1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. GEZİ

  4. İHH İle Afrika’nın Boş Midesine Yolculuk (FOTO)
İHH İle Afrika’nın Boş Midesine Yolculuk (FOTO)

İHH İle Afrika’nın Boş Midesine Yolculuk (FOTO)

İHH’nın 2012 Kurban Organizasyonu kapsamında Burkina Faso’ya giden Ceran, izlenimlerinin 2. bölümünü yazdı.

A+A-

Bu yıl, İHH’nın 2012 Kurban Organizasyonu kapsamında Burkina Faso’ya giden Süleyman Ceran, izlenimlerini ve objektifiyle yakaladığı kareleri okuyucularımızla paylaştı.

İHH İle Afrika’nın Boş Midesine Yolculuk -2-

Süleyman Ceran / Haksöz-Haber

Fas, diğer pek çok Afrika ülkesine nispeten daha derli toplu. Her şey asgari bir düzen içinde ilerleyebiliyor, kargaşa yok. Buradan Burkina Faso’ya doğru çıktığımız yolculuk 4 saat sonra Nijer’in başkenti Niamey’e inip yolcu alıp vermek için kesiliyor. Nijer’e gelince büyü bozuluyor birden, uçağa minibüs havası hâkim oluyor. Gelenler, valizleri yanlarında biniyorlar uçağa, bagajların ulaşma garantisi yok çünkü. Bu durumun üzerine bir de numarasız oturmak eklenince, koltuklar kapanın elinde kalıyor. Karmaşa, alanın tek sahibi oluyor artık. Birkaç uyanık Fransızın uyuma numarası kâr etmiyor, hafif dürtmelerle uykularından uyanmaları bekleniyor. Konuşulan dilin ağırlığı Türkçe, komik bir manzara durum bu. “Türk Okulları”ndaki öğretmenler, medrese ve İmam Hatip Okullarındaki hocalar, değişik yardım kuruluşlarından bizim gibi gelenler, ciddi bir yekûn oluşturuyor seyahatte.

Saat sabah 5 gibi Burkina Faso’nun başkenti Ouagadougou’ya (Vagadugu) iniyoruz. Bizi İHH’nın bu ülkedeki partneri OSEH’in (Organisation Pour le Secours Humanitaire) genel sekreteri Hamadou Sankara karşılıyor. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kollarını açan Sankara’yla, kardeşlere yakışır şekilde kucaklaşıyoruz.

Havaalanında Burkina Faso’nun sembolü olan şaha kalkmış iki at figürünün yer aldığı logoyu görünce birden “Atlar Diyarı” Rohan’a gidiyor zihnim. Yüzüklerin Efendisi’ne. Kabzasında at figürlü kılıçlar, evler, yılkılar bir bir resmigeçit yapıyor belleğimde. Sankara vize işlemlerini hallettiğini söyleyince havaalanından dışarı çıkıyoruz. Bizi karşılayan OSEH üyeleriyle de kucaklaşıp derneğin ofisine doğru ilerliyoruz. Sıcak, çok sıcak. Kokusu, atmosferi çok başka buraların. Değişik bir sıcak demek istiyorum aslında. Urfa yahut Diyarbakır gibi değil. Cidde veya Mekke’deki gibi hiç değil. Kendine özgü bir sıcaklık ve oldukça enteresan bir atmosfere sahip bu ülke. Şimdiden burada en sık kullanacağım kelime “enteresan” olacak gibi görünüyor.

Kenti geziyoruz. Mangalda kızartılan muzların, dört tane sopanın üzerine örtülen yaprakların altına açtıkları kuaför dükkânında saç ören kadınların, bir oturağın üzerine çadır serip cafe yapanların, poşetlerde hüpür hüpür içilen suların, hörgüçlü ineklerin yer aldığı manzara, seyahat boyunca bizi bırakmıyor.
 

FUKARALIK LİGİNDE İLK DÖRTTE!

Fukaralığın Dünya sıralamasında ilk dörde giren bir ülkede karşınıza çıkacak tek şey yokluk oluyor. Yokluğu, sade bir yanıtla hiçbir şeyin bulunmaması anlamında kullanıyorum. Giyecek ikinci bir elbise, yarına yiyecek ekmek olmaması bahsettiğim şey. Bu günle, geçici bir kriz durumu ile alakalı değil yaşananlar. Suriye’de, Filistin’de dünyadaki ümmet ruhunu ikame eden/diri tutan ülkelerdeki dönemsel yokluklardan başka bir pozisyonda bu coğrafya. Onlarca yıldır açlıkla imtihan olunmak ne tür bir ruh haline büründürür insanı, kuşatmak, kavramak oldukça zor.

Burkinalılar hastalıklarla, ağrılarla ve çaresizliklerle dolduruyorlar günlerinin heybelerini. Ama sebebini tam algılayamadığımız bir moralle, gülümseyen bir çehreyle akşama kavuşuyorlar. Vücudunda ciddi yaralar olan çocuğa verdiğiniz şekere uzattığı eline gülücüklerini dâhil etmesi nasıl bir olgunluğun, kadirşinaslığın göstergesidir acaba? Bizim yanından bile geçemediğimiz hasletler, burada standart vatandaş refleksi olarak beliriyor. Burkina Faso’nun bir anlamının “mutlu insanlar ülkesi” olması da anlaşılır hale geliyor böylece. Burkina Faso’daki kardeşlerimizin İHH’dan ve diğer örgütlerden yardım gördüğü kadar dolaylı yoldan yardım ettiklerine de bu vesileyle kani oluyorum.

Ülkenin %75’ini Müslümanlar, kalanları ise Katolik ve Protestanlar ile putperestler oluşturuyor. Devlet Başkanı Blaise Compaoré, otuz yıldır iktidarda olan bir Hıristiyan. 1982’de yapılan bir darbe sonucu o zamanlarda Yüzbaşı olan Compaoré yönetimi ele geçirmiş. Hemen iki sene sonra “Yukarı Volta” olan ülke adını “Burkina Faso” olarak değiştirmiş. 1992 senesinde ise genel seçimlere giden Compaoré, seçmenlerin büyük kısmının sandık başına gitmemesine rağmen seçimden başkan olarak çıkmış. Çıkış o çıkış yani. Müslümanlar da birlik ve beraberliği bir türlü tesis edemediği için süreç hâlâ stabil olarak devam ediyor. 250 milletvekilinden oluşan parlamentoda 100 civarı Müslüman var ama etkinlikleri son derece sınırlı.

Burkina Faso’daki Müslümanlar yaygın olarak Maliki mezhebine mensuplar ve buralarda Ticanilik benzeri tarikatlar oldukça etkin çalışıyor. Türkiye’den yapılan yardımlar da yer yer benzer bir tarikatlanma üzerinden gidebiliyor. Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, İskenderpaşa Cemaati ve Rufai tarikatının çalışmaları yoğun bir biçimde, üstelik oldukça da ilgiyle devam ediyor. Halk dine de bilgiye de salih amele de aç. Bu bakir coğrafyaya ne ekilirse karşılığını fazlasıyla verebilecek potansiyele sahip. O nedenle sağlıklı bir Kur’an ve sünnet anlayışının buralara öncü Müslümanlar eliyle taşınması gerekiyor.

Bütün bu çalışmalara rağmen uzun yıllardan beri Fransa, Afrika’nın pek çok yerinde olduğu gibi Burkina Faso’dada etkin. Fas’taki gibi Dinar yerine burada bizi Caf (Orta Afrika Frangı) adlı bir para birimi karşılıyor. 1 doların 500 Caf yani “Sefa” ettiğini öğreniyoruz. Lira, burada kullanılabilecek bir para birimi değil. Neredeyse hiç döviz ofisi yok çünkü. Parasından eğitimine, sağlığından sanayisine kadar yaygın ağı olan Batı ülkeleri halkın konuşma dili üzerinde de varlıklarını sürdürüyor. Burkina Faso’nun resmi dilinin de ne yazık ki Fransızca olması bu durumun daha net anlaşılmasını sağlıyor. 

(...)

YAZININ DEVAMI ve FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ...

 

HABERE YORUM KAT