1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. İftarda 40 gazeteci... Bu da, Dolmabahçe açılımı!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

İftarda 40 gazeteci... Bu da, Dolmabahçe açılımı!

A+A-

Başbakan Tayyip Erdoğan, gazete ve televizyonların “üst düzey yöneticileri” ile, böyle “geniş katılımlı bir toplantı”yı, bundan 5 yıl önce “KKTC’deki referandum öncesi”nde yapmıştı...

O zaman da, tarihe “Annan Plânı” olarak geçen plânın hayata geçirilmesi için, “medyadan destek” istemişti... “Devlet Konukevi” olarak kullanılan Ankara Palas’ta bir “sabah kahvaltısı” vermişti... Takvim yaprakları 25 Şubat 2004’ü gösteriyordu... Beş yıl sonra bugün, Erdoğan, “geniş katılımlı bir toplantı”yı bu defa Dolmabahçe Sarayı’ndaki Başbakanlık Çalışma Ofisi’nde gerçekleştirdi... Bu defa “kahvaltı” değil, “iftar yemeği” verdi... Saat 19.20’de başlayan ve yaklaşık “2.5 saat” süren yemekte, “Türkiye’nin konuştuğu” hemen her mesele gündeme geldi, hemen her konuda “soru”lar yöneltildi...

“40 civarında üst düzey yönetici”nin katıldığı yemekte, Başbakan Erdoğan, hemen herkesten “elini, taşın altına koymasını” istedi... Tabii, en başta “medya”dan!.. Özellikle “demokratik açılım” girişimlerinin sürdüğü şu günlerde, “medyanın da kendilerine destek olmasını” istedi.

Yemekte, benim en çok dikkatimi çeken husus şu oldu: Başbakan Erdoğan, özellikle “Aydın Doğan medyasına ayrımcılık uyguladığı” iddialarını boşa çıkarırcasına; yemeğe “Aydın Doğan medyası yöneticileri”ni de davet etmişti!..

Yani, “ayrımcılık” yoktu!..

Hiç kimseye “iltimas” da yoktu.

Hemen herkes oradaydı... Bunu da, “Dolmabahçe açılımı” olarak not etmek gerek.

Erdoğan, bu tavrıyla; “Benim, gazetecilerle bir problemim yok” mesajı veriyordu. O halde, problem neydi?.. Problem, “Aydın Doğan’ın ticarî ve finansal işlemleri”ydi... Onun muhatabı da Maliye idi... “Ceza”yı, Maliye keserdi... Erdoğan, önceki akşam zımnen bu mesajı verdi.

DOLMABAHÇE’DEN VERİLEN MESAJLAR

“Çorba”lar içilip, “yemek”ler yenildikten sonra, sıra “tatlı”lara gelmişti ki; Tayyip Bey, “tatlı yiyip, tatlı konuşalım” diyerek başladığı konuşmasında, bir “devlet projesi” olduğunu söylediği “Millî Birlik Projesi” ya da “Demokratik Açılım” başta olmak üzere, hemen her konuda “açıklamalar” yaptı, çeşitli konulardaki “soru”ları cevapladı...

Ben, bu açıklamaları, dünkü Vakit’ten de okuduğunuz gibi, “Dolmabahçe mesajları” olarak özetledim...

Niye?.. Çünkü, Başbakan Erdoğan’ın, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ile yaptığı ve muhtevası açıklanmayan görüşme, gündemimize “Dolmabahçe Kriterleri” olarak girmişti...

Büyükanıt’la yapılan görüşme “Dolmabahçe Kriterleri” oluyorsa, “medya yöneticileri” ile yapılan görüşmede verilen mesajlar, niye “Dolmabahçe mesajları” olmasın?..

Öyle ya; bu mesajlar, nihayetinde “medya kanalıyla kamuoyuna iletilmesi” istenen mesajlardı...

Evet, “Dolmabahçe’den çıkan mesaj”lardı!..

BAYKAL’A MEKTUP YAZACAK

Peki, neler dedi Tayyip Bey...

Söze, “Pazartesi günü ABD’ye gideceğini” söyleyerek başladı... Dünyanın sorunlarını masaya yatırmak için düzenlenen “G-20 Zirvesi”ne katılacağını, burada “Avustralya ile ortak hareket edeceklerini” söyledi.

Sonra, elbette “Demokratik Açılım”a getirdi sözü... Bunun bir “devlet projesi” olduğunu özellikle vurguladı ve dedi ki;

“Hükümet ve AK Parti olarak demokratik açılımda kararlıyız... Çünkü bu, bir devlet projesidir!..

Bu projenin içeriğinde neler var?..

Başta terör sorunu olmak üzere, insan hak ve özgürlükleri ile işsizlik sorununa çözüm bulmak var!”

“Açılım” konusundaki “görüş alışverişi” yapma taleplerine MHP’nin “yazılı” olarak “ret” cevabı verdiğini, CHP’nin de “sözlü” olarak reddettiğini açıkladı...

Ama, buna rağmen, “CHP’nin de taşın altına elini sokması” için Deniz Baykal’a bir mektup yazacağını, kabul ederse görüşeceğini, etmezse, durumu “milletin takdiri”ne bırakacağını söyledi.

Bir de “eleştiri” getirdi:

“1989’da SHP olarak, 1999’da CHP olarak hazırladıkları raporlar elimizde... O raporlarda dile getirilen çözüm teklifleri, bizim düşündüklerimizden çok ileride... O halde, bizim başlattığımız girişimlere niye karşı çıkıyorlar?”

Tayyip Bey; ortada bir “çözüm paketi” olmadığını, bunun bir “süreç” olduğunu belirterek, “kısa, orta ve uzun vade”den söz etti.

“Meclis’in açılması”ndan sonra atılacak adımlar, “kısa vade”nin ifadesi... 2010’da “yasal düzenlemeler” yapılacak, bu da “orta vade”nin ifadesi... Eğer “anayasal değişiklik” gerekirse, bu da “uzun vade”de yapılacak!..

DTP, TEHDİTLE OY ALIYOR

Erdoğan, medyada var olan “yanlış bir algılama”yı da düzeltme ihtiyacı hissedip, “Dünyada terör sorununu halletmiş bir ülke yoktur” dedi ve ekledi:

“İspanya’da ETA, İngiltere’de İRA, hâlâ var... ETA, 850 militanıyla da olsa terörist faaliyetlerini sürdürüyor!.. İRA da durmadı!..

Bu gerçekler ortada iken, güvenlik güçlerinden silâh bırakması istenemez... Bana, dünyada bir ülke gösterin ki, güvenlik güçleri silah bırakmış olsun!..

Dolayısıyla, DTP’nin silah bırakma çağrıları gerçekçi değildir!.. Silah bırakması gereken bir taraf varsa, o da terör örgütüdür!..

DTP’lilere de söyledim;

Sırf milletimiz oy verdiği için kendilerini muhatap kabul ediyorum... Ama ben, onlar istiyor diye illegal bir terör örgütü olan PKK’yı muhatap kabul etmem...

Şu da var ki; DTP, kesinlikle Kürt kardeşlerimizin temsilcisi değildir... Tehditle oy alıyorlar... Çok az bir tabanları var... Onlar da bu tarafa kaymaya başladılar!..

Öyle inanıyorum ki;

Doğu ve Güneydoğu’ya şu ana kadar yaptığımız 15 katrilyonluk yatırımı 25-30 katrilyona çıkardığımızda DTP’nin tabanı daha da eriyecektir!..

Zaten, şu anda da, AK Parti, bölgede birinci partidir... Oralarda bir AK Parti, bir DTP, bir de güvenlik güçleri var... Başka parti yok!..

Bu vesileyle, şunu da söyleyeyim:

Gidip Batı’ya şikâyet ediyorlar Türkiye’yi... Üst düzey görevlere Kürtlerin getirilmediğini iddia ediyorlar... Bunlar, külliyen yalan!.. Hemen her göreve lâyık olan herkesin gelebildiği gibi, Türkiye’nin 81 vilayeti de şantiye halindedir!”

TÜRKİYE, GÜNDEM BELİRLEYEN ÜLKE

Tayyip Bey, “Her türlü riski aldık” derken neyi kastettiğinin sorulması üzerine, şu cevabı verdi:

“Biz, bir siyasî partiyiz... Olur ya, bu girişimlerimizden dolayı oylarımızda bir düşme olursa, onu da göze aldık... Oylarımızda düşme de olsa, riske devam!.. Kaldı ki, yaptırdığımız anketler, kamuoyu desteğinin arttığını gösteriyor!..

Henüz Türkiye’yi dolaşıp, açılımdan maksadımızın ne olduğunu anlatmadık... Türkiye’yi dolaşıp, açılımı anlatacağız... Destek, daha da artacaktır!

Çünkü milletimiz;

Bayrağa sarılı tabutlar gelmesini istemiyor!.. Çünkü o tabutlarda mühimmat değil, insan var!”

Tayyip Bey, işte burada “medyanın desteğini” istiyor ve “Kürt kardeşlerimiz ile bölücü terör örgütünün arasının açılması” için herkese görev düştüğünü söylüyor.

Bu “açılım”ın, bir “ABD projesi” olduğunu iddia edenlere de sert tepki gösteriyor ve diyor ki;

“Biz gündemi belirlenen değil, gündem belirleyen ülke olduk... Hiçbir adımı ABD istedi diye atmıyoruz... Bize, hiçbir ülke proje dayatamaz!.. Biz, milletimizin menfaatine olan her projeyi hayata geçiririz!..

Bir zamanlar; bizim ABD kızar diye Suriye’ye gitmemize karşı çıkanlar vardı... Ama, biliyor musunuz ben Suriye’ye gittim!.. Bir gün sonra da bir ABD yetkilisi oradaydı!.. Bize kızacağı söylenen ABD’nin, acaba Suriye’de ne işi vardı?!?”

ERMENİSTAN DİASPORA’NIN GÜDÜMÜNDE!

Peki, “Ermenistan açılımı” ne durumda?..

“Azerbaycan’da sıkıntı varken, biz kapıları açamayız” dedi Erdoğan ve devam etti;

“Öncelikle Medvedev, Sarkisyan ve Aliyev arasındaki görüşmelerin netleşmesini bekliyoruz... Ama, çözüme yakın bir noktadayız.

Şu da var ki;

Ermenistan, her şeyden önce Diaspora’nın güdümünden kurtulmalıdır... Çünkü Diaspora’nın Ermenistan’a hiçbir katkısı yok... Tam aksine, Diaspora, Ermenistan üzerinden rant sağlıyor!”

GECE SAAT 12.00... O İŞ TAMAM!

Dedim ya; “Türkiye’nin konuştuğu” hemen her konuda açıklamalar yaptı Erdoğan...

Meselâ, “Münevver Karabulut’un katil zanlısı Cem Garipoğlu”nun teslim olacağını, kamuoyundan 1 saat kadar önce, yani saat 12.00’de Vali Muammer Güler’den öğrenmiş... Vali Bey, Başbakan’ı arayıp, “İş tamam” demiş...

Erdoğan; “cinayet” konusunda, “Bu olayda, milletçe ibret almamız gereken dersler var... Allah, hiçbir anne-babaya böyle bir acıyı yaşatmasın” dedi.

Diğer konulara gelince, onları da özetle aktarayım:

¥ “2010’dan sonra ekonomik toparlanma bekliyoruz... İşsizlik noktasında AB ülkelerinden daha iyi durumdayız!.. Onun için ısrarla ifade ediyorum ki; kriz teğet geçmiştir!”

¥ “Birbuçuk yıldır IMF’siz yola devam ediyoruz. Ama IMF’ye katkı yapmayı sürdürüyoruz...”

¥ “Sosyal Güvenlik konusunda 50 katrilyon ödüyoruz... Avrupa’da böyle bir ülke yok... Bu, bütçede açığa sebep oluyormuş, olsun!.. ABD’nin de 1 trilyon doları aşkın açığı var!”

Not alabildiğim açıklamalar bunlar...

Daha başka açıklamalar da var ama, onları da inşallah ileride yazarız...

Dolmabahçe Sarayı’ndan, bugünlük bu kadar.

Değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum.

===================

Zina yap, terfiyi kap!

Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’nun yaşadığı “en zor an” olsa gerek... Çünkü, dünkü “bilgilendirme” toplantısında gazeteciler soruyor: “Askeri Hakim Yarbay Zekeriya Duran’ın 3 yıl boyunca evli bir kadınla birlikte olduğu, bu beraberlik fotoğraflarının internet sitelerine düştüğü biliniyorken, kendisi niçin albaylığa terfi ettirilmiştir?”

Şimdi, ne desin Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu?..

Öylesine “pis” bir durum ki, ne dese yanlış anlaşılır!..

En sonunda diyor ki; “Zekeriya Duran’ın Albaylığa terfi etmesinde herhangi bir yasal engel yok!”

Lütfen dikkat!.. “Zina”ya rağmen yok!..

Şu hâle bakın:

Kendisi de evli olan yarbay, evli olan bir kadını ayartıp, onunla aşna-fişne yapıyor!.. Yarbayımız o kadar “cömert”(!) ki; iddialara göre beraber olduğu kadını “başkalarıyla paylaşma”ya bile kalkmış!..

Peki, böylesine “yüz kızartıcı” bir duruma, yani “zina”ya rağmen yarbay nasıl albay oldu?..

Dedim ya; Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’nun en zor anı... Çünkü efendim, “Zekeriya Duran’ın istifası”nı kendisi engellemiştir... Bir anlamda “zina”yı ödüllendirmiştir!.. En azından, ben böyle anladım...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT