1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. ‘İç-Savaş’ Yolunu Tıkama Çabalarına Destek
‘İç-Savaş’ Yolunu Tıkama Çabalarına Destek

‘İç-Savaş’ Yolunu Tıkama Çabalarına Destek

Müslümanlar olarak, hayırlı yönde atılan adımlara, basit hesab ve düşünce(sizlik)lerle köstek olmayıp desteklemek, müslüman coğrafyalarının bu kesiminde akmakta olan kanlı boğuşmanın sona ermesi için, herkes elinden gelen çabayı göstermelidir.

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil

‘İç-Savaş’ Yolunu Tıkama Çabalarına Destek Sorumluluğumuz

Bugünlerde, Türkiye’nin son 30 yılına damgasını vurmuş olan ve terör mes’elesi diye isimlendirilse bile, gerçekte bir iç- savaş şeklinde gelişen buhranın, krizin çözülmesi yolunda önemli adımlar atılıyor.

Bu arada, yıllardır, teröre karşı mücadele için, Öcalan’ı adres olarak gösteren BDP de, sözünün dinlenmiş olmasının mutluluğunu yaşıyordur herhalde.. Çünkü artık, Öcalan’la açık görüşmeler yapılıyor ve o da özellikle MİT’in gözcülüğünde yapılan bu görüşmelerden ve bizzat MİT’ten çok umutlu olduğunu hissettiren ifadeler kullanıyor. Hatırlayalım ki, geçmişteki bir MİT Müsteşarı, ’9 yıl oldu, biz Öcalan’la bir kez bile görüşemedik, onun korunması askerlerin elinde..’ şeklinde yakınmıştı.

Konunun daha iyi anlaşılması için şu anekdotun aktarılmasında da fayda olsa gerek.. Adalet eski bakanlarından M. Ali Şahin, birkaç ay önce şöyle demişti, (özetle): ’Adalet Bakanı olduğum sırada, bir gün MİT Müsteşarı ziyaretime geldi ve Öcalan’la görüşmeye gideceğini ve özel bir isteğimin olup olmadığını sordu..

Gerekli olanları söyledim ve 10 gün kadar sonra tekrar geldi MİT Müsteşarı.. Görüşmenin nasıl geçtiğini sordum. Görüşemediğini söyledi. Hayret etmiştim.. Sebebini sorduğumda anlaşılmıştı ki, Bursa Garnizon Komutanı, MİT Müsteşarı’nın İmralı’ya gitmesine izin vermemişti’!!

Evet, böylesine dönemlerden geçildi.

Şimdi artık, o engellemeler ve askerin kendisine göre bir siyaset proğramı ve Öcalan’a da bir hatt-ı hareket belirlemesi dönemi geride kalmışa benziyor..

 

’Derin Devlet’ güçleri büyük çapta etkisiz hale gelmişken..

Unutulmamalıdır ki, 13 senedir İmralı’da tutulan ve son 1 senesi hariç, 12 senesi yapa-yalnız bir odada tutulan Öcalan, sadece son 1 yıldır, yanına verilen 3-5 kişi ile hiç değilse günde bir-kaç saat görüşme imkanı bulabiliyor, anlaşıldığına göre.. Yılları, böylesi bir tecrid ve yalnızlık içinde geçen bir insanın psikolojik açıdan nasıl olduğu/ olacağı hakkında tahminde bulunmak zor olmasa gerek..

Esasen, onunla yapılan görüşmenin tutanaklarından açıklanan -ve bunun için de, kendi içlerindeki ’fare’ler eliyle dışarıya sızdırıldığı, sonunda BDP’ce itiraf edilmek ve özür dilenmek zorunda kalınan- Öcalan’a aid güç gösterili beyan ve iddiaların ne kadar sağlıklı bir kafa yapısının ürünü olduğunu ayrıca zikretmeye gerek yok.. Bu, onun şartlarında normal de karşılanabilir. Hele, ’MİT Başkanı’nın tutuklanmasını ben önledim, darbeyi ben önledim, AK Parti’ye iktidarı altın tepsi içinde sunan da benim!’ gibi sözler karşısında, başka izahlar yapılamaz.. Ortada bir megalomania’nın, kendisini en büyük görme saplantısının varlığından söz edilebilir ki, bunu siyasî mücadeleler içinde olan niceleri için de fazla görmemek gerekir. Çünkü, liderlik iddiası, çoğu kimseyi, kendisinin vazgeçilmez olduğu saplantısına sürükler. Bunun hem bizim son yüzyıllık tarihimizde, hem de dünya tarihinde bunun sayısız örnekleri vardır..

Kezâ, MİT’le işbirliğinden bu kadar memnun olduğu o notlarda da görülen Öcalan’ın bu durumu, tarafdarları-bağlıları üzerinde nasıl bir etki uyandırdığının tesbiti ayrı bir mes’eledir.

Belki Öcalan’ın ve tarafdarlarının tek tesellisi, onun, PKK örgütü ve tarafdarları üzerinde hâlâ da etkili olduğunu isbatlamış olmaları olsa gerek.. Bu da tamamen yanlış sayılamaz, herhalde.. Hatırlanmalı ki, 5-6 ay öncelerde hapishanelerde ülke çapında başlatılan ve 600 küsur mahkûm veya tutuklun başlattığı ve onlarca kişinin ölüm sınırına yaklaştığı açlık grevlerinin durdurulması için Hükûmet’çe gösterilen çabalardan netice alınamazken, onun bir işareti o eylemleri durdurmaya yetmişti..

Hükûmet de, o eylemlerin ölümlerle neticelenmesinden derin tedirginlik duyarken, Öcalan’ın o eylemciler üzerindeki etkisini net olarak görmek fırsatını bir kez daha bulmuştu..

*

İşin bu tarafı, karşılıklı parmak ısırma yarışı halet-i ruhiyesi içinde geçti denilebilir.

*

Ancak, görülmesi gereken ilginç bir nokta, Öcalan’ın artık eski zannlarından kurtulmuş olması ihtimalidir. Çünkü o, eskiden Derin Devlet güçlerine, askerlere umut bağlamışken, artık ve AK Parti hükûmeti’ni ’M. Kemal Cumhuriyeti bitti, Tarikatlar Cumhuriyeti başladı..’ diyecek kadar ve TSK içinde hep var olagelen darbe heveslisi kemalist askerler kesiminin hoşuna gidecek şekilde suçladığı AK Parti Hükûmeti’nin, ülkedeki Derin Devlet güçlerini büyük çapta kontrol altına aldığını görünce, yeni siyasetler geliştiriyor.

Ayrıca, bu noktaya gelinmesinde, güvenlik güçlerinin hele de son bir yıla yakın süre içinde, gerilla/ çete savaşlarına karşı sergilediği mukabil taktiklerin etkili olmasının PKK üzerinde bir moral bozukluğu meydana getirdiği iddialarının kenarından da kolayca teğet geçilemez, herhalde..

 

’Yerleşim birimlerini ele geçirmek’ taktiğinin tutmaması önemliydi.

Öte yandan, PKK silahlı eylemcileri, 5-6 ay öncesinde, Şemdinli, Uludere gibi yerleşim birimlerini ele geçirmek için, geceleri yüzlerce kişiyle başlattığı saldırılardan netice alamamıştı, - o günlerde BDP lideri Selahattin Demirtaş’ın, ’bugün 400 km. karelik bir alan PKK’nın kontrolündedir’ demesine rağmen..- Ve, PKK silahlı unsurlarına ağır kayıplar verdirilmişti..

Halbuki o saldırıların hedefi, sivil yerleşim birimlerindeki devlet kontrolünü kırıp, o yerlerde kendi hâkimiyetlerini ilân etmek ve bunun diğer şehirlere de sıçramasını sağlamak ve hükûmetin de, bu sivil yerleşimi birimlerini, -tıpkı Beşşar Esed’in Suriye’de yaptığı gibi- ülke bütünlüğünü korumak adına, bombardımanlarla ezip geçmesinin yolunu açmak idi.

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT