1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. ’İdeolojik Algı Operasyonları’, İşte Böyle Tezgâhlanıyor
’İdeolojik Algı Operasyonları’, İşte Böyle Tezgâhlanıyor

’İdeolojik Algı Operasyonları’, İşte Böyle Tezgâhlanıyor

Aklı başında olan insanlar, tarihi değerlendirirken insanların yanlışlarını da söyleyebilirler,, elbette.. Ama, siz rejimin, tek adam icad etme ve kişiye tapma sapkınlığına adâlet adına âlet oluyorsunuz, haberiniz var mı?

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil gündemi yorumluyor:

İran'da iki hafta kadar kalan iki muhabir 25 Mayıs tarihli Hürriyet gazetesinde izlenimlerini aktarmışlar.. Bazı tesbitleri üzerinde tartışılabilir.. Ama, ilginç olan, Türkiye’den haberi olmayan Turec Atabekî isimli bir İranlı akademisyenin, -evet, üstelik de akademisyen olduğu söylenen bir kişinin-  ağzından, onun Türkiye hakkındaki zannlarını bu muhabirlerin de doğru gibi aktarmaları ve okuyucularını kendi kurnazlıklarına ya da o akademisyenin  cehline âlet etmeleri.. İran’daki mevcud rejim ve yönetim sıkıntılarından söz ettiği anlaşılan Atabekî demişmiş ki: “Türkiye’nin şansı, Atatürk’ün meclis ve partiler gibi siyasal kurumları kalıcı kimlikler geliştirebilmelerine imkân verecek ölçüde kendi başlarına bırakmasıydı.”

Bu satırları okuyan ve Türkiye’nin siyasî tarihinin 1923-1950 arasındaki tekparti diktatörlüğü döneminden ve hele de 1930’larda M. Kemal’in çocukluk arkadaşı Fethî (Okyar) Bey’eSerbest Fırqa / Parti  adında kurdurduğunu ve amma, kitlelerin bu muvazaa hareketini,danışıklı döğüşü gerçek zannedip, kısa zamanda bir halk patlaması halinde ona rağbet etmesi üzerine, o partiyi bizzat M. Kemal’in nasıl hışımlı bir şekilde ve henüz 99. gününde kapattırdığını ve sonra da Menemen /Kubilay Vak’ası  diye bilinen tertiblerle, gerici denilen kitlelerin üzerine nasıl gidildiğini ve bütün ülkede nasıl bir terör havası estirildiğini bilmeyenleri kandırabilirsiniz, ama, bu muhabirler ya birşey bilmiyorlar, ya da bilerek, İranlı akademisyen dedikleri bir kişinin yanılgısıyla, Türkiye’deki geniş okuyucu kitlelerini bir şey yerine koyup, atatürkçülüklerini daha bir yaldızlamaya çalışıyorlar.

Bu muhabirler, ölümünün üzerinden 80 yıla yakın bir zaman dilimi geçmiş olan bir kişi hakkında yazılan bir yazıyı, ’resmî ideoloji ikonu’na hakaret sayıp, 3 yıl 9 ay hapis cezası verildiğini de biliyorlar ya da duydular mı acaba? Eğer duydular da gerçekle karşılaşmak istemiyorlarsa, onun hükmü ayrı olur; ama, duymadılarsa, 20 Mayıs günü haber bültenlerine düşen şu haberi okuduktan sonra da, o iddialarını bilgisiz bir yabancı akademisyenin gölgesine sığınmadan tekrarlayabilirler mi acaba?

Yazının Devamı >>>