs’ından beri, kâh koşturmaktan kâh gerilim filmi gibi olayları izlemekten Türkiye soluksuz kaldı...

Evet, şüphe yok ki, halkın büyük çoğunluğunun tercihi hâlâ AKP. Ama pek çok kesimde de hayat şartları bıçağı kemiğe dayamış durumda... Ve kimsenin yeni bir gerilimi kaldıracak hali yok... Geçmişte yaşadıklarımızla kıyaslanmayacak dozu ayarlanmamış bir tartışma bile, bakarsınız umulmadık sonuçlar doğurur... Edward Lorenz ‘Kelebek Etkisi’ diyor buna.. Yani verilerdeki ufak değişikliklerin, bazen büyük ve öngörülemez sonuçlara yol açması ihtimali...

Umalım ki, akıl herkese hâkim ve galip olsun...

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT