M. Nedim Hazar

M. Nedim Hazar

Yazarın Tüm Yazıları >

İftira

A+A-

Türk medyasının bildik klişeleri vardır. Bilirsiniz, 'Cayır cayır yandı' denir mesela. Ya da 'Saniye saniye kaydetti.' Futbol medyası için durum çok daha vahimdir ama internet ve klasik medya da artık onlarla yarışır duruma geldi.

'Resimleri için tıklayınız' kısa sürede liste başı olmuştur sanırım. 'Görevlilere zor anlar yaşatmak' da hiç fena değildir.

Bu tür şeyler için 'belki' zararı olmayan, günlük medya sıradanlıkları diyerek üzerine düşmemek de mümkün elbette. Ancak bazen kullanılan klişelerin çok tehlikeli ve hakikati örseleyen boyutları oluyor. 'Trafik kazası' haberleri örneğin. Medyamız, birilerinin hangi akla hizmet ürettiği 'trafik canavarı' heyulasını öylesine sevdi ki, her kaza haberi neredeyse bu başlıkla verilir oldu: Trafik canavarına 5 kurban daha!

Van Gölü canavarı gibi irrasyonel bir kötücül yaratıktır sanki. İnsanların hiç sorumluluğu yokmuş gibi, olayın bütün vebalini bir canavara yükleyip yanından geçip gidiyoruz artık trafik terörünün. Can ve mal kaybının boyutu akıl mantık ötesine geçmiş durumda ama işin bu kısmını çok fazla önemseyen yok medyamızda.

Sizi bilmem ama gazeteleri, haber almak için değil, haberi nasıl kullandıklarını görmek için takip etmek lazım geldiğini düşünüyorum nice zamandır.

Samsun'da meydana gelen üzücü sel ve sonrasında yaşananları gazete ve televizyonlarımızın aktarış şekli, durumun vahametinin vardığı nokta açısından bana çok anlamlı geldi. Yağmur ve selden bile siyasî, ideolojik rant elde etmek gibi insanlık dışı bir noktaya ulaşmış durumda medyamız.

Bu işin bir boyutu.

Diğeri ise, kullandığı klişe başlıklar. 'Derenin intikamı ağır oldu' diye yazmış mesela bir gazetemiz. Dersiniz ki, dereden değil, Esed rejimi ile çatışmaya giren silahlı kuvvetlerden bahsediyor! Bir diğeri daha makul gibi, 'Mert Irmağı Samsun'u yasa boğdu.' Irmak niye boğsun?

'Sel 9 can aldı' mı istersiniz, 'gökten gelen ölüm'ü mü ararsınız, hızını alamayıp, 'Ölümün sulu nefesi' başlığını çakanı mı?

Bu klişeler belki medya için kolay ve bunu yapanlar etkileyici başlık attıklarını düşünüyorlar ama iki çok ciddi sıkıntı var bu durumda. Birincisi, esas sorumluyu ıskalamakta öncü oluyorlar. İkinci ve daha önemlisi tabiata iftira atıyorlar. Havaya, suya, toprağa, taşa, rüzgâra, yağmura, kara... Hepsine atılan çok ağır bir iftira var sevgili okur.

Kar yağmasını 'beyaz Azrail' diye haberleştirmek iftiradır. Heyelanı 'toprağın öfkesi' diye vermek densizliktir. Hele birini hiç unutmuyorum; 'Doğanın öcü' diye yazmıştı hadsizin biri. İnsanın vebalini gizlemek bir yana atılan bu iftiraların çok büyük bir vicdansızlık olduğunu düşünüyorum. Daha önce de defaatle belirtmiştim; çok nadir durumlar hariç, her doğa olayını 'felaket' olarak sunmak insanlığın en büyük felaketlerinden biri. Yağmur öldürdü, sel mahvetti, kar katletti, filan diyerek iftira atıyoruz tabiata. Yaza, kışa, yağmura, rüzgâra, kara. Hem büyük bir hadsizlik hem büyük bir iftira. Dünyayı kirleten, tabiatın fabrika ayarlarıyla oynayan bizleriz, öldüren doğa öyle mi?

Mevlânâ Hazretleri'nin Mesnevi'sindeki yıkılan evin duvarı gibi, çok şey anlatıyor oysa tüm tabiat. Mesela bina, 'beni buraya yapma, ilk yağmurda yıkılırım' diyor, dere, 'yakınıma yerleşim yeri yapma, taşarım, zarar görürsün' diye haykırıyor. Toprak anlatıyor misal olarak, 'yumuşak yerime bina kurarsan altında kalırsın' diye ama bunu dinlemek yerine, üzerine kocaman katlı binalar dikip, sonra da iftira atıyor, toprağı, suyu, havayı, mevsimleri katil olarak ilan ediyoruz.

Buyurun işte mevsim yaz. Şimdiki kurbanımız ise güneş ve sıcak hava. Medya klişelerinde 'aşırı sıcaklar' modası başlayacak. Neyse o şey 'mevsim normalleri'ne kızacak, sıcakları katilimizmiş gibi algılayacağız. Öyle algılatacak medya. Ve biz önümüzdeki iftiralara bakacağız artık.

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT