1. YAZARLAR

  2. Özlem Albayrak

  3. İdeolojiniz itinayla jelatinlenir: Darwin
Özlem Albayrak

Özlem Albayrak

Yazarın Tüm Yazıları >

İdeolojiniz itinayla jelatinlenir: Darwin

A+A-

"Darwin'e sansür" tartışması, değdiği her şeyi iki uca fırlatan haşmetli bir hortuma dönüştü. Gelinen nokta şu: Evrim teorisine "inanan"lar; akılcı, bilimsel ve ilerici insanlar; bilime inanmakla birlikte evrim teorisinin bilimsel olmadığını düşünenler ise dogmatik, gerici, kaba softa, ham yobaz, şeriat yanlısı, cahil ve dahi aptallar. Öyle bir mevzi ki bu; bilim insanı inanamaz; inanan bilim insanı olamaz denklemine varayazıyor.

Yalnız ve güzel ülkemin aynı zamanda insanı acı acı gülerek gezdiren zavallılarca kuşatılmış bir memleket de olduğunu anlıyorsunuz işte; bilim adıyla kendine meşruiyet temin eden 'ideolojik' karın ağrılarının sere serpe ortalığa döküldüğünü görünce. Görüyorsunuz, bir Darwin, rejim sevdasının/rejim düşmanlığının, ilericiliğin/gericiliğin, bilimselliğin/dogmanın tek turnusolu oldu da çıktı bile.

Bilmeyenler için konuya kısa özet: Darwin Yılı, TÜBİTAK'ın yayını Bilim ve Teknik'in Mart sayısı kapağı yapılıyor ama sonradan "Küresel İklim Değişikliği" konusuyla değiştiriliyor. "Darwin sansür edildi" iddiaları, ortalığı inletmeye başlayınca TÜBİTAK bir açıklama yapıyor. Şöyle: Bilim ve Teknik'in Mart kapak dosyası önce "küresel iklim değişikliği" olarak belirlenmiş ve 27 Şubat'a kadar da bu tema üzerine çalışılmıştır. Ancak kapak dosyası, olağan süreç ve işlemlerin dışına çıkılarak haftasonu acele ile değiştirilmiş. Darwin kapaklı yeni dergi, 02 Mart Pazartesi sabahı Prof. Dr. Cebeci'nin görüşüne sunulmuştur. Darwin Yılı temasının bir uzman yardımcısı tarafından kaleme alınmış ve bilimsel değerlendirmesi yapılmamış ilave sayfalar ile yayınlanmasının uygunluğu sorgulanınca, yayın yönetmeni Dr. Atakuman yaptığı yanlışlığın farkına vararak kendi inisiyatifiyle dergiyi tekrar 27 Şubat tarihi itibariyle hazırlanmış olan 'Küresel İklim Değişikliği" temasına çevirerek basıma göndermiştir." TÜBİTAK olayda sansürün değil, yetki aşımının sözkonusu olduğunu iddia ediyor yani. Doğrudur-yanlıştır, bilemem.

Bildiğim şu; Charles Darwin şüphesiz bilim dünyasına önemli katkılarda bulunmuş, bugün bırakın doğa bilimlerini, sosyal bilimler alanında bile hala kuramına atıfla çözümlemeler yapılabilen bir bilim adamı. "Evrim" fikrinin, pek çok bilimsel ilerlemenin kalkış noktası olduğu da doğru.

Ancak Darwin'in ilk yaşam formu, ilk insan, hayat, ölüm gibi önermelerinin laboratuar ortamında ölçülemeyen birer hipotez olarak kalmaları bir yana, 'doğal seleksiyon'la açıkladığı evrimin –amipten insana kuramı- ancak 26 sıfırlı bir tesadüf ihtimaliyle vuku bulabilecek olması, yani evrimin rastlantısal varyasyonlarla açıklanması, teolojiyi bırakın, bugün modern biyolojinin bile doyurucu bulmadığı bir tez.

Henry Bergson'un vaktiyle Yaratıcı Evrim kitabındaki itirazı da bunaydı zaten: "Nasıl olur da sonsuz denecek kadar çok birtakım küçük varyasyonlar, eğer bu varyasyonlar salt raslantı ise, evrimin birbirinden bağımsız iki kolu üzerinde aynı planı izlesin? Evet, nasıl olur da tek tek alındığında hiçbir işe yaramayan birtakım varyasyonlar iki kolda da doğal seleksiyonla aynı sıra veya düzende korunarak biriktirilmiş olsun?"

Hayır, niyetim evrim teorisini çalakalem çürütmek ya da "bilimsel" yanlışlığını kanıtlamak değil bilakis, Darwin'in teorisiyle değil ama, bilime getirdiği ve hala izi sürülen perspektif nedeniyle önemsenmesi, tartışılması gerektiğini düşünenlerdenim. Ama zaten halihazırdaki hassasiyetin sebebi Darwin'in kuramı ya da yöntemi filan da değil, yükselen itirazlar bilimselliğe dair herhangi bir kaygıdan da neşet etmiyor. Hepimiz pekala biliyoruz ki, bugün TÜBİTAK üzerinden yürütülen tartışmanın çıkış noktası siyasi ve ideolojik nüveler içeriyor. Aslında bu çığlıklar; TÜBİTAK'ın Bilim Kurulu üyelerinin Başbakanlık tarafından atanmasına duyulan tepkiden kaynaklanıyor.

Bu tepki anlaşılabilir gibi. Şöyle ki; Bu ülkede inanan insanların, Cumhuriyet'in başından bu yana ordudan, üst bürokrasiden olduğu kadar akademiden ve bilim çevrelerinden de itinayla uzak tutulduğu ve karar verici mekanizmalara gelmelerinin neredeyse konsensusla engellendiği, sır değil. Bunun sebebi de, devrimleri koruyan orduyla dinin, Cumhuriyet'in yönetim kademesindeki bürokrasiyle dinin ve rasyonel ilkelere dayanan bilimle dinin bir arada olamayacağına dair "inanış"tı.

Oysa Türkiye'de şeriat tehlikesi filan yokmuş, dünyanın her yerinde olduğu gibi hem bir yaratıcının varlığına inanıp, hem de bilimin nesnelliğinden asla taviz vermeyen insanlar yetişebiliyormuş. ABD ve Britanya'da ilköğretim müfredatına giren Yaratılış teorisini de, Darwin'i de iki farklı görüş olarak tartışmak mümkün olabilirmiş. Onu bırakın, demokrasilerde, fırsat eşitliği, liyakat, toplumsal adalet filan gibi kavramlar varmış, kimin umurunda? O yüzden dünyanın en iyi okullarını okumuş, en çok, en nesnel ve en nitelikli yayınlara imza atmış, ağzıyla "bilim" tutmuş olsa bile, inancı bilinen insanlar bu ülkede yönetici konumlara getirilmedi.

Farkındaysanız, Darwin üzerinden yöneltilen itiraz da TÜBİTAK üyelerinin bilimsel yeterliliklerine değil, kendilerini yakın hissettikleri ya da öyle zannedilen dünya görüşüne yöneltiliyor. Mesele de burada düğümleniyor; AK Parti'yi bilim yapılan bir kuruluşta bile kadrolaşmakla suçlayanların ellerindeki meşruiyet koşulu da bilim kıstasları değil, düpedüz inançsız olmak.

Dolayısıyla bugünkü savaş da, bilim adamını, bilimsel kıstaslarla değil din karşıtlığını dogmaya dönüştürüp onun üzerinden sınayan sistem kurucularla, "biraz da bize yer açın" diyenler arasında geçiyor. Ölçümleri 80 yıldır yanlış olanlar, başkasının terazisine itiraz ediyor. Ama bana sorarsanız, adalet ve liyakati birer kadın ismi zanneden primat güzellerinin, çığlığı basmadan önce o ellerindeki nalıncı keserini bırakması gerekiyor.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT