1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İdeali İste, Realiteyi Gör!: İran, Mısır, Türkiye..
İdeali İste, Realiteyi Gör!: İran, Mısır, Türkiye..

İdeali İste, Realiteyi Gör!: İran, Mısır, Türkiye..

Halk kitlelerine hem inançlarına, kalblerindeki dünyaya göre hükmedilen bir yönetim şekli geliştirmek ve hem de, o inanç düzeninin nimetlerinin sosyo-ekonomik yapıya da yansıdığını göstermek idealdir, ama, realiteyi de göz önüne getirmek gerekmez mi?

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil

İdeali İste, Realiteyi Gör!: İran, Mısır, Türkiye..

Bu satırların sahibinin İran’ın Suriye konusundaki siyasetinin -devletçi anlayış açısından devletlerin bileceği iştir, ama-  İslamî değerler açısından bütünüyle yanlış olduğuna olan inancını ve bu konuyu taa başından beri belirttiğini, bu sütunu takib eden okuyucular biliyorlardır, herhalde..

Bundan dolayı, özellikle de kutsallaştırılmış bazı kavramlara bağlılık adına, bazı kişileri yüceltip, hattâ kutsallaştırıp, onların asla yanlış yapmıyacağı gibi sanılara dayanarak, kendilerine karşı çıkan herkese olduğu gibi, bu satırların sahibine de çirkin bir takım suçlamalar yapıldığını, çeşitli internet sitelerinde tuhaf yazılar yazılar yazıldığını da bazı okuyucuların e-mail adresime gönderdikleri bilgilerden bilgilerden anlıyor ve elemle bakıp geçiyorum. Çünkü, bir zamanlar yıllarca yakın arkadaşlık ilişkisi içinde olduğum kimselerle bu kadar zıd noktalara düşmek elem vericidir. Onlar, bu satırların sahibinin nasıl olup da, İran sistemi içindeki ve ’yanlış yapmaz ölçülere sahib olduğuna inanılan kişi-makamlar’ın tercihlerine hangi cür’etle karşı çıktığıma hayret ederken; bu satırların sahibi de bu eski dostların, bir takım devletlerin stratejilerinin gereği olarak belirledikleri bir siyasetin gereğine uygun hareket edebilmek için, -Saddam’ı ve başında bulunduğu Baas rejimini kâfirlikle suçlarken-, Suriye’deki 50 yıllık Baas rejiminin ve onun başındaki (Baba-Oğul) Esed Hanedanı’nın kanlı diktatörlüğüne, adâlet ve insaf ölçüsünden bu kadar uzaklaşıp nasıl olup da destek verebildiklerine hayret etmektedir.

Geçen hafta yazdığım ve mezhebçiliğin hiç kimseye bir fayda sağlamıyacağına dair yazım üzerine, bir okuyucu, bazı internet sitelerinde hakkımda yazılmış olan çirkin saldırılardan bir demet yapıp göndermiş..

Şöyle bir baktım, gülüp geçtim. Onlarla aynı dili kullanacak değilim..

Sadece yanlış yaptıklarını ve yalanlara âlet olduklarını söylemekle yetineyim.. Güya, ben azılı bir şiî düşmanıymışım.. Ve, şiî olmak isteyen sünnîlere de Sakın şiî olmayın.. diye tavsiyelerde bulunur ve hattâ baskı yaparmışım..

Bu satırların sahibi, kendi yanına gelip de mezhebî konularda görüş soranlara, bırakınız şiî veya sünnî olmak ya da kalmak konusunda bir görüş açıklamayı, bu gibi konularda bilgi sahibi olmak isteyenlere, -büyük bilgi yanlışları varsa onları düzeltmeye çalışmanın dışında- mezhebî mes’elelerde bilgisi olsa bile söylemekten kaçınan ve ’Kardeşim, İslam İnqılabı’nda hakkında bir şeyler öğrenmek istersen ve ben de bildiklerimden gerekli gördüklerimi anlatmaya çalışırım. Ama, mezhebî konularda bilgi sahibi olmak istiyorsanız, gidiniz Qum veya diğer yerlerdeki medreselere, oralardan bilgi alınız..’ demeyi şiar edinmiş ve ayrıca İran’a gelip, sünnî bölgelerine giderek, oralardaki bir takım dedikoduları gerçekmiş gibi kabullenip, şiî- sünni  kutublaşmasına benzin dökmekten başka bir işe yaramıyacak olan mezhebî tartışmalara girenleri de bu gibi konuları tartışmaktan kaçınmaya daima davet etmiş birisidir.

*

Bu vesileyle bir anekdot aktarayım.

Suriye’li bir genç gelmişti yanıma; görüşmek ve de beni irşad etmek üzere..

Kendisinin sünnî iken şiî olduğunu, gerçeğin şiîlikte olduğunu, İran’lı bir hanımla da evlendiğini söyleyen bu arkadaşın dudaklarından, -anadili arabca olduğu için-, iddiasıyla ilgili âyetler, hadisler de su gibi akıyor, sünnîlerin kafasının bu gibi konuları kavrayamıyacağını ileri sürüyordu. Hattâ, insan, o âyet ve hadisleri reddetmek gibi bir duruma düşmekten korkusuna kapılabiliyordu.

Yazının Devamı…