1. YAZARLAR

  2. CENGİZ DUMAN

  3. İhsan Eliaçık Karıştırıyor: Dokuz Mucize mi Dokuz Emir mi?
CENGİZ DUMAN

CENGİZ DUMAN

Yazarın Tüm Yazıları >

İhsan Eliaçık Karıştırıyor: Dokuz Mucize mi Dokuz Emir mi?

A+A-

Giriş:

Dipnot.tv’nin,  İhsan Eliaçık ile yaptığı röportajdaki soru cevapların bir kısmı, çalışma alanımız olduğu için ilgimizi çekti. “İsra suresi 101. ayette “ve andolsun biz Musa’ya apaçık dokuz ayet verdik” diyor. Burada kastedilen on emir mi? eğer böyleyse kadim bilgilerimiz bize dokuz değil on emir olduğunu söylüyor. Hangisi doğru dokuz mu on mu?

Cumartesi yasağı daha sonra kaldırıldı. Bu ayet kaldırıldıktan sonra dokuz ayet kalıyor. Birde iki ifade; Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın ile Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına yahut kölesine yahut cariyesine yahut öküzüne yahut eşeğine yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin... diye belirtilen iki ayet tek bir ayette sayılabiliyor.”1

Bu röportajdaki soru, çok doğru sorulmasına rağmen, İ. Eliaçık’ın soruya verdiği cevabın, tam anlamıyla tezat olduğu kanaatindeyiz. Bu yüzden konuyu enine boyuna araştırarak doğrusunu izah etmeye çalışacağız.

Kur’an kıssaları ve mufassallaştırılması:

Kur’an-ı Kerimin en önemli anlatım metodu, kıssalardır. İhtilaflı bir durum olsa da şu tesbiti rahatlıkla ifade edebiliriz; Kur’an-ı Kerim’in yarıdan fazlasını kıssalar teşkil etmektedir.

Kıssalar, genelde, geçmiş kavim ve şahıslarlı konu alan geçmişte yaşanmış olaylarla ilgilidir ve Kur’an, hitabettiği toplumu hidayet edici olarak öğüt ve ibret açısından bunları anlatmaktadır.

Kur’an kıssalarının önemli bir özelliği bulunmaktadır. Bu kıssaların çoğunluğu Kur’an’dan daha evvel nazil olan Tevrat ve İncil’de de bulunmaktadır. Yani Kur’an, yepyeni bir kıssa/kıssalar vazetmemektedir.

Kur’an Arap toplumunca bilinen, ancak Kur’an noktai nazarından tevhid ve hidayet açısından muharref olmuş geçmiş kitaplardaki veya Arap toplumu arka planında bulunan kıssaları, tevhidi açıdan tashih ederek vazeder. “Andolsun onların kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.”2

Yani Kur’an, bir kıssa anlatırken aynı zamanda Arap toplumu kültürel altyapısı veya arkaplanında bulunan bilgilerin hepsini reddetmez, onları hazfetmez. “Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda, vardır. İbrahim ve Musa'nın kitaplarında.”3

Dolayısıyla Kur’an, Arap arka planındaki kıssalar veya onların varyantları ile diyalog! halinde atıflar yaparak kıssalarını vazeder. Buna dair örnekler sunalım. “Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.”4 "Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir" diyecekler; yine: "Beş kişidir; altıncıları köpekleridir" diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de:) "Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme.”5 “İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini (âyetlerini) değiştirirse bilsin ki Allah'ın azabı şiddetlidir.”6 “Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz âyet verdik. Haydi İsrailoğullarına sor.”7 “Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.”8

Verdiğimiz bu örneklerden de rahatlıkla anlaşılabileceği gibi Kur’an kıssaları ile nazil olduğu Arap toplumu arka planında bulunan kıssalar arasında oldukça yoğun bir ilişki vardır. Bu ilişki öylesine ileri safhadadır ki, Kur’an’ın mücmel/kısa olarak vazettiği kıssalar bu arkaplan unsurları olan Tevrat ve İncil verileri ile mufassallaştırılabilmektedir.

Hatta bir kitaba dayanmayan Cahiliye kültürel arkaplanı da buna dâhil edilebilir. “Siz onların (lut kavminin) yanlarından geçip gidiyorsunuz: sabahleyin ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?”9 “Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı?”10 “Nitekim, birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır. (Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.”11 “Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin âkıbetlerinin nice olduğuna bakmadılar mı? Ki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; yeryüzünü kazıp altüst etmişler, onu bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri, onlara da nice açık deliller getirmişlerdi. Zaten Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekteydiler.”12

Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu ayetlerde; kitapsız –Tevrat, Zebur, İncil- “ummi” bir toplum olan Mekke’liler veya Mekke-Medine Müşrikleri de Kur’an kıssalarının bahsettiği olaylara dair rivayet ve maddi kalıntılar üzerinden Kur’an kıssaları hakkında kıyaslamalar yapabilecekleri bildirilmektedir.

Kur’an ve Tevrat’ta dokuz mucize:

Bu girişten sonra şimdi gelelim asıl konumuza.. Kur’an-ı Kerim’de en çok yer alan kıssalardan biri olan Musa ve İsrailoğulları kıssası ve bu kıssanın varyantları, salt Kur’an ayetlerindeki mücmel anlatımlarla değil, Ehl-i Kitab’ın ellerinde bulunan Tevrat ve İncil’lerdeki kıssalarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. 

Biz ilk önce Kur’an’ın, Musa kıssasındaki “dokuz mucize” anlatımlarını anlatacak daha sonra Tevrat’taki verileri aktararak her ikisini örtüştürmeye çalışıp Kur’an’ın vermek istediği mesajı doğru algılamaya çalışacağız.

Hz. Musa’ya verilen mucizeleri ve bundan mütevellit oluşacak mesajları kâmil manada algılamak için onun kronolojik yaşam öyküsüne bakmak gerekmektedir. Kur’an, bebek iken suya bırakılan Musa’(a.s)’nın Firavun’un Sarayına alınıp orada büyütüldüğünü bildirdikten sonra Mısır’da gerçekleşen bir tartışmaya müdahil olan Musa’nın attığı bir yumrukla öldürdüğü Mısır’lı yüzünden Medyen’e kaçtığını bildirilmektedir.

Medyen’de bir müddet ikamet edip, evlenip çoluk çocuk sahibi olan Hz. Musa tekrar Mısır’a dönmek için yola çıkar. Hz. Musa, Sina çölünde ilerlerken Sina/Tur dağının bulunduğu mevkie geldiğinde mola vermek ister. "Sonunda Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber yahut ısınmanız için bir ateş parçası getiririm, dedi."13

Hz. Musa'nın, Medyen'den, Mısıra doğru yol alırken; Sina/Tur dağı eteklerine geldiklerinde hava kararmış ve çöl iklimi neticesi hava soğumuştu. Isınma ve yemek ihtiyaçları hâsıl olmuştu. Bunu Kur'an'daki ayeti kerimelerden anlamamız mümkündür. "…ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber yahut ısınmanız için bir ateş parçası getiririm, dedi."14

Hz. Musa'nın bir ateş görüp ona yönelmesinde, fiziki bir ihtiyaç olan ısınma ve aş gibi ihtiyaçlarını karşılamanın yanında; ya Mısır'daki Kralın ölümünden sonraki durumdan bir havadis almak ya da Allah'ın, sezgisel olarak onunla konuşacağına dair bir hisle ateşin olduğu tarafa yönlendiği gözükmektedir.

 Olay iyi irdelendiğinde Allah ile karşılaşacak olan Musa'nın yalnız olarak Tur'a yöneldiğini, ailesinden tecrit edildiğini görmekteyiz. Oysa fiziki ihtiyaçlar için ateşin yanındaki topluluğa ailesi ile beraber gidebilir yardım isteyebilirdi. Eğer eşkıya korkusu ile bunu yapmamış olabileceğini varsaysak bile, Hz. Musa'yı ele geçiren eşkıyaların ailesini de bir şekilde yakalayabilecekleri göz önüne getirilmelidir.

Hz Musa'nın bir peygamber olarak görevlendirileceği bu konuşmaya, ailesinin karıştırılmaması hadisesi benzeri bir olay, daha sonra da başından geçmektedir. Musa(a.s) ile Âlim kul arasındaki karşılaşmada, her ikisinin çıktığı yolculuğun anlatımında, Musa'nın(a.s) uşağının yolculuğa iştirak ettirilmemesi dikkat çekicidir. Musa(a.s) ve Âlim kul’un yolculuğundaki olaylar; bir resulün bile kavrayamadığı ve ileriye yönelik, gaybi sonuçları olan vakıalar olarak Musa’nın uşağının bile şahit olamadığı yalnız bir ortamda gerçekleştirilmiştir.

Ateşin yanına varan Musa(a.s)’nın başından geçenler şöyle anlatılmaktadır: "Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:"15 "Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır!"16 "Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık."17

Müfessirlerden bazıları, yorumlarında "Tuva"18 kelimesinin "İki kere kutsama" anlamına geldiğini dolayısı ile kastedilen "Tuva"nın; iki kere kutsanmış anlamını içerdiğini belirtmişlerdir. Galip görüş ise; Musa'nın Medyen'e giderken risalet ile görevlendirildiği ve Allah ile mükâlemede bulunduğu bu kutsal yerin, vadinin adıdır. Nitekim bu kutsal kılınış daha sonra da devam etmiş; Hz. Musa'ya "On emir" burada bulunan Tur dağında verilmiştir. Allah, İsrail oğullarından burada söz almıştır. Kur'an'da Musa'nın(a.s) kıssasının anlatıldığı yerlerde bu hususlara yer verildiği görülmektedir.

Hz. Musa’nın Allah ile konuşmaları kronolojisi:

Hz. Musa’nın Allah ile ilk karşılaşması ve muhaveresinin gerçekleştiği Sina/Tur dağı, Tuva vadisi; kronolojik olarak daha sonra Mısır çıkışı esnasında yapılan çöl yolculuğun sonucu ikinci kere ulaşılan bir mevki olma özelliğindedir. Burada Hz. Musa yeniden Allah ile konuşur ve Allah’ın emirlerinin –On Emir- yazılı olduğu levhaları alır.

Şimdi Sina dağı eteklerindeki Tuva vadisinde gerçekleşen olayların kronolojik sıralaması olan ayetleri verelim:

Medyen dönüşü esnasında: “Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın! Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.”19

Mısır çıkışından sonra: "Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca "Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi.”20 “Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedik ki): Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret."21 "Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik."22

O halde şu önemli tespiti yapmak gerekmektedir. Hz. Musa’nın yaşam kronolojisinde ilk defa Allah ile risalet hususunda karşılaşıp konuştuğu yer Sina dağı eteklerindeki Tuva vadisidir. Hz. Musa burada Allah’ı tanımış, risalet görevini yüklenmiş ve ilk iki mucize ile birlikte Firavun’a tebliğ yapmakla görevlendirilmiştir.

Kur’an’daki bu kronoloji, Tevrat’taki kronolojinin aynısıdır. Şimdi Tevrat’taki anlatımlar ile bu kronolojiyi görelim.

Mısır’dan Medyen’e kaçış varyantı: “Musa büyüdükten sonra bir gün soydaşlarının yanına gitti. Yaptıkları ağır işleri seyrederken bir Mısırlı'nın bir İbrani'yi dövdüğünü gördü. Çevresine göz gezdirdi; kimse olmadığını anlayınca, Mısırlı'yı öldürüp kuma gizledi. Ertesi gün gittiğinde, iki İbrani'nin kavga ettiğini gördü. Haksız olana, "Niçin kardeşini dövüyorsun?" diye sordu. Adam, "Kim seni başımıza kâhya atadı?" diye yanıtladı, "Mısırlı'yı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?" O zaman Musa korkarak, "Bu iş ortaya çıkmış!" diye düşündü. Firavun olayı duyunca Musa'yı öldürtmek istedi. Ancak Musa ondan kaçıp Midyan(Medyen) yöresine gitti. Bir kuyunun başında oturuyordu ki”23

Medyen’den Mısır’a dönüş ve Allah ile Tur’da buluşma: “Musa kayınbabası Midyanlı (Medyenli)Kâhin Yitro'nun(Şuayb) sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı'nın dağına, Horev'e(Tur dağı) vardı. Rab Tanrı Musa'nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, "Musa, Musa!" diye seslendi. Musa, "Buyur!" diye yanıtladı. Tanrı, "Fazla yaklaşma" dedi, "Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır. Rab, "Elinde ne var?" diye sordu. Musa, "Değnek" diye yanıtladı. Rab, "Onu yere at" dedi. Musa değneğini yere atınca, değnek yılan oldu. Musa yılandan kaçtı. Rab, "Elini uzat, kuyruğundan tut" dedi. Musa elini uzatıp kuyruğunu tutunca yılan yine değnek oldu. RAB, "Bunu yap ki, ataları İbrahim'in, İshak'ın, Yakup'un Tanrısı Rab'bin sana göründüğüne inansınlar" dedi. Sonra, "Elini koynuna koy" dedi. Musa elini koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli bir deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu. Rab, "Elini yine koynuna koy" dedi. İsrailliler'in feryadı bana erişti. Mısırlılar'ın onlara yapmakta olduğu baskıyı görüyorum.  Gel, halkım İsrail'i Mısır'dan çıkarmak için seni Firavun'a göndereyim." Rab, "Eğer sana inanmaz, ilk belirtiyi önemsemezlerse, ikinci belirtiye inanabilirler" dedi,”24

Mısır’dan çıkış sonrası Tur dağındaki ikinci buluşma: “Musa İsrailliler'i Kızıldeniz'in ötesine çıkardı. Şur Çölü'ne girdiler. Çölde üç gün yol aldılarsa da su bulamadılar.(…) İsrailliler Mısır'dan çıktıktan tam üç ay sonra Sina Çölü'ne vardılar. Refidim'den yola çıkıp Sina Çölü'ne girdiler. Orada, Sina Dağı'nın karşısında konakladılar. Musa Tanrı'nın huzuruna çıktı. Rab dağdan kendisine seslendi: "Yakup soyuna, İsrail halkına şöyle diyeceksin (…) Rab Sina (Tur) Dağı'nın üzerine indi, Musa'yı dağın tepesine çağırdı. Musa tepeye çıktı.”25 “Musa döndü, elinde antlaşma koşulları yazılı iki taş levhayla dağdan indi. Levhaların ön ve arka iki yüzü de yazılıydı. Onları Tanrı yapmıştı, üzerlerindeki oyma yazılar O'nun yazısıydı.”26

Anlaşılacağı üzere Hz. Musa’nın, Allah ile konuşmalarının belli bir kronolojisi vardır. Bu kronoloji Kur’an’ın çok da tarihsel olmayan mücmel anlatımlarından nispeten çıkarılabileceği gibi Tevrat’ta da mufassal olarak bulunmaktadır. Binaenaleyh kronolojik olarak Hz. Musa, Allah ile Tur dağındaki ilk buluşmasında, dokuz ayet/mucizeler verilerek Hz. Musa’ya gönderilmiştir. Şimdi bu mucizeler nelerdir onları inceleyelim.

Hz. Musa’ya verilen dokuz mucize:

Hz. Musa’ya verilen “dokuz mucize”nin, zamansal olarak Medyen dönüşü Sina dağı eteklerindeki Tuva vadisinde Allah ile ilk konuşması akabinde verildiği anlaşılmaktadır.Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git).”27 Allah önce Asa ve Yed-i Beyza’yı tanıtmış, sonrasında ise diğer yedi mucizenin bilahare verileceğini Hz. Musa’ya bildirmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Her şeyden önce şunu belirtelim. İster Kur’an kronolojisini, ister Tevrat kronolojisini alın fark etmez. Bu tarihsel olguya göre Hz. Musa’nın Allah ile ilk buluşması Medyen dönüşüdür ve bu buluşmada risalet görevi ve iki, artı diğer mucizeler desteği verilmiştir. Dolayısıyla Kur’an ve Tevrat’ta yer alan kronolojik sıralamaya göre Hz. Musa’ya ilk önce verilen “On emir” değil, Asa ve Yed-i Beyza mucizeleri ile “Dokuz mucize”den geri kalanların desteği verilmiştir. Bu kronolojiyi doğrulayan Neml suresindeki Musa kıssası ayetlerini verelim.

“Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız! Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım! Asânı at! Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz. Ancak, kim haksızlık eder, sonra, işlediği kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim. Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artık yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır. Mucizelerimiz onların gözleri önüne serilince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.”28

Anlaşılacağı üzere Musa ilk defa bu mevkide Allah’ın hitabına mazhar olur. Kendisine risalet görevi tevdi edilir. Asa ve Yed-i Beyza mucizeleri tanıtılır. Firavun’a tebliğ görevini yüklenir ve kendisine ayrıca “dokuz mucize” desteği verilir. Arkasından risalet görev yeri olan Mısır’a hareket eder. O halde Neml suresindeki Musa kıssası varyantı anlatımından; Musa(a.s)’ya verilen “dokuz mucize”nin Firavun ve onun kavmi Mısır halkı ile ilintili mucizeler olduğu kanaatine varmamız gerekmektedir.

Tuva vadisinde, Hz. Musa’ya tanıtılan ve sonrasında Firavun’a Hz. Musa tarafından gösterilen, Asa/yılan ve Yed-i Beyza mucizeleri; Mısır’daki tebliğ sürecinde Firavun ve kavmine gösterilen yedi ayrı; “…Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik…” ve “Andolsun ki, biz de Firavun'a uyanları ders alsınlar diye yıllarca kuraklık ve mahsül kıtlığı ile cezalandırdık.”29 mucizeleri ile birlikte hepsinin toplamı dokuzdur. Dikkat çeken husus bütün bu mucizeler, Firavun ve kavmi ile ilintili olan mucizelerdir.

Razi “dokuz mucize hakkında şunları kaydeder: “Bu dokuz şeye gelince: Âlimler, bunlardan yedisi üzerinde ittifak etmişlerdir. Bunlar asa-yı Musa, yed’i beyzâ, tufan, çekirge istilası, bit istilâsı, gökten kurbağa yağması ve suların kana dönüşmesi. Geriye iki tanesi kalır. Her müfessirin, bu iki mucize ile ilgili değişik görüşleri vardır. Bu görüşler ve izahlar, kesin delil bir yana, zannî bir delile bile dayanmayınca, bu gibi görüşlerin terk edilmesi gerekir.”30

Süleyman Ateş bu konuda şu tespiti yapmaktadır: “Hz. Musa’ya verilen dokuz mucize: yed-i Beyza(parlayan el), asa, tufan, çekirge, kımıl, Kurbağa, kan, kıtlık yılları ve ürün azalması mucizeleridir. Yed-i Beyza ile asa Taha süresinin 17-22 nci ayetlerinde, diğer mucizeler de A’raf süresinin 130-133ncü ayetlerinde izah edilmiştir.”31

Neml suresindeki Hz. Musa’nın, Medyen dönüşü Sina/Tur dağındaki ilk konuşması esnasında evleviyetle; Yılan olan Asa ve Yedi Beyza mucizesi tanıtılarak bunlar ile Firavuna gitmesi istenmektedir. Bunun akabindeki “…Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git)…” ifadesi Musa(a.s)’nın, Mısır’a varması sonrası Asa ve Yedi Beyza mucizeleri ile birlikte aşama aşama gösterilen mucizelerdir.

İlk iki mucize, Hz. Musa’nın sahip oldukları –el, asa- ile direk alakalı mucizeler olduğu için bunlar Musa(a.s)’ya tanıtılıp sonrasında Firavun’a icrası istenmiştir. Diğer mucizeler ise büyük tabii olaylar şeklinde, Firavun ile Musa arasındaki etki tepki olgusu neticesi olarak, Allah’ın izniyle gerçekleşmiştir.

Kur’an, kıssalarındaki mücmellik olgusu gereği Kur’an; Hz. Musa’ya verilen dokuz mucize hakkında detay vermeden onların çoğu kısmını mücmel olarak beyan etmektedir. Bu husustaki mufassallaştırma, Tevrat ile yapılarak, dokuz mucizenin tarihsel olarak nasıl gerçekleştiği bilgisine ulaşılabilmektedir. Tevrat’ın, “Mısır’dan Çıkış” kitabında32, “dokuz mucize”nin ekserisi ile ilgili ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır.

Hz. Musa’ya verilen dokuz mucizenin, mücmel Kur’an anlatımlarını, Tevrat verileri ile mufassallaştırılması uygulamasına cevaz, Cenabı Hakk’ın şu ayeti ile verilmektedir: "Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz ayet verdik. Haydi, İsrail oğullarına sor."33

Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu ayet açıkça konunun İsrailoğullarına sorulabileceğini, dolayısıyla Kur’an ve Tevrat verilerinin örtüştürülerek mufassallaştırılabileceğinin yolunu da açmaktadır. Binaenaleyh biz önce Kur’an’daki, dokuz mucize anlatımlarını inceleyelim.

Kur’an’daki Dokuz mucize:

Kur’an-ı Kerim’in Neml suresinin;Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git).”34 Ayetindeki, dokuz mucize, Kur’an’da şöyle beyan edilmektedir:

 “Asanı at! Musa (asayı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz.”35

“Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın.”36

"Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular."37

“Andolsun ki, biz de Firavun'a uyanları ders alsınlar diye yıllarca kuraklık ve mahsul kıtlığı ile cezalandırdık.”38

Kur'an-ı Kerim’in, dağınık olarak çeşitli surelerde yer alan Musa ve İsrailoğulları kıssalarındaki mucize anlatımları ayetlerindeki mucizeleri toplarsak;

1-Asa mucizesi,

2-Yed-i Beyza (Beyaz el) mucizesi,

3-Tufan mucizesi,

4-Çekirge mucizesi,

5-Haşere mucizesi,

6-Kurbağa mucizesi,

7-Kan mucizesi,

8-Kuraklık mucizesi,

9- Mahsul kıtlığı mucizesi, olarak, dokuz ayrı mucizenin gerçekleştiğini anlamaktayız.

Tevrat'ta ise Hz. Musa'ya verilen mucizeler on olarak sıralanmaktadır. Tevrat’ta detayları ile anlatılan on mucize şunlardır:

1- Asa mucizesi

2- Kan mucizesi

3- Kurbağa mucizesi

4- Sivrisinek mucizesi

5- At sinekleri mucizesi

6- Hayvanların telefi mucizesi

7- Çıbanlar mucizesi

8- Dolu mucizesi

8- Çekirge mucizesi

9- Karanlık mucizesi

10- İlk doğanların ölümü mucizesi  

Kur’an ve Tevrat’ın, Musa kıssaları mucize anlatımları arasındaki fark, Tevrat’ın muharreflik olgusuna verilerek; Tevrat’ın yeniden derlenmesi esnasındaki Rabbi’lerin ilave unsurları olarak kabul edilmelidir. Doğru olan Kur’an’ın “Dokuz mucize” tasvir ve tarifleridir. Tevrat’taki anlatımlar ne kadar Kur’an anlatımları ile uyuşuyorsa bu açıklamalar, Kur’an kıssalarının mücmel kısımlarını mufassallaştırmada o denli kullanılabilecek verilerdir.

“Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda, vardır. İbrahim ve Musa'nın kitaplarında.”39 “Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz âyet verdik. Haydi İsrailoğullarına sor.”40

Musa(a.s)’ya verilen On emir:

On Emir‘in, Hz. Musa’ya zamansal/kronolojik olarak nerede verildiği Tevrat’ta şöyle kaydedilmektedir: “İsrailliler, Mısır'dan çıktıktan tam üç ay sonra Sina Çölü'ne vardılar. Refidim'den yola çıkıp Sina Çölü'ne girdiler. Orada, Sina Dağı'nın karşısında konakladılar. Musa Tanrı'nın huzuruna çıktı. Rab dağdan kendisine seslendi: "Yakup soyuna, İsrail halkına şöyle diyeceksin”41 Tevrat'taki bu tarihsel anlatıma göre; İsrailoğulları, Mısır’daki, Firavun zulmünden kurtulup, Arz-ı Mev’ud topraklarına doğru yaptıkları çöl yolculuğu esnasında Tur-i Sina’ya gelirler ve burada Hz. Musa, Allah ile buluşmaya gider.

Hz. Musa’nın Allah ile konuşmaya gittiği dağdaki süre Tevrat’a göre; “Musa bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece dağda kaldı.”42 “kırk” gün; Kur’an’a göre de “Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (tanrı) edindiniz.“43 ayetinde de açıklandığı üzere “kırk” gündür.

Bu kırk günlük buluşma sonunda “Musa döndü, elinde antlaşma koşulları yazılı iki taş levhayla dağdan indi. Levhaların ön ve arka iki yüzü de yazılıydı. Onları Tanrı yapmıştı, üzerlerindeki oyma yazılar O'nun yazısıydı.”44 “Tanrı Sina Dağı'nda Musa'yla konuşmasını bitirince, üzerine eliyle antlaşma koşullarını yazdığı iki taş levhayı ona verdi.”45

Yahudi ilahiyatındaki “Rabbinik düşüncede tabletler üzerindeki on emir’in düzenlenmesi farklılık arz etmektedir. Bir düşünceye göre, On emir’den beşi tabletlerden birinde, diğer beşi ise ikinci tablette yazılmıştır.”46

“Musa(Moşe)’nın Yehova (Tanrı)’dan aldığı ve Hıristiyanların da benimsediği 10 Emir (Arapça Evamiri Aşere –İbrani dilinde- Aserat Ha Dibrot)”47 hakkında Kur’an-ı Kerim şu bilgiyi verir: “Ve ketebnâ lehu fîl elvâhı min kulli şey’in mev’ızaten ve tafsîlen li kulli şey’in fe huzhâ bi kuvvetin ve’mur kavmeke ye’huzû bi ahsenihâ seurîkum dârel fâsikîn / Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedik ki): Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret. Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim.“48

Sina dağından inen Hz. Musa, Levhalardaki “On Emri”, şöyle açıklar; “Tanrı şöyle konuştu: "Seni Mısır'dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın Yahve benim."Benden başka tanrın olmayacak. "Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın Rab, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği günahın hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm."Tanrın Yahve'nin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü Yahve, adını boş "Şabat Günü'nü kutsal sayarak anımsa. Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. Ama yedinci gün bana, Tanrın Rab'be Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancı hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü ben, Rab yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Günü'nü kutsadım ve kutsal kıldım. "Annene, babana saygı göstereceksin ki, Tanrın Rab'bin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun. "Adam öldürmeyeceksin. "Zina etmeyeceksin. "Çalmayacaksın. "Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin. "Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin."49

“Bu “On Emir”, Yahudi ve Hıristiyan inancına göre Hz. Musa’nın dininin temel ilkeleridir. Bunlardan ilk dördü insanın Tanrı’yla olan ilişkisinin hangi temellere oturacağını belirtmektedir. Diğer altısı ise çevresiyle olan ilişkisini belirlemektedir.”50

Musa’ya verilen dokuz mucize ile ona verilen On Emir’in karıştırılması üzerine bir değerlendirme:

Buraya kadarki açıklamalarımızda Hz. Musa’ya verilen “dokuz mucize” ile yine ona verilen “On Emir” ve bunların kronolojik sıralaması üzerinde durduk. Kur’an ve Tevrat anlatımlarındaki tarihsel ve kronolojik olguya göre her iki vahiy alış varyantı ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekirken, kadim gelenekteki bazı müfessirler tarafından her ikisi karıştırılıp mezcedilerek dokuz mucize hazfedilip yerine “On Emir”in benzeri “Dokuz Emir” getirildiğini müşahede etmekteyiz. M. Esed bu olguyu şöyle tespit eder: “Bazı müfessirler bu “dokuz ayet”in Hz. Musa'nın eliyle gerçekleştirilen mucizelere işaret ettiğini; ötekiler ise (Neseî, İbni Hanbel, Beyhakî, İbni Mâce ve Taberânî gibi muhaddislerin derlemelerinde kayıtlı bir Hadis'e dayanarak) bunun, başta tevhid ilkesi olmak üzere, Hz. Musa'ya yöneltilen dokuz özel emre ya da ahlakî prensibe delalet ettiğini ileri sürmüşlerdir.”51

İmam Razi bu konuda şu rivayeti aktarmaktadır: “Cenabı Hakk'ın, "açık açık dokuz ayet (mucize)" ifadesinin tefsiri olarak pek çok görüş bulunup, bunların en doğrusu Safvan b. Assâl'ın şu rivayetidir: O şöyle demiştir: Bir Yahudi, arkadaşına, "Bizi şu peygambere götür de, ona o dokuz mucize hakkında soru soralım" der. Bunun üzerine biz (hep beraber) Hz. Peygamber'in yanına gittik. O ikisi, bu dokuz ayet (mucize) hakkında O'na soru sordular. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurdu: "Bu dokuz ayet, Allah 'a hiçbir şeyi ortak koşmamanız, hırsızlık etmemeniz, zina yapmamanız, cana kıymamanız, sihir yapmamanız, riba (faiz) yememeniz, evli kadına zina iftirasında bulunmamanız, savaş esnasında arkanızı dönüp kaçmamanız ve bilhassa, ey Yahudiler cumartesi günü yasağına riayet hususunda âdil (doğru) olmanızdır." Bunun üzerine, o iki Yahudi ayağa kalktı ve Hz. Peygamberin ellerini-ayaklarını öperek şöyle dediler: "Şahadet ederiz ki sen bir peygambersin. Eğer (kavmimiz tarafından) öldürülmekten korkmasaydık, hiç şüphesiz sana tabî olurduk."”52

Süleyman Ateş’te bu konudaki hadis rivayetinin altını çizer ancak bu hadis rivayetinin sahih olmadığını da beyan eder: “Tirmizî’nin kaydettiği bir rivayette Musa’ya verilen ayetler, Tevrat’ın “On Emir”i olarak tefsir edilir: Allah’a ortak koşmamak, Zina etmemek, Allah’ın yasakladığı cana kıymak, hırsızlık etmemek, büyü yapmamak, bir suçsuza iftira edip onu öldürtmemek, faiz yememek, namuslu kadına zina suçu atmamak, savaştan kaçmamak, Cumartesi yasağını çiğnememek. Tirmizî’nin rivayet ettiği bu hadisin metni sağlam görünmüyor. Ayrıca bu hadis, ayetin tefsiri de değildir. Ayette kastedilen, Tevrat’ın on emri değil, ayetlerde belirtildiği gibi Musa’ya verilen dokuz mucize’dir.”53

Benzeri bir görüş de modern müelliflerden İ. Eliaçık tarafından öne sürülmektedir. İ. Eliaçık, Yaşayan Kur’an kitabının, İsra suresi 101. ayetini; “Musa’ya söze dayalı apaçık dokuz ayet indirdik” diye meallendirdikten sonra, ayetin dipnotunda şöyle diyor: “Bir Yahudi arkadaşına bizi şu peygambere götür de “apaçık dokuz ayet” hakkında soralım dedi.(…) O ikisi sordular. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu:”Bu dokuz ayet: 1- Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamanız 2- Hırsızlık etmemeniz 3- Zina yapmamanız 4- Adam öldürmemeniz 5- Sihir yapmamanız 6-Faiz yememeniz 7- Evli kadına zina iftirasında bulunmamanız 8- Savaştan kaçmamanız 9- Cumartesi yasağına riayet etmenizdir. “dedi. (…) Burada dokuz mucizeden ne kastedildiği iddiasına gelince, bu gayet açık İsrailiyat’tır. Musa ve İsrailoğulları kıssasını mucizelere boğan Tevrat anlatıları hiç süzgeçten geçirilmeden klasik müfessirlerimizin eserlerine girmiş görünüyor.”54

“Dokuz emir”in dayanağı olan bu hadis rivayeti hakkında İbni Kesir şu yorumu yapmaktadır: “Bu hadisi Tirmizî, Neseî ve İbn Mace bu şekilde rivayet etmişlerdir. İbn Cerir ise tefsirinde muhtelif yollarla Şu’be İbn Haccac’dan nakletmiştir. Tirmizî bu hadisin hasen sahih hadis olduğunu söyler. Ancak bu hadis müşkil bir hadistir. Çünkü raviler arasında yer alan Abdullah İbn Seleme hıfz bakımından eksiktir. Bazıları onun hakkında konuşmuşlardır. Belki de o, dokuz ayeti on emirle karıştırmış olabilir. Çünkü on emir Tevrat’taki tavsiyelerdir. Bir hüccet olarak bununla Firavun’a karşı çıkılmamıştır. Allah en iyisini bilendir.”55

İ. Eliaçık bir başka yerdeki –Dipnot.tv röportajı- sorulan soru üzerine konu hakkında şunları söylemektedir: (Soru) “İsra suresi 101 ayette “ve andolsun biz Musa’ya apaçık dokuz ayet verdik” diyor. Burada kastedilen on emir mi? Eğer böyleyse kadim bilgilerimiz bize dokuz değil on emir olduğunu söylüyor. Hangisi doğru dokuz mu on mu? (Cevap)Cumartesi yasağı daha sonra kaldırıldı. Bu ayet kaldırıldıktan sonra dokuz ayet kalıyor. Birde iki ifade; Komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın ile Komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına yahut kölesine yahut cariyesine yahut öküzüne yahut eşeğine yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin... diye belirtilen iki ayet tek bir ayette sayılabiliyor.”56

Kur’an-ı Kerim’de zikredilen Mucizeleri tamamen inkâr etmek gibi bir usul uygulayan Bakınız! İ. Eliaçık “dokuz mucize”yi, yok göstermek veya vasfını değiştirmek için, Musa kıssası mucizelerini beyan eden; “Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.”57 ayetini nasıl yorumluyor. “Tufan, çekirge, bit, kurbağa istilaları ve Nil nehrinin kızıl akmasına gelince, bunlar dünyanın başka yerlerinde de görülebilen doğal afetlerdir. Kur’an lisanında bunlar birer “azap” ve “uyarı”dır.”58

Asa’nın yılan olmasını ve Yed-i Beyza’yı da Musa’nın öğrendiği “sihir” olarak yorumlayan diğer mucizeleri tabii olay olarak yorumlayan Eliaçık için tek gerçek var, Mucize yoktur!..

Bu “dokuz mucize” inkarı için yaptığı olmadık(!) tevil ve manipülasyonlara bir bakınız!.. “Musa’ya verilen Asay-ı Musa ve Yed-i Beyza’dan ne anlaşılması gerektiğine gelince, bu sihirbazlığa dayalı Firavun ve Haman diktatörlüğünü deşifre etmek için Musa’nın giriştiği bir karşı hücum olarak okunmalıdır.(…) İşin doğrusu Hz. Musa bu işin nasıl yapıldığını Mısır’dan ayrı kaldığı on yıllık süre içinde öğrenmiş olabilir. Hz. Musa onların bilmediği bir şeyi yapmadı bildikleri şeyle onların karşısına çıktı.”59

Her şeyden evvel şu tespiti yapalım;  Gerek kadim müfessirlerin bazıları gerekse İ. Eliaçık’ın, Kur’an kıssalarını anlamada sahih bir metodoloji geliştiremediklerini gözlemlemekteyiz. Bu yüzden devamlı olarak, işierine geldiği gibi yorum veya lugavi manevralarla(!) tefsir yapmaya çalışılarak ya problemleri çözümsüzlüğe ya da olmadık yorumlara götürülmektedir. Musa(a.s)’ya verilen “dokuz mucize” konusunda da bu yanlış uygulamayı gözlemlemekteyiz. Şimdi bu konuyu izah edelim.

Asa ve Yed-i Beyza dâhil dokuz mucizenin konu edildiği kıssa, Musa kıssasıdır. Musa kıssası, Kur’an-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu kıssa olmasına rağmen; Kur’an’ın, sözlü anlatım, şifahi beyan üzere nazil olmasının ve buna istinaden konuları gerektiği yer ve zamanda mücmel ve dağınık! olarak arz etmesinin bir sonucu olarak Musa kıssasını, bütünsel bir kronolojik bir sıralamaya tabi tutmamıştır.

Bu olgunun yani tarihsel unsurların az ya da hiç olamamasının bir nedeni de anlattığı kıssaların zaten Tevrat’ta yer almasındandır. Dolayısıyla Kur’an beyan ettiği kıssalarını mücmel ve vereceği mesajı açısından gerekli gördüğü varyant/yerlerini muhataplara arz eder.

Kur’an kıssalarının kâmil manada anlaşılması açısından Tevrat verileri ile Kur’an perspektifinde mufassallaştırılıp örtüştürülmesine onay verir. Bu konuya yukarıdaki “Kur’an kıssaları ve mufassallaştırılması” alt başlığında yer vermiş ve tafsilatlı olarak açıklamıştık.

Binaenaleyh Kur’an’daki Musa kıssası tarihsel bağlamını hem Kur’an hem Tevrat anlatımları açısından gözetmeyen müfessir ve özelde yazar İ. Eliaçık, metodolojik hatalar yapmakta bundan dolayı da Musa(a.s)’ya verilen “dokuz mucize” ile “On Emir”i karıştırmakta buna istinaden de olamadık(!) yorumlara gitmektedirler.

Sizlere anlatacağımız, genelde Kur’an-ı Kerim’in tüm kıssaları özelde Musa kısası için uygulayabileceğimiz basit! bir metod, “dokuz mucize” hakkında nasıl olumlu bir sonuç verecektir anlamaya çalışınız.

Kur’an’ın, Musa kıssasını, Tevrat’ın Musa kıssası verileri ile örtüştürdüğümüzde ortaya çıkan sahih kronoloji bize; Musa’ya verilen “dokuz mucize”nin, Hz. Musa’nın, Allah ile ilk buluşma ve konuşmasının gerçekleştiği Medyen coğrafyasında olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla buradan Mısır’a geçen Musa(a.s) ile Firavun arasındaki tebliğ mücadelesi esnasında da bu dokuz mucize gerçekleşir. Bunu daha evvel vurguladığımız üzere Kur’an’ın mücmel ve çeşitli surelere dağınık veya serpiştirilmiş haldeki ayetlerinden anlamamız mümkün olduğu gibi tarihsel yani kronolojik olarak Tevrat’ta da gözlemleyebilmekteyiz.

Oysa Musa(a.s)’ya verildiği iddia edilen “dokuz ayet / On Emir” Firavun ve Mısır halkı ile alakalı değil, İsrailoğulları ile alakalıdır. Siz hiç, Kur’an veya Tevrat anlatımlarında; “On Emir” veya İ. Eliaçık’ın iddia ettiği gibi “dokuz Emir”in yer aldığı Musa-Firavun diyalogu okudunuz veya duydunuz mu?  

Ancak şöyle diyaloglar çoktur: “Onlara ayetlerimizi getirince, bunlara gülüvermişlerdi. Onlara gösterdiğimiz her bir ayet (mucize) diğerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye onları azaba uğrattık. Bunun üzerine dediler ki: Ey büyücü! Sana verdiği ahde göre bizim için Rabbine dua et; çünkü biz artık doğru yola gireceğiz. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca, sözlerinden dönüverdiler.”60

Kur’an’ın bildirdiği kan, çekirge, kurbağa vd. mucizelerinin gerçekleşmesi, Firavun ve Mısır halkı için azab olduğu aşikâr değil midir? İçecek suları dâhil tüm Nil nehrinin kan olması bir mucize, bu mucizenin de Firavun ve Mısır halkı için azab olduğu anlaşılmaktadır. Her mucize sonu kendilerini azaba duçar kılan bu durumun kaldırılması için Musa aracılığıyla Allah’a söz verenlerin bu sözlerinden caymaları sonucu yeni bir mucize gelmektedir. “dokuz mucizenin”, “yedi”si bu amaçladır. Tarihsel anlatım ve Kur’an’daki mücmel ayetler bu şekilde mufassallaştırılıp algılanmalıdır. Neticede akledip ıslah olması gereken Firavun, bir türlü ıslah olmamaktadır. Dolayısıyla her mucize Firavun ve Mısır halkı için azaba dönüşmektedir.

Şimdi bu algı ile Eliaçık’ın savunduğu mucize karşıtı “söze dayalı dokuz ayet” olgusu yukarıdaki mucize ayetini doğru yorumlamamızı mümkün kılar mı?

Medyen dönüşü Mısır’a, Firavun’un Sarayına giden Hz. Musa ve Harun(a.s) ona Asa ve Yedi Beyza mucizelerini tebliğ ederler. “Sonra onların ardından Musa'yı mucizelerimizle Firavun ve kavmine gönderdik de o mucizeleri inkâr ettiler; ama bak ki, fesatçıların sonu ne oldu! Musa dedi ki : "Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Allah hakkında gerçekten başkasını söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim; artık İsrailoğullarını benimle bırak!" (Firavun) dedi ki: Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım. Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha oluverdi! Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi. Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Bu çok bilgili bir sihirbazdır.”61

Yani Hz. Musa ve Harun(a.s) Firavun’a, İ. Eliaçık’ın iddia ettiği gibi “dokuz ayet” tebliğ etmemiştir. Allah’ı tanımayan! Ve inkar eden bir Firavun “dokuz mucize”deki emirleri ne yapacak? Dolayısıyla önce, Allah’ı tanıtan; “…Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi….” sonrasında onun elçisi olduğunu tebellüğ eden “.. tarafından gönderilmiş bir peygamberim…” Hz. Musa, akabinde Allah’ın, Firavundan isteğini bildirmektedir: “…Size Rabbinizden açık bir delil getirdim; artık İsrailoğullarını benimle bırak!.." Firavun’un cevabı ilginç ve bir o kadar Eliaçık’ı düşündürmesi gereken bir cevaptır. “…Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım…” 

Firavun, Eliaçık’ın iddia ettiği gibi Hz. Musa’ya verilen “dokuz söz/emir”i inkâr etmiyor. “Mucizen nedir bakalım” diyor. Arkasından gelen asa ve el mucizelerinin izharı anlatımları tamamen İ. Eliaçık’ın “dokuz ayet” yani “dokuz söz/emir” iddiasını çürütmektedir.

Hz. Musa’nın ilk iki mucizesi sonrası her defasında Hz. Musa ve Harun(a.s)’a dolayısıyla Allah’a karşı gelen Firavun diğer yedi mucize ile aklederek hidayete davet edilmektedir. Bu yedi mucize ile ilgili Firavun’un etki-tepkisi, detaylı tarihsel malumat olarak Tevrat’ın “Mısır’dan Çıkış” kitabında anlatılmaktadır.

Mısır’da yıllar süren tebliğ mücadelesi sonrası istemeyerek de olsa ikna olup veya çaresiz kalıp, İsrailoğullarını Mısır’dan gönderme kararı veren Firavun’un izni ile Arz-ı Mev’ud’a hicret eden Musa ve İsrailoğullarının, Sina/Tur dağına ulaşmalarından sonra Hz. Musa, Sina dağına çıkarak, kırk gün süren Allah ile buluşmasından sonra yazılı “On Emir” levhaları ile İsrailoğulları arasına döner ve tebliğinin yeni aşamasına başlar.

Nitekim Musa(a.s)’ya verilen “On Emir”, İsrailoğullarının, Tevhidi toplum olmaları açısından ıslah ve inşası için gerekli kuralları kapsamaktadır. Bu kurallar bütününü Medyen dönüşü Tuva’da, Hz. Musa’ya verildiğini ileri sürmek tarihsel açıdan yanlış olduğu gibi tebligatın “yerinde ve doğru yapılması” gerekliliği açısından da yanlış bir inançtır.

Allah’ı tanımayan bir Firavun’a; komşu karısı veya cumartesi yasağı gibi kurallar ne anlam ifade edecektir? Hem Kur’an-ı Kerim ve Tevrat kıssalarında, “On söz/emir”le ilgili Hz. Musa-Firavun arası diyaloglar neden yoktur?

İbni Kesir bu önemli olguyu şöyle vurgular: “Bütün bunlar gösteriyor ki; dokuz ayetten maksad, yukarıda zikredilen asa, el, yıllar, meyvelerin azlığı, tufan, çekirge, güve, kurbağalar ve kandır. Bütün bunlarda Firavun’a ve kavmine karşı burhan ve hüccetler yer aldığı gibi, Musa aleyhisselam’ın doğruluğunu gösteren deliller bulunuyordu. Yoksa yukarıdaki hadiste varid olan husus burada kasdedilmiş değildir. Zira o emirlerde(dokuz emir), Firavun ve kavmine karşı bir hüccet(delil) söz konusu değildir. On emirle Firavun ve kavmine karşı ortaya konulan burhanlar arasında ne gibi bir münasebet bulunabilir?”62

O halde kronolojik sıraya göre Hz. Musa, “dokuz mucize”den yıllar sonra “On Emir”e muhatap olur. Ortada daha “On Emir” yok iken “dokuz mucize” gerçekleşmiş, bitmiştir bile… “Dokuz mucize”nin verilme gaye ve sonuçları Musa, Mısır’da iken yerine gelmiş ve ikmam olmuştur.

Kaldı ki, Eliaçık’ın iddia ettiği “…söze dayalı apaçık dokuz ayet…” Kur’an-ı Kerim’in, Musa veya İsrailoğulları kıssasında, ne Musa’ya ne de Firavun’a açık açık bildirilerek tadat edilmemektedir? Neden?

Hadi Kur’an mücmel ve dağınık bir anlatım sergilediğinden bunu yapmadı; neden Tevrat’ta, “On Emir” Firavun’a değil, çöl yolculuğunda bir durak olan Tur dağındaki buluşmadan sonra İsrailoğullarına tek tek açıklanmaktadır?

Biz ne dersek diyelim Eliaçık, kronolojisini oluşturmuştur. Bakın! Eliaçık kronolojisine. “…İşte bu dokuz veya onlarca dokuz söze dayalı apaçık ayetlerle (ayatun beyyinat) tebliğde bulunuyor. Hatta Taberi’nin rivayetine göre bu faaliyeti Mısır’da 40 yıl kadar sürüyor…”63

Şimdi Eliaçık’ın; Yaşayan Kur’an kitabının, İsra suresi yorumundaki bu ifadelerini bir süzgeçten geçirelim. Diyor ki Eliaçık; ““…söze dayalı apaçık dokuz ayet…” Medyen’de verilmiştir. Verilen bu söz/ayetler, Mısır’da 40 yıl tebliğ edilmiştir. Şimdi soralım ve aynı anda düşünelim: Bu “…söze dayalı apaçık dokuz ayet…”  neden Kur’an’da açıklanmamıştır? Yani asa, el, kurbağa, çekirge, kan gibi tabii ve geçici! Olaylar tek tek sayılırken, 40 yıl tebliğ edilen “…söze dayalı apaçık dokuz ayet…” neden Kur’an’da; gerek Tuva’daki vahiy alışı esnasında gerek Mısır’daki tebliğ süresince açık açık veya tek tek tadat edilmemiştir?

Taberi’den, Hz. Musa’nın, Mısır’da gerçekleştirdiği “40 yıllık” tebliğ süresi rivayetini alan Eliaçık, bunun doğruluğuna nasıl güvenmektedir. Veya Taberi hangi kabiliyeti ile bu gaybi bilgiyi edinmiştir?  Musa kıssası Kronolojisi, Taberi’ye ve onun nereden aldığı belli olmayan gaybi bilgisine göre mi tespit edilmeli?

Görüleceği üzere Kur’an kıssalarının doğru anlaşılmasında sahih bir metodoloji geliştiremeyen Eliaçık, Allah’ın tasdik ettiği Tevrat’ın, en azından Kur’an’a ters olmayan muhtemelen doğru olabilecek konuyla ilgili anlatımlarını görmezden gelerek, bir beşer olan Taberi’nin, gaybi bilgi esaslı zanni rivayetlerinden alıntı yapmaktadır.

İhsan Eliaçık’ın karıştırmaları:

İhsan Eliaçık’a, Dipnot. tv’nin sorduğu soru şöyledir:  ““İsra suresi 101 ayette “ve andolsun biz Musa’ya apaçık dokuz ayet verdik” diyor. Burada kastedilen on emir mi? eğer böyleyse kadim bilgilerimiz bize dokuz değil on emir olduğunu söylüyor. Hangisi doğru dokuz mu on mu?” Bu soru, Kur’an’ın, İsra suresinin 101. ayeti olan “Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz âyet verdik.” ayetine istinaden sorulmaktadır. Ayette “dokuz mucize” denmektedir. Eliaçık’a sorulan soruda ise ayette tadat edilen “dokuz mucize”; “…Burada kastedilen on emir mi?..” diye sorulmaktadır.

Eliaçık’ın cevabı ilginçtir!.. “…Cumartesi yasağı daha sonra kaldırıldı. Bu ayet kaldırıldıktan sonra dokuz ayet kalıyor…” Şayet bu cevabı kabul etmezseniz Eliaçık, size alternatif olarak şunu sunmakta; “…Birde iki ifade; komşuna karşı yalan şahitlik yapmayacaksın ile komşunun evine tamah etmeyeceksin, komşunun karısına yahut kölesine yahut cariyesine yahut öküzüne yahut eşeğine yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin... diye belirttiği iki ayet tek bir ayette sayılabiliyor.” 

İsra suresi ayeti, dokuz sayısını ifade ederken, Eliaçık, bunu “On Emir” olarak algılayıp içinden Cumartesi yasağı veya komşu endeksli iki ayetin birleştirilmesi ile dokuza indirildiğini beyan etmektedir. Hem kur’an ayetindeki emirlerin dokuz değil “On” olduğunu kabul edip hem de içerisinden emir çıkarıp veya birleştirip dokuza indireceksiniz, bu bir çelişki değil mi?

Dokuz olan söz/emrin içerisinde Cumartesi yasağı varsa bunu İslam gelince kaldırmıştır diyebilirsiniz, doğrusu da budur; ancak o emir –Cumartesi yasağı- emredildiği sırada cari değil midir? O halde “On” veya “dokuz” olan emirden, bu müstakil ve önemli bir emri nasıl çıkartabilirsiniz? Sizin vazifeniz, Musa, Firavun zamanı “dokuz emr”inin vasfını açıklamak değil mi? O halde neden o zaman cari olan bir emri çıkarabiliyor veya birleştirebiliyorsunuz?

İşin daha da ilginci “…söze dayalı apaçık dokuz ayet…” olarak meallendirdiği “dokuz söz”ün neler olduğu, Eliaçık tarafından tefsirinde bile açıklanmamakta/açıklanamamaktadır. Dayanak yaptığı Tirmizî hadisinde64 de Cumartesi yasağı, “dokuz emir” içerisinde sıralanmaktadır.

Cumartesi yasağı, Eliaçık’ın iddia etiği gibi “dokuz söz”ün içinde var ve Mısır’da iken hem de 40 yıl yapılması gereken bir emir idiyse neden bu hususta “Bu israiloğulları, Cumartesi nasıl çalışmaz, benim emirlerimi dinlemez, size bu emri kim verdi” yollu Firavun’un itirazı veya buna dair anlatımlar yoktur?

Çünkü tarihsel olarak Cumartesi yasağı emri, Mısır’dan çıktıktan sonraki dönemde Hz. Musa’ya verilen Levhalardaki “On Emir” içerisinde bildirilmiştir. Musa(a.s), Sina dağında “On Emir” Levhalarını aldıktan sonra İsrailoğullarına yaptığı ilk tebliğ/açıklamada, Cumartesi yasağını nasıl bildiriyor: “Ama yedinci gün bana, Tanrın Rab'be Şabat(Cumartesi) Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancılar dâhil, hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat(Cumartesi) Günü'nü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledim.”65 Dolayısıyla Musa kısası doğru kronolojisi böyle kabul edilmelidir. Metodoloji doğru tespit edilmeli aksi halde tıpkı Eliaçık’taki gibi karmakarışık bir Musa kıssası tarihselliği ve anlayışı egemen olacaktır.

 

Dipnotlar:

1- http://www.haksozhaber.net/ihsan-eliacik-ile-edip-yukselden-ibretlik-roportajlar-23986h.htm

2- 29/Ankebut/38.

3- 87/A’la/18-19.

4- 18/Kehf/83.

5- 18/Kehf/22.

6- 2/Bakara/211.

7- 17/İsra/101.

8- 7/Araf/163.

9- 37/Saffat/137.

10- 9/Tevbe/70.

11- 22/Hacc/45-46.

12- 30/Rum/9.

13- 28/Kasas/23–29.

14- 28/Kasas/29; 20/Ta-Ha/10; 27/Neml/7.

15- 20/Ta-Ha/11.

16- 27/Neml/8.

17- 19/Meryem/52; 28/Kasas/30.

18- 79/Naziat/16;  52/Tur/1

19- 20/Taha/12-13.

20- 7/Araf/143.

21- 7/Araf/145.

22- 2/Bakara/93.

23- Tevrat/2Mısırdan Çıkış/11-15.

24- Tevrat/Mısırdan Çıkış, Bab. 2-3.

25- Tevrat/Mısırdan Çıkış, Bab. 15-19.

26- Tevrat/32Mısırdan Çıkış/15-16.

27- 27/Neml/12-14.

28- 27/Neml/7-13.

29- 7/Araf/130.

30- Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c. XV, s. 71; Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an, c. IV, s. 95.

31- Süleyman Ateş, Yüce Kur’an’ın çağdaş tefsiri, c. VI, s. 366.

32- Bakınız: Mısırdan çıkış, bab, 7-11.

33- 17/Isra/101.

34- 27/Neml/12-14.

35- 27/Neml/10.

36- 27/Neml/12.

37- 7/Araf/133.

38- 7/Araf/130.

39- 87/A’la/18-19.

40- 17/İsra/101.

41- Tevrat/19Mısırdan Çıkış/1-3.

42- Tevrat/24Mısırdan Çıkış/18..

43- 2/Bakara/51.

44- Tevrat/32Mısırdan Çıkış/15-16.

45- Tevrat/31Mısırdan Çıkış/18.

46- Vergilius Ferm, s. 759, ‘Tbles of the Law” maddesi; Galip Atasagun, İlahi Dinlerde Dini Semboller, s.66.

47- Hikmet Tanyu, Tarih boyunca Yahudiler ve Türkler,  c. I, s.60.

48- 7/Araf/145.

49- Tevrat/20Mısırdan Çıkış/1-17.

50- Yaşayan Dünya Dinleri, s. 212, D.İ.B, İstanbul-2007; Salime Leyla Gürkan, Yahudilik, s. 63.

51- Muhammed Esed,Tefsiru’l Mesaj, c. II, s. 580.

52- Fahruddin Er-Râzi, A.g.e, c. XV, s. 71.

53- Süleyman Ateş, A.g.e, c. V, s. 256.

54- İ. Eliaçık, Yaşayan Kur’an Türkçe Meal/Tefsir, c. II, s.109.

55- İbn Kesir, Muhtasar Kur’an-ı Kerim Tefsiri, c.III, s.1322.

56- http://www.haksozhaber.net/ihsan-eliacik-ile-edip-yukselden-ibretlik-roportajlar-23986h.htm

57- 7/Araf/133.

58- İ. Eliaçık, A.g.e, c. II, s.109.

59- İ. Eliaçık, A.g.e, c. II, s.109.

60- 43/Zuhruf/47-50.

61- 7/Araf/103-109.

62- İbn Kesir, A.g.e, c.III, s.1322-1323.

63- İ. Eliaçık, A.g.e, c. II, s.109.

64- İ. Eliaçık, A.g.e, c. II, s.286-287.

65- Tevrat/20Mısırdan Çıkış/10-11. 

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum