1. YAZARLAR

  2. M. Nedim Hazar

  3. İdrak yolları
M. Nedim Hazar

M. Nedim Hazar

Yazarın Tüm Yazıları >

İdrak yolları

A+A-

Enteresan bir ülkede yaşamanın kimi zaman eğlenceli yanları da oluyor. Zemin kaygan olunca önce kavramlar yerlerinden oynuyor, buna insanlardaki kayganlığı da ekleyince ortaya enteresan tablolar çıkabiliyor.

Sözgelimi, 'darbe' gibi artık demokratik açıdan en geri Afrika ülkelerinde bile 'utanç verici suç' kabul edilen eylemler, memlekette normal sayılabilirken, bunun karşısında durmak neredeyse 'ayıp' olarak gösterilmeye çalışılıyor.

Belki artık 'tasnif' zamanı gelmiştir, bunun için ciddi bir 'okuma' yapmak lazım ama Türkiye'de artık 'ak koyun kara koyun'un ciddi anlamda ayrışması ve laf salatalarını servisten çekip, herkesin adını yerli yerince koymak gerekiyor sanırım. Biliyorsunuz, Başbakan stat açılışında protesto edildi. Başka bir memlekette olsa normal sayılacaktı şüphesiz. Hem Başbakan abarttı, hem de önümüzdeki seçimleri AK Parti'den kurtuluş için son çare olarak gören çevreler ve bunun uzantısı olan medya abarttı. Nicedir ortalıkta dolaşan bir söylenti var. Birileri bilinçli olarak seçim sürecinde ortamı gerip, tipik bir 28 Şubat ve Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ortamı tekrar hortlatmak istiyor.

Son olarak Beyoğlu'nda 'Taraftar yürüyüşü' olarak adlandırılan bir eylem yapıldı. Yaklaşık 3 bin kişinin katıldığı söyleniyor. Biliyorsunuz Andıç Medyası Cumhuriyet Mitingleri'nde de benzer bir manipülasyonu sıklıkla yapmıştı. İdeolojisi belli bir mesleki oluşumun koordine ettiği bu protesto yürüyüşü elbette ki, yukarıda sözünü ettiğim zihniyet tarafından abartıldı. Bunu asla yadırgamıyorum, normaldir. Yalnız şöyle bir sorun var. Muhatabımız olan zihniyet, bu bilinçli ve sınırlı protesto yürüyüşünü sanki bir halk ayaklanması olarak görüp, karşısında olarak bellediği medyayı, 'görmemekle' suçluyor.

Belki bireysele indirgemek hoş değil ama sözgelimi Hürriyet yazarı Ahmet Hakan Coşkun bu mantığı tercih edenlerden. Ona göre bu yürüyüşü görmemek bir sansür. Üstelik görmeyen gazeteler bunu Tayyip Erdoğan'dan korktuğu için yapıyor. Bir an için haklı olduğunu düşünsek bile şu kocaman soru ortalıkta durmuyor mu: Üç bin kişinin katıldığı siyasi bir protesto yürüyüşünün haber değeri var da, içinden ölü fışkıran kuyuların yok mu?

Ya memleketin orta yerinde, donanmanın merkezinde, döşeme altından fışkıran cunta belgelerinin haber yapacak hiçbir yanı yok mu?

Ahmet Hakan bir önceki yazısında ise, 'Balyoz belgeleri aklıma yatmıyor' demişti. Aslında 'yattığının, hatta uyuduğunun' ifadesi olan satırlar gelmişti o başlığın altında.

Sanırım kilit cümle akıl. Coşkun şöyle yazmıştı: "Cumhuriyet tarihinin en sert, en kanlı ve en vurucu askerî darbesini planlayan adamların, sağa sola bu denli çok belge ve kanıt bırakmalarını anlayamıyorum." En azından 'yakılarak yok edilmeliydi bu belgeler' sevgili yazara göre. Balyoz belgeleriyle ilgili tek satırı okumadığı, sadece böylesi bir mantıktan hareket ederek 'akla yatkın' bulmadığı cunta girişimi için aynı mantığı tersten kullansa eminim aklı yerlere serilirdi A.H. Coşkun'un. En sert, en kanlı darbenin bu kadar 'akılsız' olamayacağını düşünüyor da, bu kadar ciddi belgenin, suikast planının, bomba, silah, mühimmat gömülme adreslerinin, donanmanın göbeğinde, zulada ne aradığını sormak aklına gelmiyordu. Aynı belgelerin, başka yerlerde de çıkması, bunun tesadüfü aşan benzerlikleri de aklını rahatsız etmiyor sevgili yazarın. Nasıl oluyor da, aynı harekât isimlerinin, darbe planlarının hem gazeteci günlüklerinde, hem üst düzey komutan belgelerinde, hem kozmik odalarda, hem kozmik zulalarda çıktığını sorgulamıyordu.Aklın ermemesinden ziyade, erimesi durumu söz konusu değil de nedir?

"Etnan Bey duymasın"dan yola çıkıp Tayyip Bey'e çakmak hoş ve kolayı tabii. Önemli olan "Ergenekon Bey"e bir şey diyebilmek sanırım. Kaldı ki, manzaraya bakılırsa, muhatapları belki korkuyor ama Ahmet Bey başta olmak üzere, kendi gruplarında sürüyle cesur yürek var. Baksana ne iktidardakilerin aileleri, ne kendileri, ne de onları destekleyenler kalıyor. Her gün hiç sektirmeden, eleştirinin, hakaretin, küçümsemenin, küfrün bini bir para!

Öyle değil mi Ehmet Bey?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT