İcma kültürü

02.05.2013 00:54

Murat Kayacan

Yeni Ümit ve Hira dergileri tarafından düzenlenen “Ortak Yol Haritası İcma ve Kolektif Şuur” konulu sempozyum 27-28 Nisan 2013 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi'nde gerçekleştirildi. 80 ülkeden Tunus’taki Nahda hareketi lideri Raşit Gannuşi, eski Mısır Müftüsü Ali Cuma, Mutezile ve Devrim kitabından tanıdığımız Muhammed İmara, Selman Hüseynî en-Nedvi de dahil İslam dünyasından çok sayıda ilim adamı davet edildi. Ne var ki, Gannuşi ve İmara programa katılamadı.

Sempozyumun hedefi –İslam hukukunda fıkhın dayandığı dört ana kaynaktan biri kabul edilen- icmayı değil “icma kültürünü” tartışmaktı. Yeni Ümit dergisi yayın yönetmeni Ergün Çapan icma kültürü konusunda modelin sahabe olduğunu vurguladı. Çapan’ınkinin bir genelleme olduğu unutulmamalı. Zira Kur’an’ın Kureyş lehçesiyle kayıt altına alınıp çoğaltılarak İslam beldelerine gönderilmesi ve diğer nüshaların imha edilmesi konusunda sahabenin icma ettiği söylenebilirse de sahabe arasında yaşanan Cemel ve Sıffin savaşları bu kültürün süreklilik arz eden bir şey olmadığını göstermektedir.

“Günümüzde Kur’an’ın Ümmetin İcmaını Tesis Etmesi” başlıklı tebliğinde Fas Krallığı Alimler Akademisi Genel Direktörü Ahmed Abbadi, asabiye (kavmi bağlılık) nedeniyle Irak ve Suriye’den yaşanan sorunlara dikkat çekti. Bir noktaya kadar Abbadi’ye hak vermemek mümkün değil. Maalesef ümmetin bir kısmı milliyetçi/ulusalcı reflekslerden muzdarip iken bir kısmı daha alt düzeyde kabilecilik sorununu aşabilmiş değil. Buna bir de mezhebi asabiyet eklenince sorun daha da çetrefilli bir hal alıyor. Tabi bu sorunu görmek ile oralarda meseleyi Kur’an ve Rasulullah (s)’ın örnekliği temelinde ele alan İslami kesimlerin olmadığı düşünülmemeli. Abbadi, risalet öncesi mazlumların haklarını savunma amaçlı kurulmuş olan ve Hz. Peygamber (s)’in de içinde yer aldığı Hılfu’l-fudul’un güzel bir örnek olduğunu vurguladı. Gerçekten de bu teşkilat, hangi din veya ideolojiden olursa olsun, fıtratta yer alan ortak iyi üzerinde temellenen bir mücadele açısından iyi bir örnektir.

Mısır Eski Müftüsü Ali Cuma, icmanın delili açığa çıkardığını ancak hüküm koyma yetkisi olmadığını ifade etti. Ne var ki, -icmayı dini konularla sınırlı görenler olduğu gibi görmeyenlerin de olmasına benzer şekilde- icma ile de hüküm konabileceğini ileri sürenler var. Cuma, ayrıca örfe göre değişen icma el-âm ile alimler arasında gerçekleşen ve muteber görülen icma el-hâstan da söz etti.

“Dinin İçinden Konuşmanın Meşruiyet Zemini” tebliğinde Erciyes Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden Yunus Apaydın, İslam fıkhının dayandığı dört delilinin iç içe dört daire şeklinde tasvir edilebileceğini söyledi. Merkezdeki dairede Kur’an’ın, onu çevreleyen dairede sünnetin, ikisini de içeren dairede icmanın olduğunu ancak hepsini kapsayan en dış dairede ise kıyasın değil, içtihadın yer aldığını ifade etti. İçtihada Apaydın’ın verdiği değer, ümmetin zindeliği açısından kayda değer idi.

“Sahabe İcmaının Dinin Doğru Anlaşılıp Yaşanmasındaki Yeri ve Önemi” adlı oturumun başkanı Din İşleri Yüksek Kurulu Eski Başkanı Hamza Aktan “Ümmetimin ihtilafı rahmettir.” şeklinde aslı olmayan hadisi varmış gibi aktarıp yorumladıktan sonra, icma ile ilgili yanlış bir telakki oluşmaması için “İcma edeceğiz diye yola çıkılmaz.” dedi. Gerçekten de Ali Bardakoğlu’nun ifadesiyle “geriye doğru bir tasnif olan icmadan”, bir konuda görüş belirtenlerin ittifak ettiklerini onların dışında birilerinin gündeme getirmesinin sonucu olarak söz edebilmekteyiz. Yani icmanın böyle “kurgusal” bir yönü olduğu dikkatten kaçmamalı.

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Beşir Gözübenli “Hz. Ömer Dönemi Şura ve İcma Uygulamaları” adlı tebliğinde Hz. Ömer’in ameli-şer’i konularda altısı muhacir üçü de ensardan olmak üzere dokuz, siyasi konularda ise on kişiyle istişare ettiğini ifade etti. Gözübenli’nin aktardıklarından anlaşılıyor ki, Hz. Ömer -kendisinin hep hikmetli olduğunu düşünmeksizin- dini ve dünyevi işlerini istişare ile yürütmekteydi. Gözübenli ayrıca, o dönemde Hz. Ömer’in uygulamalarına itiraz edilmemesini de “sükuti icma” olarak isimlendirdi.

Oturumları değerlendiren Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali Bardakoğlu, şura-demokrasi-icma arasında ilişki kurarken pek titiz davranılmadığı kanaatini ortaya koydu. Bu hassasiyet önemli. Benzer sorun İslam/Kur’an sosyolojisi vb. eşleştirmelerde de söz konusu.

Organizasyon güzeldi ancak katılımcı ülkeler arasında Filistin de sayılsaydı memnun olurduk.

 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim