1. YAZARLAR

  2. Necmettin Turinay

  3. İç yarası Mısır yarası!
Necmettin Turinay

Necmettin Turinay

Yazarın Tüm Yazıları >

İç yarası Mısır yarası!

A+A-

Mısır konusunu yazmak hem çok kolay, hem de çok zor!..

 Nitekim orada, Mısır halkının çektiği hürriyetsizlik, İsrail’le yürütülen dış politikanın bir zarureti olarak sunuluyor. Sonra kalkıp, kırk yıllık despotizmi bu sefer, “demokrasi gelirse Müslüman Kardeşler’e de razı olmanız gerekir” biçiminde, Batı’ya karşı da pazarlamalar başlıyor. Yani hadisenin bu yönlü bir tasviri ve tahlili, hiç mi hiç zor değil.

Fakat Mısır denilince biraz durmak ve düşünmek de gerekiyor. Nitekim bunun ilk işaretini de Hüsnü Mübarek verdi. “Ben ülkemde ölmek istiyorum” demedi mi? Yani Mısırlı diktatör bu haliyle kendisine, Zeynel Abidin bin Ali muamelesi yapılamayacağını söylemiş oluyor.

Dolayısıyla Ortadoğu’da Mısır’ın bir farkı bulunduğunu, hiç mi hiç hatırdan çıkarmamak icabediyor. Bunları söylerken de kastım, kuşkusuz Hüsnü Mübarek’i mazur görmeye davet değil. Fakat Mısır’ı tanımak ve ona göre tavır takınmak noktasından da uzak değil!..

Dikkat edilirse devrim sürecindeki Mısır Firavun’larla, Nil’le ve Ehram’larla özdeştirilerek yorumlandı, tasvir edildi. Fakat Mısır’ı tanımlama noktasında bu unsurların kâfi geleceğini hiç mi hiç sanmıyorum. Dolayısıyla Mısır halkının ve yönetim kadrosunun tarihsel konumunu ve psikolojisini, bunca gelişmenin ardından, daha sakin bir tutumla yazmak ihtiyacı doğuyor içimde!..

Bir defa bizim farkına varmadığımız biçimde, bir “onur duygusu” var bu ülkede. Toplum seviyesinden baktığımızda, tahminlerin ötesinde bir anti-emperyalist damar söz konusu!.. Özellikle de Birinci Dünya Savaşı şartlarında gelişmeye başlamış, Müslüman Kardeşler tarafından da ete-kemiğe büründürülmüş yüksek bir tavır bu!..

Nitekim Nasır darbesinin muvaffak olmasının altında da, Müslüman Kardeşler’in meydana getirdiği bu olumlu hava mevcuttur. Fakat aynen Türkiye’de, Menderes’le İslâmi kesimler arasına 1952’de Malatya suikastı girdiği gibi; Nasır’la Müslüman Kardeşler arasına da bir başka kara kedi girdi ve Nasır’la araları bozulmaktan kurtulamadı. Yani Nasır da aynen Menderes gibi, kendi ayağına kurşun sıkmış gibi bir şey oldu.

Mısır’ın ikinci bir özelliği de, Batıcı güçler karşısında, hiç olmazsa yönetim bazında, uyumlu ve munis bir tutum takınmasıdır. Cihan Savaşı sonrası yönetimlerde bunu gördüğümüz gibi, 1970’lerden bu yana da Mısır batıya karşı hep aynı tutumu sergiliyor. Dolayısıyla Nasır dönemi bunda bir istisna teşkil edebilir. Fakat onun da nihayetinde, iki bloklu dünyada, Sovyet kartına oynamak şansından kaynaklandığı unutulamaz.

Yani Mısır halkı anti-emperyalist, sömürgecilik karşıtı politikalarla dopdolu yaşarken; bunun tam aksine Mısır yönetimleri, halkın kin beslediği Batıcı güçlerle uyum içinde bir çizgi takip ederler, etmek isterler. Dolayısıyla Mısır’ın trajedisi de burada yatar.

İşte bu iki keskin kutubu hem tatmin, hem de telâfi sadedinde, Mısır’ın geliştirdiği ve azdırdığı bir başka alternatif daha söz konusudur. Sözünü ettiğimiz alternatif Mısır’da, zaman zaman öyle kullanılmaktadır ki, bir yandan halkın sömürgecilik karşıtı ruhunu tatmine yarıyor, öbür yandan da Mısır yönetimlerinin batıcı emperyalist güçlerle aynı yatağı paylaştıkları gerçeğini perdelemeye kadar varıp dayanıyor.

Dolayısıyla ilk başlarda işaret ettiğimiz, Mısır’a has “onur duygusu”, işte burada karşınıza çıkmaktadır. Yani Mısır yönetimleri, neredeyse Nasır döneminden bu yana, her ihtiyaç duyduğu anda, garip bir Türkiye karşıtlığı üretmekten asla kurtulamamaktadır. Bu karşıtlık rolü Nasır ve Menderes döneminde o kadar aşırı kullanıldı ki, bundan hem Mısır hem Türkiye korkunç zararlara uğradı. Mısır’da bu problem asla unutturulmak istenmez ve yönetimler de, ihtiyaç duydukları her durumda bu manivelâyı harekete geçirmekten geri kalmazlar. Dolayısıyla Mısır yönetimlerinin batılı güçlerle saklı-gizli iş çevirdiği her dönemde, bu tarihi/siyasi yorum dalgası Mısır basınında depreşir durur.

Yani sizin anlayacağınız, Türkiye’nin üç-beş yıldır sürdürdüğü Ortadoğu politikasından Mısır ziyadesiyle rahatsızdır. Hele de şimdilerde, Türkiye başbakanının etrafında oluşan yüksek havadan!.. Mısır üst yönetimi, üst seviyedeki ordu yetkilileri ve bir de köksüz ve kölemen ruhlu Mısır aristokrasisi!..

Dolayısıyla Türk dış politikasının Mısır’da nasıl engebeli bir arazide yol aldığını unutmamak gerekir. Bir de tabii, tarihsel kökleri de bulunan bir izzeti nefis duygusunu asla rencide etmemek!..

Zira bildiğimiz kadarıyla Türkiye, Mısır-İran dalaşması seviyesine asla tenezzül etmez. Bunun yerine bilakis, ileride (İran-Türkiye-Mısır) arasında, sağlam bir sacayağı tesis etmek ister. Çünkü böyle bir politika; tarihte yapılamayanı yapmak, başarılamayanı başarmak anlamına gelir.

Lütfen dikkat!.. Nasır dönemindeki hatalara, ferasetimizi kurban etmeyelim!..

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT