İçimizdeki Müslüman Oryantalistler

08.12.2013 07:43
İçimizdeki Müslüman Oryantalistler
Yeni Oryantalizm kitabının yazarı Prof. Ian Almond, Orhan Pamuk ve Salman Rüşdi için "Müslüman coğrafyadan çıkmış Batılı yazarlar" tanımını kullanıyor.

Röportaj: YUSUF GENÇ | YENİ ŞAFAK

Ian Almond Türkiye'de, Boğaziçi Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesi'nde dersler vermiş, Türkiye'yi yakından tanıyan bir isim. Sufizm ve İbni Arabi'nin İslam felsefesi üzerine önemli çalışmalar yapan Almond, bu defa karşımıza Yeni Oryantalistler adlı kitabıyla çıktı. Batılı filozofların İslam'ı bilmeden sadece iç seslerine göre yorumlar yaptıklarını söyleyen Almond, Zizek , Foucault ve Baudrillard gibi Türkiye'de de popüler olan bazı isimleri yeni oryantalistler olarak tanımlıyor. Almond'a göre Nobelli romancımız Orhan Pamuk ise Dostoyevski okuyan 'harici' bir Müslüman liberal…

-Kitabınızın yarısı Berlin'de yarısı İstanbul'da yazılmış…

-Evet, parça parça yazdım, kronolojik bir sıra da gözetmedim. Boğaziçi Üniversitesi'nde ders verirken Kadıköy'de kaldığım tek odalı bir dairem vardı. Türkiye'de yazdığım kısma orada başlamış oldum. O zamanlar Foucault'nun Avrupa üzerine yazdığı eserlere yoğunlaşmıştım ancak bu eserlerde İslam dünyasına hiçbir atfın olmayışı bende fazlasıyla merak uyandırmıştı. Dünyanın önde gelen düşünürlerinden birinin eserlerindeki derinliği ve kapsamı gözönüne aldığınızda bu durum bana ironik geldi. İşte o anda kitabı yazma fikri kafamda dank etti. 

-Peki, bu kitap Edward Said'in 'Oryantalizm' eserine bir pas olarak okunabilir mi?

-Hem evet, hem de hayır. Şüphesiz bu kitap, çağdaş yazar ve düşünürlerin Avrupa-merkezli ve İslamofobik önyargılarına dair Said'in yaptığı eleştiriyi devam ettiriyor. Ancak 'Yeni Oryantalistler' öncelikle Foucault gibi bizzat Said'in kendisine ilham olmuş figürleri de eleştiriyor. Bunun yanında iki eser arasındaki belirgin farkların ortaya çıktığı yer, Türkçe'de henüz yayınlanmamış Alman Düşüncesinde İslam Tarihi isimli kitabımdır. 

İSLAM HAKKINDA NE KADAR BİLGİLİLER ONA BAKMALI

-Ele aldığınız yazarlardan özellikle Nietzsche, Foucault, Baudrillard ve Zizek gibi isimler, 'Avrupa merkezli' moderniteyi eleştirirken  Türkiye'de pek çok insana da ilham kaynağı oldu. Siz ise öyle olmadığını söylüyorsunuz. 

-Sonuç bölümünde vurguladığım gibi kitabım, bu düşünürleri İslam dünyası hakkında konuştuklarında farklı bir gözlük taktıkları için azletmez. Ancak bu yazarlardan ilham alan insanların çok dikkatli biçimde tartmaları gereken şey: Zizek ve Baudrillard gibi düşünürlerin, fikirlerini ön plana çıkarırken Müslüman yazarlar ve İslami inançlar hakkında ne kadar bilgi sahibi olduklarıdır. Öncelikle bu yazarlarda en çok rahatsız edici şeyin Avrupa merkezcilik olduğunu düşünüyorum. Bunun yanında Batılı olmayan pek çok insanın Avrupa merkezli değişkenleri daha hazmetmeden içselleştirmeleri de başka bir sorun. 

-Bu Batı'nın öncesinde ötekileştiren sonrasında yok sayan emperyal tutumuyla ilgili bir şey değil mi? Zaten Batı merkezli dünya, Avrupa dışındaki dünyanın talebiyle değil Batı'nın barbarlığıyla kuruldu.

-Etnikmerkezcilik ve emperyalizm arasındaki ilişki ilginç olduğu kadar anlaşılması güçtür. Ancak etnikmerkezci olmak için emperyalist olmaya gerek yok. Emperyalist ülkeler kuşkusuz tarihi bakımdan her zaman küstah ve bencil olmuştur. Bunun yanında antropoloji ve çokkültürlülük, emperyalist hâkimiyet için merkezi strateji konumundadır. Bu İngiltere, Hollanda veya Fransa gibi emperyalist devletlerin er ya da geç çokkültürlü ülkeler haline geleceğinin de işaretiydi. Böylesi stratejiler ülkeleri sömürge ötekileriyle yüzleşmek zorunda bırakır. Bu bağlamda ihtiyatlı biçimde şunu iddia edebilirim: Emperyalizm, etnikmerkezciliğin sadece bir sonucu değil, çelişkili biçimde, aynı zamanda ona karşı bir tehdittir de.

HAYAL KIRIKLIĞI OLUŞTURAN YAZARLAR

-Oryantalizmde yekpare bir İslam coğrafyası algısından söz edilebilir mi? Foucault'nun Tunus'u, Zizek'in Irak'ı, Pamuk'un Türkiye'si arasında hangi açıdan farklar var. Oryantalizm bölgeye göre farklı mı çalışıyor?

-Harika bir soru. Gerçekten de bazı tekerrür eden motifler, bu farklı figürlerin çalışmalarını istila etmiş izlenimi veriyor; İslam dünyasının 'ortaçağlılaştırılması', değişmezliğe, bağnazlığa devamlı vurgu yapılması, arada bir mistik tabiattan dem vurulması, bunun yanında 'İslami' gibi bir kelimede olabilecek farklı nüanslara ancak kısıtlı bir farkındalık gösterilmesi. Bu özelliklerin her biri her bir yazar için geçerli olacak diye bir şart yok ama Baudrillard ve Kristeva'nın bu bağlamda hayal kırıklığına en çok uğratacak yazarlar olduğunu söyleyebilirim.

-Batılı yazarların modernite eleştirisinde, İslam'ı olumlu ya da olumsuz kullanma şeklinden ne anlıyorsunuz, biz ne anlamalıyız? 

-Buradan hep birlikte anlamamız gereken: Müslüman olmayan bir yazarın eserinde İslam'ın 'ötekiliğinin' kontrol altında tutulması, radyo ve teypteki sesin kontrol altında tutulması gibidir; yazarın arzularına göre alçaltılabilir veya yükseltilebilir. Eğer bir yazar Müslümanlıkta hoşuna gitmeyen bir fikir bulursa, İslam tuşu bir uzaylı ve öteki melodisi verecek şekilde yükseltilir. Eğer hemfikir olduğu bir şey bulursa 'İslami' bağlam tonu düşer ve o şey 'evrensele' uyumlu hale getirilir.

ORHAN PAMUK İYİ BİR YAZAR AMA ORYANTALİST

-'Müslüman coğrafyadan çıkmış Batılı yazarlar' ilgi çekici bir tanım. Salman Rüşdi ve Orhan Pamuk'u da dâhil ettiğiniz bir tanım bu. Bu ve benzerleri nasıl Batılı olabiliyorlar? 

-Türkiye azımsanmayacak bir laik nüfusa sahip ülkelerden. Bu yüzden Mısır, Hindistan ve Türkiye gibi Batılı olmayan ülkelerde, laiklik, agnostiklik gibi Batılı hassasiyetlere sahip hatırı sayılır bir kitlenin var olduğunu söylemenin şaşırtıcı olduğunu düşünmüyorum. Sabancı, Koç, Boğaziçi, ODTÜ gibi yüksek düzey üniversitelerinizin çoğunun eğitim dili dahi İngilizce. Bu üniversitelerin ve benzer çevrelerin Batıya dost kanaatler üretmesi bizi hayrete düşürmemeli. 

-Orhan Pamuk'un, Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmesinin gerekçesi 'kültürlerin birbiriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler bulması' idi. Burada bahsi geçen, hangi kültürler ve hangi semboller? Burada sizin tanımızla 'Avrupaî bir hareket' görebilir miyiz? 

-Nobel'in, ister barış ödülü ister edebiyat ödülü olsun, siyasi unsurlar içermesi kaçınılmazdır. Harold Pinter [2005 Nobel Edebiyat Ödülü] vakasında olduğu gibi Pamuk vakasında da Mann, Proust ve Dostoyevski okuyan, harici 'Müslüman' bir yazarın liberal (yoksa İsveçli mi demeliydim?) fanteziler kurmaktan hoşnut olduğunu düşünüyorum. Ancak bunların hiçbiri Pamuk'un yazar olarak saygınlığını azaltamaz.

Nietzsche hem İslam'la ilgili ön yargılıdır hem İslam'ı destekler

-Ele aldığınız yazarlar 19, 20 ve 21. yüzyıl yazarları. Yeni Oryantalistlerde 'yeni' olan nedir?

-Kitapta sadece Nietzsche 19. yüzyıl figürü olarak ortaya çıkıyor. Diğer yazarların bir kısmı 20. yüzyılın ikinci yarısında etkindiler, bazıları ise hala hayatta. Evet, 'Yeni' ve 'Oryantalist' tabirlerinin bir araya gelmesi biraz ironik. Ama burada benim iddiam; bu yazarların, tamamen çağdaş ve post-metafizik bir tutum takınmalarına rağmen İslam'a karşı hala eskinin önyargılı ve tarafgir dilini kullanmalarıdır.

-Nietzsche de mi?

-Nietzsche ilginç bir vaka. Bir taraftan, saldırganlık, ortaçağcı ve modernlik karşıtı olma gibi Batı'nın İslam hakkında oluşturduğu bütün sabit düşünceleri sahiplenir. Diğer taraftan, Yahudi-Hıristiyan modernliği Avrupa'nın illeti olarak gördüğünden, bu sabit düşünceleri İslam'ın pozitif karakterleri olarak tasavvur eder ve bunları faal olarak (ve kışkırtıcı biçimde) destekler.

 

Etiketler:
  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim