1. YAZARLAR

  2. Adem Yavuz Arslan

  3. İhbarcı subay gizli tanık olmaz! Çünkü...
Adem Yavuz Arslan

Adem Yavuz Arslan

Yazarın Tüm Yazıları >

İhbarcı subay gizli tanık olmaz! Çünkü...

A+A-

Savcılara gönderdiği belgelerle gündemi alt üst eden meçhul subay gizemini koruyor.

Her ne kadar ihbar mektubunda 'tanık olarak çağırmanız durumunda gelmeye hazırım' dese de 'yok canım böyle bir belge olamaz. Zaten TSK da ömrü hayatında hiç bu tip belgeler hazırlamamıştır' diyenler 'böyle bir subay yok. Mutlaka emniyet, askeri izleyip imzasız bir mektup yazmıştır' demeye devam ediyorlar.

Oysa mektubu alıcı gözle inceleyenler şunda hemfikir: Bu kişi her kimse içeride ve her şeye hakim.

Hatta denebilir ki; imha edildiği söylenen 40 çuval evrak konusunda da fikir sahibi. Hem İrtica Eylem Belgesi'ne hem de gün yüzüne çıkmamış çok sayıda dosyaya ya ulaşma imkanına sahip ya da zaten içinde olduğu için biliyor.

Yani meçhul subay her kimse gündemi belirlemeye devam edecek. Ankara kulislerinde konuşulanlara göre karargâhta hummalı bir çalışma var ihbarcı subayı bulabilmek için. Bulurlar mı? Kuvvetle muhtemel. Ama bu kadar çok şey bilen bir subay da 'kolay lokma' olmayacaktır.

Peki 'çok şey bilen' bu subay kim ve ifade vermeye gelecek mi? Kim olduğunun aslında çok bir önemi yok. Çünkü suç delili bütün ıslaklığıyla elde.

Yaşanan gelişmeler de mektupta anlatılanları doğruluyor. Son olarak savcılığın Genelkurmay'dan istediği giriş çıkış ve kamera kayıtlarının 'güvenlik gerekçesiyle' verilmemesi de önemli bir nokta.

İhbarcı subayın kimliğine takılıp kalmanın da çok bir anlamı yok aslında. Çünkü olay şuna benziyor: Yerde bir ceset var. Kanı henüz kurumamış. Polis katil zanlısını elinde kanlı bıçakla yakalamış. Üstelik hem zanlının daha önce de benzeri suçlardan kaydı var. Ve dahası görgü şahitleri var. Bu noktada 155'i arayıp cinayeti ihbar edenin kimliğinin çok bir önemi olmasa gerek.

Israrla 'ifade vermeye gelsin' denirse de 'gizli tanık' olmayacağı muhakkak. Gelirse açık kimliği ile ya da başka bir yöntemle ifade verecektir. Çünkü adı gizli, kendisi açık olan 'gizli tanıklık' müessesesi kurulduğu günden bu yana o kadar çok hata yaptı ki. Hiç kimsenin bu saatten sonra gizli tanık olmayı isteyeceğini sanmıyorum.

Biraz açarsak... Gizli tanıklık yasası Ocak 2008'de yürürlüğe girdi. 1 Temmuz 2008'de de İçişleri Bakanlığı bünyesinde tanık koruma kurulu oluşturuldu. Gizli tanıklık müessesinde belirleyici olan 11 kişilik kurul. Bu kurulda on beş yıllık birikime sahip üç hakim var. Bunlardan ikisini HSYK atıyor. Özellikle Kent Otel toplantıları ve geçtiğimiz yaz yaşanan kararname krizinden sonra HSYK'nın belirleyeceği isimler şüpheyle karşılanmaya başladı bunu da hatırlatmak şart. MSB bir askeri hakim, Jandarma Genel Komutanlığı bir, Sahil Güvenlik Komutanlığı'ndan bir, İçişleri'den bir, Emniyet'ten iki ve Gümrük Müsteşarlığı'ndan birer üye atanıyor.

Bu kurul gizli tanıklarla ilgili her türlü bilgiye sahip. Buraya kadar her şey normal. Anormal olan iki yıldır uygulamada olan kanun kapsamındaki tüm gizli tanıkların artık aleni olması. Ergenekon sürecinde gördük ki tüm gizli tanıklar ya savcıların dikkatsizliği ile ya da sanıklar tarafından deşifre edildi. Mesela Galip 1 ve Kıskaç daha başta deşifre oldu. Veli Küçük duruşmada 'gizli tanık 17'yi deşifre etti. Cemal Temizöz davasının gizli tanıkları hem deşifre oldu hem de cezaevinde tehdit edildi. Örnekleri uzatmak mümkün. Özeti de şu: Mevcut yapı da gizli tanıklar gerçekten gizli kalamıyor. Bu yüzden cuntayı ihbar eden subay her kimse mutlaka bu açığı da görüyor. Yani gizli tanık olarak ifade vermeye gelmeyecektir.

Peki kimliği hep meçhul mu kalır? Açıkçası ihbar mektubu yazma cesaretini gösteren subay başka şeyler de yapabilir. Ama geçmişte yaşanan kötü örnekler cesaretini kıracaktır. Malum olduğu üzere binbaşı Samet Kuşçu, Menderes'i devirmeyi planlayan 9 subaylık cuntayı ihbar etmişti. 9 subay sorgulandı, mahkemeye çıktı. Yargı subayları beraat ettirirken Kuşçu'yu orduya hakaretten mahkûm etti. Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar 'üzerine gidilmeli' demişti. Fakat Menderes 'konu ordunun iç işidir, kendi içlerinde halletsinler' dedi. Takip etmedi. İki yıl sonra 27 Mayıs darbesi oldu. İçlerinde de bu 9 subay vardı. Yakın tarihte benzer bir hadise de 28 Şubat'ta oldu. Fakat yine darbe belgesini hazırlayanlar değil dışarıya çıkartanlar yargılandı. Bütün bunlara rağmen ihbarcı subay ifade verir mi? Cevabını sadece kendisi biliyor.

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT