İddianame İle Şam Zirvesi Arasında Lübnan

19.01.2011 08:52
İddianame İle Şam Zirvesi Arasında Lübnan
ABD ve İsrail, Lübnanlı taraflar arasında anlaşma ve istikrar istemiyor, uzlaşı yoluna engeller koyuyor ve uluslararası mahkemeyi, Lübnan direnişini suçlu kılma gerekçesi, direnişin silahını gerek güç ve savaşla gerekse de siyasi baskılar ve iç savaşla al

 El Kuds El Arabi gazetesi 18 Ocak tarihli başyazısını Lübnan'da meydana gelen hükümet krizini ele alıyor. Konuyu anlamamıza yarayacak bir çok bilgi barındıran makaleyi iktibas ediyoruz:

EL Kuds El Arabi gazetesinin baş yazısı

Lübnan şu günlerde tansiyonun yükselmesi ile sakinleşmesi, İsrail saldırısına kadar gelişebilecek mezhepçi fitneye gidilmesi ile birkaç Arap tarafının sakinleştirme çabaları arasında hızlı bir yarışa sahne oluyor.

Bu çabalar krizi kontrol altına almak, patlamasını engellemek veya en azından krizin çözümü amaçlı arabuluculukların ve gayretlerin sürmesi yönünde zaman kazanmak için veriliyor.

Şam, dün Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Doha anlaşmasının mimarı Katar Emiri Şeyh Hamd bin Halife Al Tani'nin yanı sıra Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in katıldığı üçlü bir zirveye sahne oldu. Zirve, eski Lübnan başbakanı Refik Hariri suikastıyla ilgili uluslararası mahkemenin iddianamesinin çıkışıyla eşzamanlı gerçekleşti. Zirve, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman'ın muhalefetin bakanlarının çekilmesiyle Saad Hariri hükümetinin düşmesi sonrası yeni hükümeti kurmak için yaptığı görüşmeleri ertelemesiyle ilk meyvesini verdi. Fakat bu zirvenin, krizin temelini oluşturan uluslararası mahkeme ve Lübnan Hizbullah unsurlarını suikasta karışmakla suçlaması ihtimalini çözmekte başarılı olup olmayacağı hâlâ bilinmiyor.

Lübnan krizi Lübnan içinde ve dışında birçoklarının düşündüğünden daha karmaşık. Zira dış çevreler ve özellikle de ABD ve İsrail, Lübnanlı taraflar arasında anlaşma ve istikrar istemiyor, uzlaşı yoluna engeller koyuyor ve uluslararası mahkemeyi, Lübnan direnişini suçlu kılma gerekçesi, direnişin silahını gerek güç ve savaşla gerekse de siyasi baskılar ve iç savaşla alma adımı olarak kullanıyor. Lübnan direnişi lideri Hasan Nasrallah, önceki günkü konuşmasında mahkemeyle işbirliği yapmayacağını, Saad Hariri'nin kuracağı ve bu mahkemenin şartlarını ve dolduruşlarını kabul eden bir hükümeti tanımayacağını belirterek bu Amerikan ve İsrail hedeflerine dair somut ve derin bir bilinç ortaya koydu. Birkaç hafta zarfında çıkarılması beklenen iddianame, Lübnan krizinin patlatıcısı olabilir. Çünkü iddianame, Hizbullah'ı açıkça suçlarsa ve Lübnan hükümetinden veya İnterpol'den suçlanan unsurların tutuklanmasını isterse bu durum, krizin patlaması ve İsrail'in müdahale ihtimallerinin artması anlamına gelir.

Bildiğimiz sebeplerden ötürü Şam'daki üçlü zirvede bulunmayan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Suud el Faysal, İstanbul'da bir konferansa katılırken yaptığı açıklamada, Lübnan hükümetinin düşmesinin ve bu ülkede şartların kötüleşmesinin bütün Ortadoğu bölgesini patlatabileceğini belirtti. Acaba bu durum Suud Emiri'nin yerel Lübnan güçleri ile dış güçler arasında Lübnan dosyasıyla ilişki konusunda anlaşmaya varılan Amerikan planları veya senaryoları etrafında başkalarının bilmediği şeyleri bildiği anlamına mı geliyor?

Lübnan 'Cedid' televizyonunun Saad Hariri'nin uluslararası soruşturmacı Lehmann ve yalancı şahit Züheyr el Sıddık'la görüşmelerini belgeleyen, Hariri'nin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'i babasına suikast yapmakla suçladığı, birçok Lübnanlı, Suriyeli ve hatta Suudlu şahsiyete benzeri görülmemiş bir yöntemle hakaret ettiği kayıtlarına dair ortaya çıkardığı ve yayınladığı sızdırmalar, mahkemenin ve kararlarının siyasi olduğunu önceden gözler önüne seriyor. Ayrıca işaret ettiğimiz Lübnan'ın patlatılması ve direnişin bitirilmesi senaryosunu teyit ediyor.

Sayın Hariri bu kasette hakaret ettiği herkesten resmen özür diledi, ancak bizce kendisinden istenen, özürden daha fazlası. Yani Lübnan başbakanı olarak kalmak gibi kronik taleplerini bırakması, intikamcı eğilimlerinden ödün vererek cesur ulusal bir duruş sergilemesi, Lübnan ve bütün bölgenin çıkarı için uluslararası mahkemeyi ve kararlarını reddetmesi, bu mahkeme sebebiyle akabilecek binlerce ve hatta on binlercesinin kanının kuruması istenmektedir. Oğul Hariri, Lübnan'ın çıkarlarını kendisinin ve ailesinin çıkarlarının üstünde tutan bir isim olmak ile bu ülkenin yıkımına katkıda bulunan veya kolaylaştıran başbakan olarak tarihe geçmek arasında tercih yapmalı. Babasını hain bir saldırıda kaybetmiş biri için zorluğuna rağmen tercihinin birincisi olmasını umuyoruz.

Çeviri: Zaman Gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim