1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. 'İade'yi beklerken
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

'İade'yi beklerken

A+A-

Raportör raporunu tamamladı ve mahkemeye teslim etti. Şimdi sıra mahkemede; “iade” mi yoksa yola devam mı? Mahkeme üyeleri önlerine gelen raporu bugün ve yarın inceledikten sonra karar için bir araya gelecekler.

Hatırlayanlar vardır belki; “iddianame”nin açıklanmasının hemen ertesinde peş peşe yayımladığım iki yazıda mahkemeden “iade” kararının çıkacağını beklediğimi belirtmiştim. Beklentim bugün de aynı yönde, yani “iyimser”im. “Ergenekon” çerçevesinde yaşanan gelişmelerden, yapılan yorumlardan sonra beklentim daha da artmış durumda. Bunca gelişmeden sonra “hukuk ve siyaset” arasında demokrasilerde her zaman varolan gerilimin hukuk ve siyaset aleyhine bir kere daha ağır yara almasına mahkemenin izin vermeyeceğini düşünüyorum. Sadece “Yargı lehine” çıkacak bir karar ülkenin kaybetmemesi gereken siyasi ve hukuksal değerlerini inanılmaz biçimde sarsacaktır. Mahkemenin buna izin-fırsat vereceğini –bugüne kadar karşılaştığımız ve bizi kütümserliğe sevkeden birçok dosyaya rağmen– bu sefer sanmıyorum.

Prof. Zühtü Arslan, dün Zaman gazetesinde yayımladığı “Anayasa Mahkemesi iddianameyi iade edelebir mi?” başlıklı yazısında, iddianamede bulunan “iki temel hukuki hatanın” iade gerekçesi oluşturabileceğini söylüyor: “Bunlardan birincisi, iddianamenin Anayasa Mahkemesi'nde görülmekte olan bir davaya müdahale niteliği taşımasıdır. İkisincisi de Anayasa'ya göre hukuken sorumsuz olan Cumhurbaşkanı'nın daha önceki bazı açıklamalarından dolayı iddianameye dahil edilmesi ve hakkında siyasi yasak talep edilmesidir.”

Tahmin ettiğiniz gibi, değerli anayasa hukukçusunun birinci hukuki hata dediği, Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişiklikle ilgilidir. “Yasama organı tarafından yürürlükten kaldırılıncaya veya Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilenceye kadar” yürürlükte olan bu değişikliğin de iddianamede yer alıyor olması, gerçekten de büyük bir “hukuki hata”dır. Oysa Arslan'ın haklı tespitiyle, Yargıtay cumhuriyet başsavcısı hazırladığı “iddianame” ile, sadece cumhurbaşkanına ve Meclis'in beşte biri oranında milletvekiline tanınmış olan bir yetkiye (anayasa değişikliklerinin anayasaya aykırılığını ileri sürmek yetkisi) ortak çıkmak istemektedir. Dolayasıyla, “Mahkeme önünde zaten görülmekte olan iptal davasına doğrudan müdahale anlamına” gelen bu girişim apaçık olarak bir “iade nedeni”dir.

Profesörün bu değerlendirmesi konuya ilişkin hiçbir açık kapı bırakmayan cinsten. Arslan, sözünü ettiğimiz bu “iade nedeni”ne ilişkin dile getirilebilecek temel itirazı da peşinen çürütüyor: “Denebilir ki, Anayasa Mahkemesi'nin yapacağı denetim şekil denetimidir, oysa iddianame esasa ilişkin bir iddiada bulunuyor. Doğrudur. Ancak, şekil denetimi altında Anayasa mahkemesi'nin 'teklif edilebilirlik' açısından bir denetim yapabileceği, dolayısıyla 'iptal', 'yok hükmünde sayma' veya 'yorumlu ret' gibi kararlar verebileceği günlerdir tartışılmıyor mu?”

Arslan'ın “iddianame”nin cumhurbaşkanıyla ilgili fasıllarına ilişkin tespiti de büyük bir “hukuki hata”ya dikkat çekmektedir: “Cumhurbaşkanı'nın, dışişleri bakanı iken yaptığı ileri sürülen bazı işlemlerin ve açıklamaların iktidar partisinin kapatılmasına gerekçe gösterilmesi ve ismine siyasi yasak istenenler listesinde yer verilmesi Anayasa'nın 105. maddesiyle bağdaşmamaktadır:”

Zühtü Arslan'ın sadece “mevzuat” çerçevesinden hareketle yaptığı bu değerlendirmenin Mahkeme tarafından dikkate alınmaması, söylediğim gibi, yüksek yargının zaten epeyce hırpalanmış imajını kim bilir ne hale getirecektir.

Demek ki sadece “mevzuat” açısından bile beklentinin iddianamenin “iadesi” yolunda olması gerekmektedir. Peki ya (Arslan'ın da bir miktar değindiği) “mevzuat dışı” olarak niteleyebileceğimiz nedenler?

Bu nedenlerden bazılarını da –çok geç olmadan– yarın gözden geçirelim.

Yeni Şafak Gazetesi

YAZIYA YORUM KAT