İctihad, İstişare ve Siyaset

18.09.2015 12:30
İctihad, İstişare ve Siyaset
Hakikati bulmaya ve Şâriin maksadına en uygun olanı uygulamaya niyetli olan siyasetçilerde taassup ve istibdad olmaz; iyi niyetle ve tevazu ile dinlerler.

İctihad, istişare ve siyaset

Hayrettin Karaman / Yeni Şafak

Bütün zamanlarda ve mekanlarda insanlara yol gösterecek, hayat rehberi olacak bir dinin kitabı (vahyi) zamanlar ve mekanlar bakımından da detaylara inerek kapsayıcı olma yolunu tutsaydı anlama ve uygulama bakımından insanlar çıkmaza düşer, ne yapacaklarını bilemez hale gelirlerdi. Kitabın “kuru ve yaş her şeyi ihtiva etmesi” ancak az sayıda detay, daha çok da çerçeve ve genel ilkeleri içermesi olarak anlaşılmak gerekir.

İlgili kaynaklarda “olaylar ve meseleler çok, doğrudan meselelere cevap teşkil eden naslar ise az ve sayılı olduğu için ilâhî iradenin keşfedilmesi ve uygulanarak kulluğun gerçekleştirilmesi ictihadı zaruri kılmaktadır” denir. İctihad nasları anlama ve yorumlama, kıyas, fayda-zarar durumunu değerlendirme (mesalih) ve Şâriin makadını gerçekleştirme (mekasıd)… şekillerinde gerçekleşir.
Geçmiş müctehidlerin ictihadda ittifak ettikleri (icma) az, edemedikleri daha çok olmuştur. İttifak edilemeyen hususlarda, büyük müctehidlerin yaşadıkları zamanlarda taassub değil, hoşgörü, tevazu, saygı, takdir ve farklı görüşlere meşruiyet tanıma durumu hakim olmuştur. Ne yazık ki bu durum böyle devam etmemiş, takım tutar gibi mezheb tutan, kendi mezhebinden başkasını kavilde olmasa da fiil de dışlayan, ictihad kapısının kapandığını ileri süren, ehliyetli olarak ictihad edenleri doğduğuna pişman eden kimselerin tutum ve durumu yani taassub devreye girmiş ve uzun zaman etkili olmuştur.

Son asırlarda hayatın zorlaması taassubu aşındırmış, ferdî hayatta daha az olsa da ictimai hayatta mezhebler bir bütün olarak İslâmî çözümü kolaylaştran zenginlik ve imkan olarak telakki edilmiş, ictihad kapısının da ehli olanlar için açık olduğu ortaya konmuş, birçok konuda ictihada dayalı ilmî çalışmalar yapılmış, hükümler ve fetvalar verilmiştir.
Ehli olanların ictiadlarında yanılmaları tabîî karşılanmış ve onlara da gayretlerinin karşılığı olan ödül (ecir, sevap) vaad edilmiş olmakla beraber yanılmayı asgariye indirmek için alimlerin toplanarak, istişare ve müzakere ederek topluluk ictihadını tercih etmeleri haklı olarak tavsiye edilmiştir.

Dinin mekasıdını bilen, yeterince dil, usul, âyet ve hadis bilgisine sahip bulunan alimlerin, ictihad edecekleri her konuyu da bilmeleri mümkün değildir. Bu sebeple ister ferdî, ister topluluk ictihadlarında, ictihada konu olan meselelerde, konusunda uzman olan kimselerin bulunması, onlardan yeterince bilgi alınması zaruridir. Bunu yapmayanların nasıl vahim hatalara düşebileceklerini gösteren tipik örnek bazı kimselerin sigara ve eroin hakkında verdikleri cevaz fetvalarıdır. Bir diğer örnek enflasyonu hiçe saymak ve mesela yirmi yıl önce verilen faizsiz bir ödünç paranın aynı cins ve rakamla geri ödenmesi gerektiği fetvasıdır.
Gelelim siyaset ve devlet yönetimi alanına:

Tamamen veya şartların imkan verdiği ölçüde İslam'ı yönetimde uygulamak isteyen iyi niyetli kimselerin, tek başına edindikleri fikir, tespit ve ictihad yanında iki sınıf insanla istişare etmeleri şarttır: 1. Konunun uzmanları, bilim adamları, 2.Din alimleri.
Hakikati bulmaya ve Şâriin maksadına en uygun olanı uygulamaya niyetli olan siyasetçilerde taassup ve istibdad olmaz; iyi niyetle ve tevazu ile dinlerler, raporları gözden geçirirler, ittifak hasıl olmayan konularda yetkileri içinde sorumluluğu yüklenerek tercihlerini yapar ve uygularlar.

İslâmî sistemde muhalefet, iktidarın hataya düşmemesi için en önemli ve değerli bir kurumdur ve istişare organıdır; çünkü takva sahibi muhalif müminlerde ihtiras olmaz, tenkitlerini ortak değerler ve erdemler içinde kalarak yaparlar, hedefleri iktidarı yıpratıp onun yerini almak değil, yanlış ve zararlı kararları ve uygulamaları önlemek olur.

Bütün bu ilkeler, değerler ve kurallardan günümüz siyasetçilerine, iktidarlara ve muhalefetlere bakınca insanın içi kararıyor, İslam'ın hikmet ve rahmetini temsil bakımından nerelerde olduğumuz konusunda derin düşüncelere dalıyoruz.
Yakın zamanda yine bir seçim olacak, daha şimdiden partiler ve gruplar arasında âdeta savaş başladı, kamu yararı ve erdemler yarışmıyor, ihtiraslar, taassuplar, kinler, satılmışlıklar… yarışıyor. Seküler siyasette bunlar olur ve tabîîdir diyorsanız “o siyaset sizin olsun!” derim.

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim